İçinde bu olan 5 harfli 67 kelime var. İçerisinde BU bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında bu olan kelimeler listesine ya da Sonu bu ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BULAK
-
-
[isim]
Kaynak, pınar
-
[isim]
Kaynak, pınar
- BUTLU
-
-
[sıfat]
Budu olan
-
[sıfat]
Budu olan
- BUNLU
-
-
[sıfat]
Sıkıntılı
-
[sıfat]
Sıkıntılı
- ZEBUN
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[sıfat]
Güçsüz, zayıf, âciz
- "İnsan gözünden ziyade, bu kafese konmuş vahşi, yırtıcı hayvanların, içleri hırs, haşinlik ve ürkeklikle dolu, heybetli fakat zebun gözlerine benziyordu." (Refik Halit Karay)
- "Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek." (Yavuz. Sultan Selim)
- "Bir zaman gelir ki sırf kendi icadımız olan bir his elinde zebun kalırız." (Hüseyin Cahit Yalçın)
-
[sıfat]
Güçsüz, zayıf, âciz
- BUGÜN
-
-
[isim]
İçinde bulunduğumuz gün
- "Bugünün işini yarına bırakma."
- "Bugünden yarına yiyecek ekmeği olmayanlar için para ve mal her şeyden üstündür." (Reşat Nuri Güntekin)
-
İçinde bulunduğumuz çağ, zaman
- "Bugünün çoluğu çocuğu hep sakallı." (Haldun Taner)
-
[zarf]
İçinde bulunduğumuz günde
- "Bugün hava güzel."
-
[isim]
İçinde bulunduğumuz gün
- BUDAK
-
-
[isim]
Ağacın dal olacak sürgünü
-
Dalın gövde içindeki başlangıç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm
-
[isim]
Ağacın dal olacak sürgünü
- BUCAK
-
-
[isim]
Kenar, köşe, yer
- "Bunlardan sonra köşede, bucakta, kendi âleminde yaşayan Türkler vardı." (Yahya Kemal Beyatlı)
-
İlçelerin, bir müdürle yönetilen bölümlerinden her biri, nahiye
-
[isim]
Kenar, köşe, yer
- TABUT
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Ölünün içine konulduğu sandık biçiminde araç, sal
- "Eskiden tabutlar arkasında para ile tutulmuş ağlayıcılar giderdi." (Falih Rıfkı Atay)
-
İçine yumurta konan uzun sandık
-
[isim]
Ölünün içine konulduğu sandık biçiminde araç, sal
- KABUK
-
-
[isim]
Bir şeyin üstünü kaplayan ve onu dış etkilere karşı koruyan, kendiliğinden oluşmuş sertçe bölüm, kışır
- "Ağaç kabuğu."
- "Meyve kabuğu."
- "Midye kabuğu."
- "Hani, insanın bir yerinde bir çıban çıkar da kabuk tutar." (Burhan Felek)
-
Ekmeğin pişme sırasında içinden daha çok sertleşen dış bölümü
-
Bir sıvı veya gazı dıştan saran, sert katman
- "Yer kabuğu."
-
Deri üzerinde bir yaranın veya sivilcenin kurumasıyla oluşan sertçe bölüm
-
Bir hayvanı dıştan örten kitinli, kalkerli, silisli, kemiksi veya boynuzsu örtü, kavkı
- "Herhâlde kabuklu bir deniz hayvanının kabuğu kesmiş olacak." (Sait Faik Abasıyanık)
-
[isim]
Bir şeyin üstünü kaplayan ve onu dış etkilere karşı koruyan, kendiliğinden oluşmuş sertçe bölüm, kışır
- ZEBUR
- ...
- BABUN
- ...
- BUNMA
-
-
[isim]
Bunmak durumu
-
[isim]
Bunmak durumu
- BURSA
- ...
- LOBUT
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Kalın, kısa ve düzgün sopa
- "Yaradana sığınıp Osmanlı tokadını çarptık mı adamı lobut yemişe çeviren biz değil miydik?" (Atilla İlhan)
-
Kol gücünü geliştirmek için kullanılan, gürgenden jimnastik aracı
-
[isim]
Kalın, kısa ve düzgün sopa
- BUĞUR
-
-
[isim]
Buğra
-
[isim]
Buğra
- BUZCU
-
-
[isim]
Buz satan kimse
-
[isim]
Buz satan kimse
- ÇABUK
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[sıfat]
Aceleci
- "Çabuk ve kolay bir konuşma tarzı vardı." (Reşat Nuri Güntekin)
- "Çağırınız kuzum, rica ederim çağırınız hem biraz çabuk olunuz" (Peyami Safa)
-
[zarf]
Alışılandan veya gösterilenden daha kısa bir zamanda, tez, yavaş karşıtı
- "Yazıma çabuk cevap geldi." (Aka Gündüz)
-
[ünlem]
"Acele et, oyalanma" anlamlarında bir seslenme sözü
-
[sıfat]
Aceleci
- BUĞRA
-
-
[isim]
Erkek deve, iki hörgüçlü deve, buğur
-
[isim]
Erkek deve, iki hörgüçlü deve, buğur
- BUŞON
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Şişeyi kapatmaya yarayan tapa
-
[isim]
Şişeyi kapatmaya yarayan tapa
- KABUL
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olma
- "Her mihnet kabulüm yeter ki / Gün eksilmesin penceremden." (Cahit Sıtkı Tarancı)
- "Kabul ettiler, meclis dağıldı." (Memduh Şevket Esendal)
-
Konukları veya işi olanları yanına, katına alma
- "Kış yaklaştığı için Nevin'in hafta başı kabulleri hararetleniyordu." (Peyami Safa)
- "... beni bahçesinde çınar ve dut ağaçlarının gölgesinde kabul etti." (Ahmet Haşim)
-
Sunulan bir şeyi, armağanı alma
-
Bir öneriyi uygun bulma, onaylama
-
Bir yere alınma
- "Okula kabulüm için dilekçe verdim."
-
Akseptans
-
[isim]
Bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olma