İçinde ban olan 7 harfli 34 kelime var. İçerisinde BAN bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ban olan kelimeler listesine ya da sonu ban ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ban Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
BAN
2 Harfli Kelimeler
AB, AN
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- DİDEBAN
-
Kelime Kökeni: Farsça dīdebān
-
[isim, eskimiş, hukuk]
Bakınız gümrük kolcusu
-
Bakınız gözcü
-
[isim, eskimiş, hukuk]
Bakınız gümrük kolcusu
- BANDANA
-
Kelime Kökeni: Fransızca bandana
-
[isim]
Başı değişik biçimlerde bağlamak amacıyla kullanılan büyük mendil
- "Maç yapacakları için beşinin başında kırmızı bandana, beşinin başında da siyah bandana vardı."
-
[isim]
Başı değişik biçimlerde bağlamak amacıyla kullanılan büyük mendil
- NALBANT
-
Kelime Kökeni: Arapça naʿl + Farsça bend
-
[isim]
Hayvanların ayağına nal çakan kimse
- "Odun yardı, tarlalarda çalıştı, nalbanda yardım etti."
-
[isim]
Hayvanların ayağına nal çakan kimse
- GARİBAN
-
Kelime Kökeni: Arapça ġarīb + Farsça -ān
-
[sıfat, teklifsiz konuşmada]
Kimsesiz, zavallı, garip olan
-
[sıfat, teklifsiz konuşmada]
Kimsesiz, zavallı, garip olan
- SAYEBAN
-
Kelime Kökeni: Farsça sāyebān
-
[isim, eskimiş]
Bakınız gölgelik
-
[isim, eskimiş]
Bakınız gölgelik
- ABANMAK
-
-
[-e]
Eğilerek bir şeyin, bir kimsenin üzerine kapanmak
- "Efendi, sen de ne üstüme abanıyorsun?"
-
Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak
- "Baba, 'ya Allah' nidası ile yerinden zorla, oğluna abanarak kalktı."
-
[argo]
Birine yük olarak onun sırtından geçinmeye çalışmak
-
[argo]
Bir şeyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak
- "İki herif zavallıya abanıyorlar."
-
[spor]
Boksta karşılaşma sırasında rakibine yaslanmak
-
[spor]
Futbolda topa olanca gücüyle vurmak
- "Bir çalım atarak, onu ters tarafa yatırarak olanca hızıyla topa abandı ve bir gol daha attı."
-
[-e]
Eğilerek bir şeyin, bir kimsenin üzerine kapanmak
- EDİBANE
-
Kelime Kökeni: Arapça edīb + Farsça -āne
-
[sıfat, eskimiş]
Terbiyeli, nazik olan
-
[zarf]
Edebiyatçıya yakışır bir biçimde
-
[sıfat, eskimiş]
Terbiyeli, nazik olan
- BANYOLU
-
-
[sıfat]
İçinde banyo bölümü olan
- "Banyolu, yatağı kuş tüyü yastıklı bir oda bulacaksın."
-
Banyodan henüz çıkmış (kimse)
- "Banyolusun, üzerine bir şey giy."
-
[sıfat]
İçinde banyo bölümü olan
- TABANLI
-
-
[sıfat]
Tabanı olan
-
[sıfat]
Tabanı olan
- RABBANİ
-
Kelime Kökeni: Arapça rabbānī
-
[sıfat, din bilimi]
Allah ile ilgili, Allah'a bağlı, ilahi, Allah'tan gelen
-
Kalbini ve fikrini Allah'a bağlamış ve sadece onunla meşgul olan
-
[sıfat, din bilimi]
Allah ile ilgili, Allah'a bağlı, ilahi, Allah'tan gelen
- BANİLİK
-
-
[isim]
Bani olma durumu
- "Bugün Türk içtimai heyeti, geçmişin en derin medeniyetlerinde banilik iddia eden bu Türk kavminin bugünkü çocukları açık ve salim yolu bulmuşlardır."
-
[isim]
Bani olma durumu
- TABANCA
-
-
[isim]
Kısa, hafif, cepte veya belde taşınan ateşli silah
- "Biraz eğildikleri zaman cübbelerinin arkasında tabanca kabzalarının kabartısı görülür."
-
Boyacılıkta kullanılan, basınçlı hava yardımıyla boya püskürtmeye yarayan araç
-
[isim]
Kısa, hafif, cepte veya belde taşınan ateşli silah
- BEYABAN
-
Kelime Kökeni: Farsça beyābān
-
[isim, eskimiş]
Bakınız çöl
- "Uçsuz, bucaksız beyaban insana âdeta dinî bir vect içinde hiçliğini hissettiriyor."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız çöl
- HIYABAN
-
Kelime Kökeni: Farsça ḫiyābān
-
[isim, eskimiş]
İki tarafı düzgün ağaçlı yol veya bulvar
- "Sustu bülbüller hıyaban uykuda / Esme ey bad esme canan uykuda"
-
[isim, eskimiş]
İki tarafı düzgün ağaçlı yol veya bulvar
- BANKACI
-
-
[isim]
Bankacılık işlemleri ile uğraşan veya bankada görevli kimse
- "Sonra geniş bir odada orta yaşlı bankacı kendisine yüz vermeyen yargıcın kızına saldırdı."
-
[isim]
Bankacılık işlemleri ile uğraşan veya bankada görevli kimse
- BANKOCU
-
-
[sıfat]
İplik fabrikasında pamuk ipliği yapan (kimse)
- "Fabrika patronu Nuri Has bankocu kızlardan birinin yanında durmuştu."
-
[isim]
Bakınız banko
-
[isim]
Talih oyunlarında ortada toplanan paranın hepsi için oynayan kimse
-
[mecaz]
İşini sağlama bağlayan (kimse)
-
[sıfat]
İplik fabrikasında pamuk ipliği yapan (kimse)
- BANDROL
-
Kelime Kökeni: Fransızca banderole
-
[isim]
Yırtılınca, koparılınca açıldıkları anlaşılsın diye veya süs olarak paketlere, içi dolu şişelerin ağızlarına konulan şerit veya etiket; denetim pulu
-
Satılan ürünün denetimli olduğunu belirten, devlet tarafından vergisinin alındığını gösteren, satılan şeylerin üzerine yapıştırılan etiket; denetim pulu
- "Bandrol alınabilmesi için, bandrol talebinde bulunanın yasal hak sahibi olduğunu beyan eden bir taahhütnameyi doldurması zorunludur."
-
Bayrak direğinin tepesine süs olarak konulan uzun, kumaş şerit
-
[isim]
Yırtılınca, koparılınca açıldıkları anlaşılsın diye veya süs olarak paketlere, içi dolu şişelerin ağızlarına konulan şerit veya etiket; denetim pulu
- BANDIRA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca bandiera
-
[isim]
Bir geminin hangi devlete ait olduğunu gösteren bayrak
-
Yabancı devlet bayrağı
- "Fransız bandırası."
-
[isim]
Bir geminin hangi devlete ait olduğunu gösteren bayrak
- İKEBANA
-
Kelime Kökeni: Japonca
-
[isim]
Belli kuralları olan Japon çiçek düzenleme sanatı
- "Çiçekleri, Avrupa’dan getirttiği kaktüsleri; ikebanayı Japonlardan öğrenmişti."
-
[isim]
Belli kuralları olan Japon çiçek düzenleme sanatı
- YABANCI
-
-
[sıfat]
Başka bir milletten olan, başka devlet uyruğunda olan (kimse); bigâne, ecnebi
- "Bu toprak bizimdir, içinde yabancının işi yok."
-
Başka bir milletle ilgili olan
- "Hiçbir millet, milletimizden daha çok yabancı unsurların inanç ve âdetlerine riayet etmemiştir."
-
Aileden, çevreden olmayan (kimse veya şey); el (II), namahrem
- "Ben, yabancı bir adam, neme lazım, hiç sesimi çıkarmadım."
-
Tanınmayan, bilinmeyen; yad, yadırgı
- "Yabancı müşteri giremezdi kapısından. Gelenler hep edebiyat adamlarıydı."
-
Aynı türden, aynı çeşitten olmayan
- "Yağın içinde yabancı maddeler var."
-
Bir konuda bilgisi, deneyimi olmayan
- "Bu uygulamanın yabancısıyım."
-
Belli bir yere veya kimseye özgü olmayan
- "Yabancı arabalar buraya park edemez."
-
[sıfat]
Başka bir milletten olan, başka devlet uyruğunda olan (kimse); bigâne, ecnebi