İçinde ağ olan 4 harfli 23 kelime var. İçerisinde AĞ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ağ olan kelimeler listesine ya da sonu ağ ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AĞSI
-
-
[sıfat, anatomi]
Ağ görünüşünde olan, ağ gibi örülmüş olan
-
[sıfat, anatomi]
Ağ görünüşünde olan, ağ gibi örülmüş olan
- AĞDA
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿaḳīde
-
[isim]
Kaynatılarak çok koyu ve yapışkan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu şeker eriyiği
- "... bir tepsinin altına yağ sürülerek ağda tepsiye dökülür ve dışarıya konulur, hava soğuk olduğundan ağda katılaşarak donar."
-
Şekerle yapılan ürünlerin hazırlanması veya beklemesi sırasında şekerin ulaştığı koyuluk
-
[isim]
Kaynatılarak çok koyu ve yapışkan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu şeker eriyiği
- AĞMA
-
-
[isim]
Ağmak işi
-
[gök bilimi]
Bakınız akan yıldız
-
[isim]
Ağmak işi
- AĞRI
-
-
[isim]
Sinir uçlarının şiddetli biçimde uyarılmasıyla ortaya çıkan, vücudun herhangi bir yerinde oluşan rahatsızlık hissi; veca
- "Anlaşılan kollarındaki ağrı biraz daha sürecek."
-
[isim]
Sinir uçlarının şiddetli biçimde uyarılmasıyla ortaya çıkan, vücudun herhangi bir yerinde oluşan rahatsızlık hissi; veca
- AĞCA
-
-
[sıfat]
Bakınız akça (I)
-
[sıfat]
Bakınız akça (I)
- AĞCI
-
-
[isim]
Ağ ile balık tutarak geçinen kimse
-
[isim]
Ağ ile balık tutarak geçinen kimse
- AĞVA
-
-
[isim]
İstanbul'un Şile ilçesine bağlı, Karadeniz kıyısında bir mahalle ve tatil yeri
-
[isim]
İstanbul'un Şile ilçesine bağlı, Karadeniz kıyısında bir mahalle ve tatil yeri
- AĞLI
-
-
[sıfat]
Ağı bulunan
-
[sıfat]
Ağı bulunan
- SAĞI
-
-
[isim]
Kuş gübresi
-
[isim]
Kuş gübresi
- AĞAÇ
-
-
[isim, bitki bilimi]
Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki
- "Pencerenin yakınındaki ağacın çiçekli dalları altında siyah bir kelebek uçuyordu."
-
[sıfat]
Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dallarından yapılan
- "Ancak yakın yıllardan dahi ağaç kaşıklar günümüze kadar gelememiştir."
-
Bakınız kereste
- "Rendelenmiş ağaç kokusu, hızar veya planya sesi, bir çivinin ağaca gömülmesi mest ediyordu beni."
-
[isim, bitki bilimi]
Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki
- ÇAĞA
-
-
[isim, ağızlardan]
Küçük çocuk
-
[isim, ağızlardan]
Küçük çocuk
- YAĞI
-
-
[isim, eskimiş]
Bakınız düşman
- "Yağı basar, uğru çapar, tek başıma barınamam, ölürüm."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız düşman
- DAĞİ
-
Kelime Kökeni: Türkçe dağ + Arapça -ī
-
[isim, müzik]
Dağlık bölgelerde söylenen türkülerin makamı
-
[isim, müzik]
Dağlık bölgelerde söylenen türkülerin makamı
- BAĞI
-
-
[isim]
Bakınız göz bağı
-
[isim]
Bakınız göz bağı
- AĞIZ
-
-
[isim]
Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü
-
[isim]
Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü
- BAĞA
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kaplumbağa
-
Deniz kaplumbağasının kabuğu
-
Kaplumbağa kabuğu
- "Bağanın ne olduğunu biliyorsun değil mi Meryem, kaplumbağanın sırtını kaplayan kabuktur."
-
Bakınız ur
-
[sıfat]
Kaplumbağa kabuğundan yapılmış veya bu kabuğu andırır biçimde olan
- "Bağa gözlük."
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kaplumbağa
- AĞIŞ
-
-
[isim]
Ağmak işi
- "Gençlikten orta yaşa, orta yaştan yaşlılığa ağışını birlikte yaşadığım bu ev..."
-
Su buharının ve başka gazların yerden havaya doğru çıkışı, yağış karşıtı
-
[isim]
Ağmak işi
- AĞIR
-
-
[sıfat]
Tartıda çok çeken; kilolu, sakil, hafif karşıtı
-
Çapı, boyutu büyük
- "Ağır top."
-
Bakınız yavaş
- "Adam ağır adımlarla gelip masanın başına geçiyor."
-
Bakınız yoğun
- "Evin sofasına girer girmez kendisini ağır bir duman karşıladı."
-
Çok az işiten (kulak)
-
[mecaz]
Gösterişi fazla olmayan, ciddi olan
- "Ağır kıyafeti ile muhite uymayan Canan'ın yanında, ne kadar rahat ve sadeydi."
-
Bakınız değerli
- "Hiçbir yerden bir ses çıkmamış, kimse bir söz söylememişti. Yalnız Yumru kendi kendine taş yerinde ağırdır dedi."
-
[mecaz]
Bakınız çetin
- "Denizcilik tarihinin en ağır sorumluluklarından birini üzerine alıyordu."
-
[mecaz]
Sıkıntı veren, bunaltan; sakil
- "Sanki ağır bir yükün altından kurtuldum."
-
[mecaz]
Dokunaklı, kırıcı, insanın gücüne giden
- "Kızmıştım, Keziban'a söylenecek şöyle ağır bir söz arıyordum."
-
[mecaz]
Bakınız ağırbaşlı
- "Bu, on dokuz yaşında ufak tefek bir kızdı fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağırdı."
-
[mecaz]
Keskin, boğucu (koku)
- "Bu koku, en hafif rüzgârla burnu kuvvetli bir adama uzaktan kendini hissettirecek kadar ağırdır."
-
Bakınız kısık
- "Ağaya pek duyurmak istemeyen ağır bir sesle kulağıma eğildi."
-
[mecaz]
Davranışları yavaş olan
-
[mecaz]
Sindirimi güç (yiyecek)
- "Ağır bir yemek."
-
[isim, spor]
Bakınız ağır sıklet
- "Yıllarca ağırda güreşti."
-
[zarf]
Yavaş bir biçimde
- "Cüneyt Bey sözlerini tartıyormuş gibi ağır söylüyordu."
-
[sıfat]
Tartıda çok çeken; kilolu, sakil, hafif karşıtı
- AĞIT
-
-
[isim]
Ölenin iyi niteliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren söz veya ezgi
- "Bir ağıtla mendillerinin, yazmalarının ucuna düğüm attılar."
-
[mecaz]
Gelinin arkasından niteliklerini anlatan söz veya ezgi
-
[edebiyat]
Ölen bir kimsenin gençliğini, güzelliğini, iyiliklerini, değerlerini, arkada bıraktıklarının acılarını, büyük felaketlerin acılı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazılan yazı; deme, sagu (II), mersiye
- "Rahman'ın sazı susmuş, okuduğu ağıt bitmiştir."
-
[isim]
Ölenin iyi niteliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren söz veya ezgi
- OTAĞ
-
-
[isim, tarih]
Büyük ve süslü çadır; çerge
-
[isim, tarih]
Büyük ve süslü çadır; çerge