İçinde ağ olan 4 harfli 23 kelime var. İçerisinde AĞ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ağ olan kelimeler listesine ya da sonu ağ ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AĞSI

  1. [sıfat, anatomi] Ağ görünüşünde olan, ağ gibi örülmüş olan
AĞDA

Kelime Kökeni: Arapça ʿaḳīde

  1. [isim] Kaynatılarak çok koyu ve yapışkan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu şeker eriyiği
    • "... bir tepsinin altına yağ sürülerek ağda tepsiye dökülür ve dışarıya konulur, hava soğuk olduğundan ağda katılaşarak donar." (Mahmud Selim Gürsel)
  2. Şekerle yapılan ürünlerin hazırlanması veya beklemesi sırasında şekerin ulaştığı koyuluk
AĞMA

  1. [isim] Ağmak işi
  2. [gök bilimi] Bakınız akan yıldız
AĞRI

  1. [isim] Sinir uçlarının şiddetli biçimde uyarılmasıyla ortaya çıkan, vücudun herhangi bir yerinde oluşan rahatsızlık hissi; veca
    • "Anlaşılan kollarındaki ağrı biraz daha sürecek." (Ahmet Ümit)
AĞCA

  1. [sıfat] Bakınız akça (I)
AĞCI

  1. [isim] Ağ ile balık tutarak geçinen kimse
AĞVA

  1. [isim] İstanbul'un Şile ilçesine bağlı, Karadeniz kıyısında bir mahalle ve tatil yeri
AĞLI

  1. [sıfat] Ağı bulunan
SAĞI

  1. [isim] Kuş gübresi
AĞAÇ

  1. [isim, bitki bilimi] Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki
    • "Pencerenin yakınındaki ağacın çiçekli dalları altında siyah bir kelebek uçuyordu." (Ömer Seyfettin)
  2. [sıfat] Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dallarından yapılan
    • "Ancak yakın yıllardan dahi ağaç kaşıklar günümüze kadar gelememiştir." (Naci Eren)
  3. Bakınız kereste
    • "Rendelenmiş ağaç kokusu, hızar veya planya sesi, bir çivinin ağaca gömülmesi mest ediyordu beni." (Cemil Kavukçu)
ÇAĞA

  1. [isim, ağızlardan] Küçük çocuk
YAĞI

  1. [isim, eskimiş] Bakınız düşman
    • "Yağı basar, uğru çapar, tek başıma barınamam, ölürüm." (Memduh Şevket Esendal)
DAĞİ

Kelime Kökeni: Türkçe dağ + Arapça -ī

  1. [isim, müzik] Dağlık bölgelerde söylenen türkülerin makamı
BAĞI

  1. [isim] Bakınız göz bağı
AĞIZ

  1. [isim] Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü
BAĞA

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız kaplumbağa
  2. Deniz kaplumbağasının kabuğu
  3. Kaplumbağa kabuğu
    • "Bağanın ne olduğunu biliyorsun değil mi Meryem, kaplumbağanın sırtını kaplayan kabuktur." (Emine Işınsu)
  4. Bakınız ur
  5. [sıfat] Kaplumbağa kabuğundan yapılmış veya bu kabuğu andırır biçimde olan
    • "Bağa gözlük."
AĞIŞ

  1. [isim] Ağmak işi
    • "Gençlikten orta yaşa, orta yaştan yaşlılığa ağışını birlikte yaşadığım bu ev..." (Adalet Ağaoğlu)
  2. Su buharının ve başka gazların yerden havaya doğru çıkışı, yağış karşıtı
AĞIR

  1. [sıfat] Tartıda çok çeken; kilolu, sakil, hafif karşıtı
  2. Çapı, boyutu büyük
    • "Ağır top."
  3. Bakınız yavaş
    • "Adam ağır adımlarla gelip masanın başına geçiyor." (Esat Mahmut Karakurt)
  4. Bakınız yoğun
    • "Evin sofasına girer girmez kendisini ağır bir duman karşıladı." (Abbas Sayar)
  5. Çok az işiten (kulak)
  6. [mecaz] Gösterişi fazla olmayan, ciddi olan
    • "Ağır kıyafeti ile muhite uymayan Canan'ın yanında, ne kadar rahat ve sadeydi." (Mithat Cemal Kuntay)
  7. Bakınız değerli
    • "Hiçbir yerden bir ses çıkmamış, kimse bir söz söylememişti. Yalnız Yumru kendi kendine taş yerinde ağırdır dedi." (Hüseyin Nihal Atsız)
  8. [mecaz] Bakınız çetin
    • "Denizcilik tarihinin en ağır sorumluluklarından birini üzerine alıyordu." (Feridun Fazıl Tülbentçi)
  9. [mecaz] Sıkıntı veren, bunaltan; sakil
    • "Sanki ağır bir yükün altından kurtuldum." (Ömer Seyfettin)
  10. [mecaz] Dokunaklı, kırıcı, insanın gücüne giden
    • "Kızmıştım, Keziban'a söylenecek şöyle ağır bir söz arıyordum." (Nurullah Ataç)
  11. [mecaz] Bakınız ağırbaşlı
    • "Bu, on dokuz yaşında ufak tefek bir kızdı fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağırdı." (Halide Edip Adıvar)
  12. [mecaz] Keskin, boğucu (koku)
    • "Bu koku, en hafif rüzgârla burnu kuvvetli bir adama uzaktan kendini hissettirecek kadar ağırdır." (Falih Rıfkı Atay)
  13. Bakınız kısık
    • "Ağaya pek duyurmak istemeyen ağır bir sesle kulağıma eğildi." (Osman Cemal Kaygılı)
  14. [mecaz] Davranışları yavaş olan
  15. [mecaz] Sindirimi güç (yiyecek)
    • "Ağır bir yemek."
  16. [isim, spor] Bakınız ağır sıklet
    • "Yıllarca ağırda güreşti."
  17. [zarf] Yavaş bir biçimde
    • "Cüneyt Bey sözlerini tartıyormuş gibi ağır söylüyordu." (Etem İzzet Benice)
AĞIT

  1. [isim] Ölenin iyi niteliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren söz veya ezgi
    • "Bir ağıtla mendillerinin, yazmalarının ucuna düğüm attılar." (Lâtife Tekin)
  2. [mecaz] Gelinin arkasından niteliklerini anlatan söz veya ezgi
  3. [edebiyat] Ölen bir kimsenin gençliğini, güzelliğini, iyiliklerini, değerlerini, arkada bıraktıklarının acılarını, büyük felaketlerin acılı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazılan yazı; deme, sagu (II), mersiye
    • "Rahman'ın sazı susmuş, okuduğu ağıt bitmiştir." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
OTAĞ

  1. [isim, tarih] Büyük ve süslü çadır; çerge
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü