İçinde aza olan 8 harfli 35 kelime var. İçerisinde AZA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında aza olan kelimeler listesine ya da sonu aza ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Aza Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A A Z

3 Harfli Kelimeler

AZA

2 Harfli Kelimeler

AZ

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AZAMETLİ

  1. [sıfat] Bakınız ulu
  2. Bakınız gururlu
    • "Kendisi gayet titiz, kibirli, azametli, öfkeli olduğu için hizmetçileri ve adamları korkarlar imiş." (Ahmet Rasim)
  3. Bakınız görkemli
    • "Hayvancağızlar, incecik ayakları üstünde bu azametli güzellik yükünü taşımak kendilerine ağır geliyor gibi bazen titremeye başlarlar." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  4. Bakınız kurumlu (II)
AZARLAMA

  1. [isim] Azarlamak işi; fırça, muaheze, papara, paylama, zılgıt, takaza, tekdir, tevbih, saparta
    • "Büyük abla, kapının yanındaki iskemlenin üstünden fesimi aldığımı görünce çığlık çığlığa beni azarlamaya başladı." (Reşat Nuri Güntekin)
MAĞAZACI

  1. [isim] Mağazası olan veya mağaza işleten kimse
  2. [eskimiş] Depo bekçisi
KAZAYAĞI

  1. [isim] Çok kollu çengel
  2. Bir dikişin kenarlarını tutturmak için çaprazlama yapılan teyel; Hristo teyeli
  3. İki ayrı yolun birleşip tek yol hâline geldiği kavşak
  4. [mecaz] Göz kenarlarında oluşan kırışıklık
  5. [denizcilik] İki ucundan herhangi bir yere bağlanmış bir halatın, başka bir halatla ortasından terazilenmiş durumu
KALPAZAN

Kelime Kökeni: Arapça ḳalb + Farsça -zen

  1. [isim] Sahte para basan veya piyasaya süren kimse
  2. [mecaz] Yalan ve hile ile iş gören kimse
NAZARLIK

  1. [isim] Nazarı etkisiz duruma getirdiğine inanılan kumaş parçası, mavi boncuk, kurşun, dua yazılı kâğıt, muska vb. şeyler
    • "Aman nazar değmesin, buna derhâl bir nazarlık astırmalı!" (Abdülhak Şinasi Hisar)
ŞENPAZAR

  1. [isim] Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri
PAZARLAR

  1. [isim] Kütahya iline bağlı ilçelerden biri
MUHAFAZA

Kelime Kökeni: Arapça muḥāfaẓa

  1. [isim] Bakınız koruma
    • "Zamanımızda kıymetli şeylerin muhafazası güçleşti." (Burhan Felek)
  2. Bakınız saklama
BAŞYAZAR

  1. [isim] Bir gazete veya derginin başyazılarını yazan kimse; başmuharrir, sermuharrir
    • "Namık Kemal'in tek başına kalem oynattığı alanlarda başyazarlar, fıkra yazarları, sanat eleştiricileri yetişir." (Necati Cumalı)
KAZASKER

Kelime Kökeni: Arapça ḳāżī + ʿasker

  1. [isim, tarih] İlmiye sınıfının yüksek derecesinde bulunan devlet görevlisi
    • "Aslında Lale, eski konakları pek bilmez değildi. Bir kazasker kızıydı." (Halide Edip Adıvar)
  2. Osmanlı döneminde mahkemelerin en yetkilisi
NAZARİYE

Kelime Kökeni: Arapça naẓariyye

  1. [isim, eskimiş] Bakınız kuram
    • "Hiçbir fikir, hiçbir nazariye bu sevgiyle karşılaşamaz." (Orhan Seyfi Orhon)
KAZAKLIK

  1. [isim] Karısına söz geçirme, dediğini yaptırma durumu
AMCAZADE

Kelime Kökeni: Türkçe amca + Farsça zāde

  1. [isim] Bakınız amca oğlu
MUNTAZAM

Kelime Kökeni: Arapça muntaẓam

  1. [sıfat] Bakınız düzgün
  2. Bakınız düzenli
  3. [zarf] Düzenli olarak, düzgün biçimde
    • "Hiçbir tiyatro bu kadar muntazam ve güzel hazırlanamazdı." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
  4. [zarf] Düzenli aralıklarla, sürekli olarak
    • "Bizi beslemek için muntazam yumurtlarlar." (Halide Edip Adıvar)
KAZAZEDE

Kelime Kökeni: Arapça ḳażāʾ + Farsça -zede

  1. [isim] Kazaya uğramış, kaza geçirmiş olan kimse
    • "Birdenbire, elindeki suyu günlerce idareye mecbur bir kazazede hâline geldim." (Necip Fazıl Kısakürek)
MÜLAHAZA

Kelime Kökeni: Arapça mulāḥaẓa

  1. [isim, eskimiş] Bakınız düşünce
    • "Hukuk felsefesi açısından acaba o mu tasvip edilir, beriki mi? Çoğunluğun mülahazası mı tasvip edilir, bu mu tasvip edilir?" (Faruk Mercan)
TAZALLÜM

Kelime Kökeni: Arapça taẓallum

  1. [isim, eskimiş] Bakınız sızlanma
    • "Bu mektup, manasız edebiyatlar ve tazallümlerden sonra şu satırlarla bitiyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
TAZAMMUN

Kelime Kökeni: Arapça tażammun

  1. Bakınız içerme
  2. [mantık] Bakınız içlem
AZALTMAK

  1. [-i] Az denecek bir miktara indirmek; azlaştırmak
    • "İlk işleri kullandıkları renkleri azaltmak oluyor." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
  2. Eskisinden az bir duruma getirmek; azlaştırmak
    • "Dosta saygısızlık, dosttan çok saygısızın değerini azaltır." (Nermi Uygur)
  3. Etkisini yitirmesine sebep olmak
    • "Günlerdir kafasında, yüreğinde gittikçe artan ağırlığı biraz olsun azaltır mıydı bu?" (Yusuf Atılgan)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü