İçinde arı olan 5 harfli 23 kelime var. İçerisinde ARI bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında arı olan kelimeler listesine ya da sonu arı ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Arı Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A I R

3 Harfli Kelimeler

ARI, IRA

2 Harfli Kelimeler

AR, IR, RA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

HARIL

  1. "Harıl harıl" ikilemesinde kullanılır: aralıksız olarak
HARIM

Kelime Kökeni: Arapça ḥarįm

  1. [isim, ağızlardan] Sebze ve meyve bahçesi
  2. Tarla ve bahçe çevresindeki çit
    • "Tarlasına harım çevirmek için dün Matarlı tepelerinde kestiği pırnal fidanı dalları harman yerinde koca bir yığın hâlinde durmakta idi." (Nabizade Nâzım)
HARIN

Kelime Kökeni: Arapça ḥarūn

  1. [sıfat, ağızlardan] Bir şeyden huylanıp yürümeyen, geri geri giden (hayvan)
  2. [mecaz] Hain, huysuz
  3. [mecaz] Bakınız obur
BARIŞ

  1. [isim] Barışmak işi
    • "Biz baba kız biliyorduk ki bu gibi kaçışlar, bir barışla biter." (Memduh Şevket Esendal)
  2. Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum; sulh, hazar
    • "Atatürk'ün insan haklarına ve dünya barışına ne kadar saygılı bir lider olduğunu ifade etti." (Haldun Taner)
  3. Böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç
    • "Barış içinde yaşamak."
  4. Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam
TARIM

  1. [isim] Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi, kalite ve verimlerinin yükseltilmesi, uygun koşullarda korunması, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanması; ziraat, kültür
ÇARIK

  1. [isim] İşlenmemiş sığır derisinden yapılan ve deliklerine geçirilen şeritle sıkıca bağlanan ayakkabı
    • "Tozla örtülmüş çarıklarının eskiliği belli olmuyor." (Ömer Seyfettin)
  2. Araba yokuş aşağı giderken tekerleği frenlemek için altına sürülen demir levha
  3. [denizcilik] Bakınız çene
  4. [argo] Para cüzdanı
    • "Kızı bu çarık sözünün para cüzdanı manasına geldiğini bilmeden dinler." (Refik Halit Karay)
VARIŞ

  1. [isim] Varmak işi
  2. [spor] Bir yarışın son bulduğu yer; finiş
KARIK

  1. [isim] Kar yağmış bir alana bakma sonucu ortaya çıkan göz kamaşması
  2. [sıfat] Karlı bir alana bakma sonucu kamaşmış (göz)
KARIN

  1. [isim] İnsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi; batın
    • "Şuursuz bir acele ile mahmuzlarını atının karnına vurdu." (Ömer Seyfettin)
  2. Bakınız döl yatağı
    • "Fakat karnındaki çocuk da bu insanüstü erkeğin bir parçasıydı." (Halide Edip Adıvar)
  3. Bazı şeylerde şiş ve içi boş bölüm
    • "Geminin karnı. Şişenin karnı."
  4. Bakınız mide
    • "Karnım aç, elim ayağım donmuş gibi." (Halide Edip Adıvar)
  5. [mecaz] İçten geçen, gönüldeki şey
    • "Ben senin karnındakini ne bileyim?"
  6. [mecaz] Ahlaki açıdan kabul edilemeyen şeyleri kabullenme
  7. [fizik] Gelen ve yansımış dalgaların girişimiyle oluşan duraklı dalgalarda en büyük genlikte titreşen noktalar
UYARI

  1. [isim] Herhangi bir konu, sorun üzerine ilgi çekme; ikaz, ihtar
    • "Romancının uyarılarından habersiz kaldınız." (Adalet Ağaoğlu)
  2. [biyoloji] Organizmada uyarım yaratan güç
KARIŞ

  1. [isim] Parmaklar birbirinden uzak duracak biçimde gergin duran elde, başparmak ile serçe parmağın uçları arasındaki açıklık
    • "Yürüyüp geçeceğim, basacağım yerlerin her bir karış mübarek toprağı benim için mukaddesti." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
ARICI

  1. [isim] Bal almak için arı yetiştiren kimse
UÇARI

  1. [sıfat] Ele avuca sığmaz, çok haşarı (kimse)
    • "Ben azami derecede haşarı ve uçarı bir çocuktum." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Kendini çeşitli eğlencelere vermiş, zevk ve eğlenceye düşkün (kimse); sefih
    • "Yazar dediğin biraz uçarı, serseri mizaç olmalı değil midir?" (Haldun Taner)
  3. [mecaz] Bakınız havai
YARIK

  1. [isim] Yarılarak açılmış yer; yirik
    • "Tam öğle vakitleri yüksek kaya yarığının dibinde toplanıyor, bir saat kadar güneşleniyorduk." (Aka Gündüz)
  2. İnce bir çizgi durumunda açılmış yara
  3. [mecaz] Anlaşmazlık durumu
    • "Şimdiden birtakım yarıklar açan siyasi rekabetten başka ne mana verilebilirdi?" (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  4. [fizik] Küçük bir ışık demeti elde etmek için ışık kaynağının önüne konulan, saydam olmayan bir düzlem üzerine açılmış, dikdörtgen biçiminde küçük delik
  5. [tıp] Bakınız çatlak
  6. [argo] Dişinin cinsel organı
  7. [sıfat] Yarılarak açılmış veya yarılarak oluşmuş
YARIM

  1. [sıfat] Bütün bir şeyin ayrıldığı iki eşit parçadan her biri
    • "Bu yarım saat içinde evde neler geçti?" (Yusuf Ziya Ortaç)
  2. Tam ve istenildiği gibi olmayan, eksik, noksan olan
    • "Ötekinde de yarım kavala benzeyen kalın bir çığırtma vardı." (Osman Cemal Kaygılı)
  3. [isim] Bir bütünün yarısı olan miktar
  4. [isim] Saatte on iki otuz
  5. [mecaz] Hastalıklı, sakat, sağlıksız olan
YARIN

  1. [isim] Bugünden sonra gelecek ilk gün; ferda
  2. Gelecek, ilerideki zaman
    • "İnsan daima yarını düşünmeli."
  3. [zarf] Bugünden sonra gelecek ilk gün içinde
    • "Bin beş yüzü toka edip yarın halıyı çekeceksin." (Necip Fazıl Kısakürek)
YARIŞ

  1. [isim, spor] Bakınız yarışma
    • "Bunlardan kaç babayiğit bu ölüm yarışını göze alabilir?" (Tarık Buğra)
  2. [ticaret] Bakınız rekabet
    • "Yarışı kazanma gücünü gösterdikten sonra ise artık hemcinsleriniz için herhangi bir hayırhah tutum gösterecek gücünüz kalmamıştır." (İsmet Özel)
SARIK

  1. [isim] Sarılarak meydana getirilen başlık; destar
    • "O artık sarığı ile, cübbesi ve lapçınları ile tam bir hoca efendi idi." (Tarık Buğra)
  2. Kavuk, fes gibi bazı başlıkların üzerine sarılan tülbent, şal vb
ARIZA

Kelime Kökeni: Arapça ʿāriża

  1. [isim] Bakınız aksaklık
  2. Bakınız bozulma
    • "Bana göre yola devama mâni bir arıza değildi." (Atilla Kıyat)
  3. [coğrafya] Bakınız engebe
  4. [müzik] Bir notanın sesini yarım ton yükseltmek, alçaltmak veya eski durumuna getirmek için notanın soluna konulan diyez, bemol ve bekar işaretlerinin ortak adı
  5. [sıfat, mecaz] Uyumsuz, düzeni bozan, sıkıntı çıkaran (kişi)
SARIM

  1. [isim] Sarmak işi
  2. Bir şeyi bir kez saracak miktar
  3. [fizik] Elektromıknatıslarda makara biçiminde sarılan iletken telin her bir halkası
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü