İçinde aka olan 6 harfli 40 kelime var. İçerisinde AKA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında aka olan kelimeler listesine ya da sonu aka ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Aka Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A A K

3 Harfli Kelimeler

AKA

2 Harfli Kelimeler

AK

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

LAKACI

  1. [isim] Bakınız lakçı
YAKALI

  1. [sıfat] Herhangi bir biçimde yakası olan
    • "Damat orta yaşlı bir zat olup kadife yakalı lacivert bir palto giymişti." (Haldun Taner)
LAAKAL

Kelime Kökeni: Arapça lāaḳall

  1. [zarf, eskimiş] En azından, hiç olmazsa
    • "Büyük hanın altında sıra kahveler vardır ya; her birinde laakal iki, üç dava vekiline tesadüf edilir." (Reşat Nuri Güntekin)
YAKARI

  1. [isim] Bakınız yakarış
AKASMA

  1. [isim, bitki bilimi] Düğün çiçeğigillerden, beyaz çiçek veren, bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen, sarmaşık özelliği gösteren bir bitki; yaban asması, orman sarmaşığı, meryemana asması (Clematis vitalba)
TAKAZA

Kelime Kökeni: Arapça taḳāżā

  1. [isim, eskimiş] Bakınız azarlama
  2. Başa kakma
    • "Acaba, bütün bu söylediklerinin altında bir takaza da var mı diye iyice tartıyorum, yok gibi." (Adalet Ağaoğlu)
ŞAKACI

  1. [sıfat] Şaka yapmasını seven, şakalaşmadan hoşlanan; latifeci
    • "Gazi, teessürünü şakacı bir tonla örterek sözümü kesti." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
TABAKA

Kelime Kökeni: Arapça ṭabaḳa

  1. [isim, jeoloji] Bakınız katman
    • "Madenin üzerindeki kalın toprak tabakası kaldırılıyor."
  2. [sıfat] Baskı ve yazıda kullanılan, değişik boyutlarda kesilmiş (kâğıt)
    • "... masası başına geçip oturur, bir tabaka kâğıt çeker önüne, bir şeyler yazar, dikkatle katlar..." (Orhan Asena)
  3. [toplum bilimi] Bakınız kat (I)
  4. Bakınız sınıf
    • "Her milletten, her tabakadan, huyları, dinleri, dilleri farklı fakat amaçları aynı olan insanların bulunduğu bir yerdi burası." (İhsan Oktay Anar)
  5. [mimarlık] Osmanlı mimarisinde caminin mahfilden itibaren kubbeye kadar olan çeşitli katlarından her biri
AKYAKA

  1. [isim] Kars iline bağlı ilçelerden biri
FİYAKA

Kelime Kökeni: İtalyanca fiaccola

  1. [isim] Bakınız gösteriş
    • "Çünkü biliyorum ki seni tanırsam fazla değil, senin izin verdiğinden bir nebze fazla tanırsam fiyakan fena hâlde bozulacak." (Ümit Kıvanç)
TAKACI

  1. [isim] Taka işleten kimse
    • "Takacı, motorcu, mavnacı arkadaşlarımın dertlerini öğrendim." (Orhan Veli Kanık)
NAFAKA

Kelime Kökeni: Arapça nafaḳa

  1. [isim] Geçinmek için gerekli olan şeylerin bütünü; geçimlik
    • "Çoluk çocuğunun nafakası için geceli gündüzlü örs başından ayrılmayan demirciyi göreyim, dedim, bir gün." (Necip Fazıl Kısakürek)
  2. [hukuk] Birinin geçindirmekle yükümlü bulunduğu kimselere, mahkeme kararıyla bağlanan aylık
ŞAKALI

  1. [sıfat] Şaka içeren, içinde şaka bulunan
BAKAYA

Kelime Kökeni: Arapça baḳāyā

  1. [isim, askerlik] Askerlik çağına girenlerden son yoklamalarını yaptırarak askerlik kararı aldırdıkları hâlde çağrıldıklarında gelmeyen veya gelip de kıtalarına gitmeden toplandıkları yerlerden ayrılanlar
    • "Bu taburlar, yol taburu erleri, firariler, bakayalar ve tekrar sağlığına kavuşmuş olan askerler ile gayrimüslim erlerden oluşmaktaydı." (Tuncay Öğün)
  2. [ekonomi] Ait olduğu yıl içinde toplanamayıp ertesi yıla kalan vergiler
  3. [eskimiş] Kalıntılar
AKAMET

Kelime Kökeni: Arapça ʿaḳāmet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız verimsizlik
  2. [mecaz] Yarıda kalma, sonuca ulaşamama durumu
    • "Bu mücadeleden ruhumun yorgun düştüğünü, akamete mahkûm kaldığını görüyorum." (Hüseyin Cahit Yalçın)
BARAKA

Kelime Kökeni: İtalyanca baracca

  1. [isim] Tahta, çinko vb. hafif şeylerden yapılmış, temelsiz, eğreti yapı
    • "Tren şehre girerken yerlilerin teneke barakaları görünür." (Orhan Seyfi Orhon)
FALAKA

Kelime Kökeni: Arapça falaḳa

  1. [isim] Sopa vurmak için ayak tabanlarını uygun bir biçimde sıkıştırıp tutmak üzeren iki ucuna bağlı bir ipi olan cezalandırma aracı
  2. Bu araçla uygulanan dayak cezası
  3. Bazı kaldıraçlarda kullanılan ucu iple bağlı ağaç parçası
  4. [denizcilik] Dik ve sabit tutulması gereken halat ve serenlerin üzerine bir kasa ile bağlanan halat ayakları
AKASYA

Kelime Kökeni: Fransızca acacia

  1. [isim, bitki bilimi] Baklagillerden, sıcak iklimlerde birçok türü yetişen ve tanen, zamk, boya vb. maddelerin yapımında kullanılan bir ağaç (Acacia)
    • "Akasyaların salkım salkım çiçek açacakları tutmuş." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
  2. Baklagillerden, yurdumuzda yetişen bir süs ve gölge ağacı; salkım ağacı, yalancı akasya (Robinia pseudoacacia)
    • "Balıksırtı geniş bir yolun iki tarafında büyük akasyalar sakin gölgeleriyle her tarafı kaplıyor; zarif tarhlarda isimlerini bilmediği çiçekler, vücutları görünmeyen peri gözleri gibi kendine bakıyorlardı." (Ömer Seyfettin)
SAKALI

  1. [sıfat] Saka hastalığına tutulmuş
    • "İçlerinden biri sakalı bir at gibi fena fena öksürüyordu." (Refik Halit Karay)
ALPAKA

Kelime Kökeni: Fransızca alpaga

  1. [isim, hayvan bilimi] Çift parmaklılar takımının devegiller sınıfından, Güney Amerika'da yaşayan, uzun tüylü, memeli bir hayvan (Lama glama pacos)
  2. Bu hayvanın yumuşak, hafif, dayanıklı ve parlak olan yünü
  3. Bu yünden dokunan kumaş
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü