İçinde ak olan 9 harfli 1111 kelime var. İçerisinde AK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ak olan kelimeler listesine ya da Sonu ak ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ALGILAMAK
-
-
[-i]
Bir olayı veya bir nesnenin varlığını duyu organlarıyla algılamak, idrak etmek
- "Onların görecek, okuyacak, algılayacak hâlleri mi var?" (Haldun Taner)
-
[-i]
Bir olayı veya bir nesnenin varlığını duyu organlarıyla algılamak, idrak etmek
- AYILAŞMAK
-
-
[nsz]
Kaba saba, görgüsüz biri durumuna gelmek
-
[nsz]
Kaba saba, görgüsüz biri durumuna gelmek
- FELAKETLİ
-
-
[sıfat]
Felaket getiren
- "İki felaketli muharebe arasındaki..." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
-
[sıfat]
Felaket getiren
- KULLANMAK
-
-
[-i]
Bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak
- "Parmaklarının arasındaki mendili eskiyinceye kadar kullandığın hiç oldu mu?" (Hüseyin Cahit Yalçın)
-
Bir kimseyi bir hizmette bulundurmak, çalıştırmak
- "Siz analarımızı nasıl esir gibi kullandınızsa biz de sizi öyle kullanacağız." (Halide Edip Adıvar)
-
İşletmek, değerlendirmek
- "Parasını ticarette kullanmak."
-
[nsz]
Giymek, takmak
- "Hiç yağmurluk kullanmazdı."
-
[nsz]
Sigara, içki vb. şeylere alışmış olmak, içmek
-
[nsz]
Kelimeyi yazmak, söylemek
- "Lakırtılarında çok kere çifter çifter kelimeler kullanırdı ki bunlar bazen manayı değiştirir." (Abdülhak Şinasi Hisar)
-
Harcamak, sarf etmek
- "Sattıkları küpenin parasını çok idareli kullanıyorlardı." (Peyami Safa)
-
Amacına ulaşmak için birinden veya bir şeyden yararlanmak, onu amacına alet etmek, sömürmek, istismar etmek
- "Hâlbuki onlar, işte bu saflığı istismar ediyorlar. Bütün düşünceleri seni kullanmak, o kadar!" (Atilla İlhan)
-
Araç veya aleti işletmek, yönetmek
- "Nitekim çocuklarımın bile kullandıkları hesap makineleri, bunların küçük modelleridir." (Burhan Felek)
-
[-i]
Bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak
- NEZAKETLİ
-
-
[sıfat]
İnce, nazik
- "... geniş bilgili, çok nezaketli, şahsına hürmet telkin ettirmiş ve dostları tarafından çok sevilmiş bir zattı." (Abdülhak Şinasi Hisar)
-
[sıfat]
İnce, nazik
- REFAKATÇİ
-
-
[isim]
Hastanelerde hastanın yanında kalan, hastaya yardımcı olan kimse
-
[isim]
Hastanelerde hastanın yanında kalan, hastaya yardımcı olan kimse
- VARSAYMAK
-
-
[-i]
Bir olgunun sonuçlarından yararlanabilmek, bu sonuçlar üzerine düşünce yürütebilmek için onu olmuş veya olacak saymak, farz etmek
- "Sizi daha çok ilgilendireceğini varsaydığım konulara yöneleceğim." (Haldun Taner)
-
[-i]
Bir olgunun sonuçlarından yararlanabilmek, bu sonuçlar üzerine düşünce yürütebilmek için onu olmuş veya olacak saymak, farz etmek
- GIDAKLAMA
-
-
[isim]
Gıdaklamak işi
-
[isim]
Gıdaklamak işi
- KALDIRMAK
-
-
[-i]
Bulunduğu yerden almak
- "Örtüyü masanın üzerinden kaldır."
-
Yukarı doğru hareket ettirmek
- "Gözlerini yüzüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Yükseltmek
- "Duvarı bir metre daha kaldırmalı."
-
[nsz]
Ürün toplamak, taşımak
- "Harman kaldırmak."
-
Çekmek, taşımak
- "Bu araba bu yükü kaldırmaz."
-
Bir kuruluşun çalışmasına son vermek, feshetmek, lağvetmek
- "Meclis ... olağanüstü hâli kaldırabilir." (Anayasa)
-
[-e]
Hastayı hastaneye götürmek
- "Yarasının dikişleri koptu dün öğleden sonra, Fransız Hastanesi'ne kaldırdılar." (Aka Gündüz)
-
Tören yaparak ölüyü gömmek
-
Toplamak
- "Anası, kardeşi ile hep beraber sofrayı kaldırdılar." (Necati Cumalı)
-
Alıp başka yere götürmek
-
Uyandırmak
- "Bir gece yanında mihman olduğum / Sabah oldu deyi kaldırdın beni." (Halk türküsü)
-
Piyasadan çekmek
- "İstifçilerin piyasadan kaldırdığı mallar."
-
Elin ulaşamayacağı yere koymak, saklamak
- "Vazoyu ortadan kaldıralım, çocuğun eline geçmesin."
-
Kaçırmak
- "Yakın köyden kaldırdığı bir yosmayı sarhoş etmekle meşguldü." (Sait Faik Abasıyanık)
-
İyi etmek, iyileştirmek
- "Bu ilaç onu yataktan kaldırdı."
-
Bir şeyden çokça satın almak
-
Tayin etmek, atamak
- "Günün birinde bu müdürü başka, daha önemli bir yere kaldırdılar, buraya da bir başka müdür getirdiler." (Memduh Şevket Esendal)
-
Yok etmek, ortadan silmek
- "Yeryüzünden hayali kaldırın, dünya bir taş ve toprak yığınından ibaret kalır." (Orhan Seyfi Orhon)
-
[nsz]
Katlanmak, tahammül etmek
- "Doğrusunu isterseniz onu çoktan kapı dışarı etmeliydim ama yüreğim kaldırmıyor, acıyorum." (Sait Faik Abasıyanık)
-
[nsz]
Uygun gelmek, götürmek, yakışmak
- "Bu kumaş fazla süs kaldırmaz."
-
Çalmak, aşırmak
-
[-i]
Bulunduğu yerden almak
- OCAKÇILIK
-
-
[isim]
Ocakçı olma, ocakçının işi
-
[isim]
Ocakçı olma, ocakçının işi
- OMUZLAMAK
-
-
[-i]
Omzuna almak
-
Omzuyla dayayıp itmek
-
Destek vermek
- "Adam olanı bir defa omuzlamak yeter."
-
Bir iş veya görevi yüklenmek, sorumluluk almak
-
Alıp götürmek, sırtlayıp kaçırmak, aşırmak
-
[-i]
Omzuna almak
- ÇIKARTMAK
-
-
[-i]
Çıkarma işini yaptırmak
- "Bu adam bir senedir buraların resmini çıkartıyor." (Bedri Rahmi Eyuboğlu)
-
[-i]
Çıkarma işini yaptırmak
- KUTULAMAK
-
-
[-i]
Kutuya yerleştirmek, kutuya koymak
-
[-i]
Kutuya yerleştirmek, kutuya koymak
- NOTLANMAK
- ...
- OVALANMAK
-
-
[nsz]
Ovalama işine konu olmak
-
Kendi kendini ovmak
-
[nsz]
Ovalama işine konu olmak
- YAĞDIRMAK
-
-
[-i]
Yağmasını sağlamak
-
[nsz]
Bir şeyi aralıksız ve çok sayıda atmak, indirmek, savurmak
- "Taş yağdırmak. Kurşun yağdırmak."
-
[nsz]
Vermek, söylemek
- "Cemal Paşa, çılgın, Adana'ya, Afyon'a şiddetle emirler yağdırıyordu." (Falih Rıfkı Atay)
-
[-e]
Bol miktarda vermek, sağlamak
- "Bu fabrika piyasaya kumaş yağdırdı."
-
[nsz]
Çok sayıda ortaya koymak, sürmek
- "Çorbada tuzum bulunsun diyen para, eşya yağdırmıştı." (Tarık Buğra)
-
[-i]
Yağmasını sağlamak
- ÇALAKAMÇI
-
-
[zarf]
Durmadan kamçılayarak
- "Arabacı artık beygiri çalakamçı sürüyor." (Osman Cemal Kaygılı)
-
[zarf]
Durmadan kamçılayarak
- IRAKLAŞMA
-
-
[isim]
Iraklaşmak işi
-
[isim]
Iraklaşmak işi
- KAYPAKLIK
-
-
[isim]
Kaypak olma durumu
-
Sözünde durmazlık, döneklik
- "Kamplar bir kere sınandı mı, kaypaklıklar ister istemez ortadan kalkıyor." (Tomris Uyar)
-
Yanlışlık
- "Günümüzde artık, yönetmeliklerin kaypaklıklara destek edilemeyecek kadar açık olması, zorunlu oldu." (Aydın Boysan)
-
[isim]
Kaypak olma durumu
- SAVRULMAK
-
-
[-e]
Savurma işi yapılmak
- "Ona savrulan küfürlerin, tükürülen tükürüklerin bini bir para oldu." (Haldun Taner)
-
[nsz]
Dağılmak, saçılmak
-
[-e]
Savurma işi yapılmak