İçinde a olan 5 harfli 2944 kelime var. İçerisinde A harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında a harfi olan kelimeler listesine ya da Sonu a harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AHUNT
...
ALLEM

  1. [isim] "Bir işi istediği duruma getirmek için her türlü kurnazca çareye başvurmak" anlamıyla allem etmek kallem etmek deyiminde geçen bir söz
    • "İhtiyarın üç aylıkları aldığı günler çıkagelir, allem edip kallem edip zavallının yarı maaşını çarpar kaçar." (Haldun Taner)

DALGA

  1. [isim] Deniz veya göl gibi geniş su yüzeylerinde genellikle rüzgâr, deprem vb.nin etkisiyle oluşan kıvrımlı hareket
    • "Rıhtıma vuran dalgaların temposu da içimdeki ölçüye uyuyor." (Haldun Taner)
    • "Dersini çalış, dalga geçme."
  2. Sıcak, soğuk, moda için belli bir süre etkili olan dönem
    • "Sıcak dalgası. Aerobik dalgası."
    • "İki delikanlı dalga geçip otururlarken kapı yeniden sürüldü." (Memduh Şevket Esendal)
  3. Bir yüzeydeki kıvrım
    • "Geniş dalgalarla uzanıp giden ovaların yüzünde ne bir köy görünüyor ne de ufacık olsun bir ağaç." (Memduh Şevket Esendal)
  4. Saçların kıvrım genişliği
  5. Gizli iş, dalavere
    • "Film çevirme dalgasıyla para kazanıyorlardı." (Sait Faik Abasıyanık)
  6. Esrar, eroin vb. uyuşturucu maddelerin verdiği keyif durumu
  7. Dalgınlık
  8. Geçici sevgili
  9. Geçici aşk ilişkisi
  10. Titreşimin bir ortam içinde yayılma hareketi
    • "Kısık sesinin her dalgası içimi korkunç bir acıyla tırmalıyor." (Halide Edip Adıvar)

DARAÇ

  1. [sıfat] Dar
    • "Başını, geçtiğimiz daraç bir sokaktaki yamru yumru karanlık evlerin arasından görünen gökyüzünün mavi boşluğuna doğru kaldırarak geniş soluklar alıyor..." (Reşat Nuri Güntekin)

DERYA

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Deniz
  2. Bilgili kimse
  3. Bir şeyin bol olduğu yer
    • "Kasaba baştan başa bir çamur deryası hâlini alır." (Sait Faik Abasıyanık)

ETRAF

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Yanlar, taraflar
    • "Her vakit oturdukları büyücek masanın etrafına yerleştiler." (Peyami Safa)
    • "Vaktiyle etrafı boş bulduğu için mistik sıfatını takınmak istemişti." (Asaf Halet Çelebi)
    • "Ön arabanın karşısına geçerler, bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığa vurarak etrafını alırlar." (Refik Halit Karay)
  2. Çevre, dolay
    • "Meçhul kadın korka korka etrafına bakındı." (Aka Gündüz)
  3. Bir kimsenin sürekli ilişkide bulunduğu kimseler, yakınlar, muhit
    • "Ama derdini etrafına anlatamıyordu işte." (Samiha Ayverdi)

EVLAT

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Bir kimsenin oğlu veya kızı, çocuk
    • "Zengin adamlarda evlat muhabbeti daha fazla mı oluyor?" (Refik Halit Karay)
    • "Çiçekleri suluyor, evlat gibi büyütüyordu." (Peyami Safa)
    • "Daha yüzünü görmeden o da seni kendine evlat edindi." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  2. Soy, döl
    • "Yüksek bir tahsil görmedim ama ben de efendi evladıyım." (Peyami Safa)
  3. [ünlem] Yaşlı kimselerin çocukları yaşındakilere kullandıkları bir seslenme sözü
    • "Evladım, sakın kimseciklere borç etme!" (Yusuf Ziya Ortaç)

HAŞİŞ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Hint kenevirinden çıkarılan esrar
  2. Kuru ot

HAVUT

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Deve semeri

İŞMAR

  1. [isim] El, göz veya baş ile yapılan işaret
    • "Yanındaki başka tarafa baktı, işmar geçti diye haraza da hazır." (Sermet Muhtar Alus)

LAGAR

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [sıfat] Zayıf, çelimsiz
    • "Babam önde bir lagar beygir sırtındadır." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

LÜGAT

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Kelime, söz, sözcük
    • "Deli eniştemiz, dil dökerek ve lügat paralayarak âlim görünmek isterdi." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  2. Sözlük
    • "Bu arada bizim diyalekt dediğimiz mahallî sözleri umumi lügate aktarmak da kabildir." (Burhan Felek)

MUTAT

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Alışılmış, alışılan
    • "Kendilerine güçlükle yol açan mutat zevat da onun peşi sıra otomobilleriyle uzaklaştılar." (Haldun Taner)

OYDAŞ

  1. [sıfat] Aynı düşüncede, aynı inançta olan, düşündeş, fikirdeş
    • "Benimle oydaş olmayan başka gazeteci." (Falih Rıfkı Atay)

PİZZA

Kelime Kökeni : İtalyanca

  1. [isim] Genellikle domates, zeytin, peynir, mantar, çeşitli et ve sebze türlerinin üzerine konulmasıyla hazırlanıp fırında pişirilen pide

POLAK
...
PUSMA

  1. [isim] Pusmak işi

RAHNE

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Gedik
    • "Bir taraftan aylık taksiti bütçesinde büyük bir rahne açan bu borcu senelerce ödeye ödeye bitirememiş." (Abdülhak Şinasi Hisar)

TAPON

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [sıfat] Niteliği düşük, eski, elde kalmış
    • "İşportanın içinde hayatın en yırtık, en tapon matahları satılıyordu." (Aka Gündüz)
  2. Bayağı (kimse)

TARAZ

  1. [isim] İpek gibi düz ve parlak bir kumaşın üzerinde bulunan tel tel iplik

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü