İçinde ağ olan 6 harfli 96 kelime var. İçerisinde AĞ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ağ olan kelimeler listesine ya da sonu ağ ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BAĞDAT
-
-
[isim]
"Karnını doyurmak" anlamındaki Bağdat'ı tamir etmek deyiminde geçen bir söz
-
[isim]
"Karnını doyurmak" anlamındaki Bağdat'ı tamir etmek deyiminde geçen bir söz
- BUKAĞI
-
-
[isim, eskimiş]
Ağır cezalıların ayaklarına takılıp ucuna pranga bağlanan demir halka
- "Bukağılı Baba'nın başı ucunda düşman zindanında taşıdığı bukağılar vardı."
-
Bakınız köstek
-
[isim, eskimiş]
Ağır cezalıların ayaklarına takılıp ucuna pranga bağlanan demir halka
- YAĞLIK
-
-
[sıfat]
Yağ için ayrılmış, yağ elde etmeye özgü
- "Yağlık zeytinler ağaçta yeşil meyve kalmadığında yağ oranının en yüksek seviyeye çıktığı zaman toplanır."
-
[isim]
Sırma işlemeli, büyük mendil; çevre
- "Osmanlı kadınlığının göz nurunu, el emeğini, üstün zevkini yüzyıllardan beri yiğitçe taşımış, işlemeli, yağlıklar, dantelalar, oyalar..."
-
[sıfat]
Yağ için ayrılmış, yağ elde etmeye özgü
- MAĞLUP
-
Kelime Kökeni: Arapça maġlūb
-
[sıfat]
Bakınız yenik (II)
-
[sıfat]
Bakınız yenik (II)
- DEBBAĞ
-
Kelime Kökeni: Arapça debbāġ
-
[isim, eskimiş]
Bakınız sepici
-
[isim, eskimiş]
Bakınız sepici
- KAZAĞI
-
-
[isim]
Kazımakta veya temizlemekte kullanılan demir araç
-
[isim]
Kazımakta veya temizlemekte kullanılan demir araç
- OTAĞCI
-
-
[isim]
Otağ yapan veya satan kimse
-
[tarih]
Orduda otağ kuran er
-
[isim]
Otağ yapan veya satan kimse
- TAĞYİR
-
Kelime Kökeni: Arapça taġyīr
-
[isim, eskimiş]
Değiştirme, başkalaştırma
-
Bakınız bozma
-
[isim, eskimiş]
Değiştirme, başkalaştırma
- URAĞAN
-
Kelime Kökeni: Fransızca ouragan
-
[isim, coğrafya]
Beraberinde yağmur getirmeyen güçlü fırtına
-
[isim, coğrafya]
Beraberinde yağmur getirmeyen güçlü fırtına
- YAPAĞI
-
-
[isim]
İlkbaharda kırkılan koyun tüyü; yapak
- "Kar tuluğundan çıkarılıp sıcak yapağıya sarıldığı zaman Adil Gazi biraz konuşabiliyordu."
-
[isim]
İlkbaharda kırkılan koyun tüyü; yapak
- ÇAĞCIL
-
-
[sıfat]
Bakınız çağdaş
- "Kuşku yok ki çok modern, çağcıl bir roman."
-
Tekniğin, bilimin yeniliklerinden yararlanan; modern
-
[sıfat]
Bakınız çağdaş
- KARAĞI
-
-
[isim]
Ateş karıştırmaya yarayan, eğri uçlu demir çubuk
-
[isim]
Ateş karıştırmaya yarayan, eğri uçlu demir çubuk
- AĞALIK
-
-
[isim]
Ağa olma durumu
- "Yayla şenliklerinde yer alan etkinliklerden belki de en önemlisi ağalık seçimidir."
-
[isim]
Ağa olma durumu
- AĞIRCA
-
-
[sıfat]
Oldukça ağır
- "Biraz sonra aşağıda bir kapı açıldığı, sonra da ağırca bir şeyin devrildiği duyulur."
-
Kötüleşmiş (hasta)
-
[zarf]
Oldukça ağır bir biçimde
- "Kafası çalışıyor mutlaka ama biraz ağırca çalışıyor."
-
[sıfat]
Oldukça ağır
- MAĞAZA
-
Kelime Kökeni: Fransızca magasin
-
[isim]
Büyük dükkân
- "O yandaki duvarın dış yüzünde, demir kepenkleri bulunan birkaç mağaza da vardı."
-
Eşya ve azık deposu
-
[isim]
Büyük dükkân
- ZAĞARA
-
Kelime Kökeni: Arapça ẓihāre
-
[isim, eskimiş]
Yakanın üzerine dikilen kürk
-
[isim, eskimiş]
Yakanın üzerine dikilen kürk
- SAĞLAM
-
-
[sıfat]
Bozulmadan, değişmeden uzun süre varlığını koruyabilen, dayanıklı olan; bek (I), berk, muhkem
- "En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı."
-
Zarar görmemiş, bozulmamış
- "Hangi evden istedilerse gittim, dama çıktım, akan delik kiremidi buldum, yerine sağlam kiremit koydum."
-
Sakatlık veya hastalığı bulunmayan, sağlıklı, sıhhatli
- "Zaten bünyesi pek sağlam değildi, sık sık hastalanıyordu."
-
Belgeye dayanan, doğru, doğruluğuna güvenilen; mevsuk
-
Gerçek, inanılır bir temeli olan
- "Böyle sağlam adı nereden bulacaksın."
-
[zarf]
Her hâlde, muhakkak
- "Sağlam bu gece perilere karıştım gitti."
-
[sıfat]
Bozulmadan, değişmeden uzun süre varlığını koruyabilen, dayanıklı olan; bek (I), berk, muhkem
- AĞDALI
-
-
[sıfat]
Ağda kıvamına gelmiş
-
[mecaz]
Bilinmeyen kelimelerden, anlaşılması güç sözlerden oluşan (deyiş)
-
[mecaz]
Bakınız karmaşık
- "Tam bir düşünce denemezdi buna. Sakız gibi uzayan, ağdalı bir düş gibiydi bunlar."
-
[sıfat]
Ağda kıvamına gelmiş
- YAĞRIN
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kürek kemiği
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kürek kemiği
- RAĞBET
-
Kelime Kökeni: Arapça raġbet
-
[isim]
İstek, arzu, ilgi
-
Beğenme, itibar
- "Fakat memlekette böylelerine rağbet yok."
-
[isim]
İstek, arzu, ilgi