İçinde şa olan 8 harfli 167 kelime var. İçerisinde ŞA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında şa olan kelimeler listesine ya da sonu şa ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Şa Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A Ş

2 Harfli Kelimeler

AŞ

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BOŞALTIŞ

  1. [isim] Boşaltmak işi
ÇARŞAFÇI

  1. [isim] Çarşaf yapan veya satan kimse
ŞAKKOLMA

  1. [isim] Şakkolmak işi
YAŞARLIK

  1. [isim] Bakınız hayatiyet
ŞİPŞAKÇI

  1. [isim] Şehir ve kasaba meydanlarına kurdukları üçayak ve üzerindeki ahşap sandıklı fotoğraf makineleriyle şipşak çekim yapan kimse; şipşak, alaminütçü
    • "Taksim'de bir şipşakçının çektiği küçük bir resmimiz vardı." (Haldun Taner)
BAŞARMAK

  1. [-i] Bir işi istenilen bir biçimde bitirmek; muvaffak olmak
    • "Birçok şeyi unutabilmeyi istediğim çok zamanlarım oldu ama bunu bir türlü başaramadım." (Adalet Ağaoğlu)
BOŞANMAK

  1. [-den] Karı ve koca mahkeme kararı ile evlilik birliğini bitirmek; ayrılmak
    • "Ne oldu da kocasından boşandı, sen anladın mı?" (Memduh Şevket Esendal)
  2. Hayvan başlığından, koşum takımından veya bağından kurtulmak; boşalmak
    • "Cemşir, zincirinden boşanmış ayı hıncıyla merdiveni bir solukta indi…" (Orhan Kemal)
  3. [nesnesiz] Kan, su, ter, gözyaşı, yağmur vb. sıvılar aniden ve şiddetle akmaya, dökülmeye başlamak
    • "Bir zamandır kendimi tutamıyorum, gözyaşlarım birden boşanıyor." (Ercüment Ekrem Talu)
  4. [nesnesiz] Baskı altında gergin duran bir şey birden ve hızla kurtulmak
    • "Vecihe, fazla kurulmuş bir zemberek şiddetiyle boşandı." (Reşat Nuri Güntekin)
  5. [nesnesiz] Kapalı bir yerde bulunan insanlar birden dışarı çıkmak
    • "Yoksa tımarhane mi boşanmıştı?" (Ömer Seyfettin)
  6. [ağızlardan] Kıyafet, ruh hâli vb. şeylerden kurtulmak
    • "Sabırsız ellerle acele acele üst başından boşandı ve çıplak olarak denize atladı." (Halikarnas Balıkçısı)
  7. [mecaz] Bir süre kendini tuttuktan sonra aniden ağlamaya başlamak
    • "Kimseciklerin olmadığını anlayınca bir boşandı, bir boşandı ... Çoktandır, belki yirmi yıldır böyle ağlamamıştı." (Yaşar Kemal)
MÜŞAVERE

Kelime Kökeni: Arapça muşāvere

  1. [isim, eskimiş] Bakınız danışma
SARMAŞAN

  1. [sıfat, bitki bilimi] Bakınız sarılgan
BOŞALTIM

  1. [isim] Boşaltmak işi; boşaltı
  2. Sistemlerin çalışabilmesi için sürekli olarak gereken boşaltma işlemleri
  3. [biyoloji] Sindirimden sonra bağırsaklarda kalan posanın, idrar torbasındaki idrarın ve ter, tükürük, sümük vb. salgıların vücuttan dışarı atılması; ifrağ
TEFRİŞAT

Kelime Kökeni: Arapça tefrīşāt

  1. [isim, eskimiş] Döşeme işleri
  2. Döşemenin gerektirdiği bütün parçalar veya eşyanın tümü
    • "Görüyorum ki salonun tefrişatı henüz tamamlanmamış. Bütün koltuklar yerleştirildikten sonra tekrar geliriz." (Haldun Taner)
ŞAPKALIK

  1. [isim] Şapka koymaya yarayan şey veya yer
  2. [sıfat] Şapka yapmaya elverişli
    • "Şapkalık kumaş."
OKŞATMAK

  1. [-e, -i] Okşama işini yaptırmak
ŞAİBESİZ

  1. [sıfat] Şaibesi olmayan
MAŞALAMA

  1. [isim] Maşalamak işi
MAŞATLIK

Kelime Kökeni: Arapça meşhed + Türkçe -lık

  1. [isim] Müslüman olmayanların, özellikle Yahudilerin mezarlığı
    • "Maşatlığın ince bir yosun tabakasıyla örtülü mermerleri güneşle kızıyor, tatlı bir göbek taşı sıcaklığı alıyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
ŞAŞARLIK

  1. [isim] Doğru olandan, olması gerekenden uzaklaşma durumu
    • "Satışlarında biraz tilkiliği, teraziden şaşarlığı vardı ama kalbi Sahra’ya göre daha yumuşaktı." (Sevinç Çokum)
ŞARKIŞLA

  1. [isim] Sivas iline bağlı ilçelerden biri
KEHKEŞAN

Kelime Kökeni: Farsça kehkeşān

  1. [isim, eskimiş, gök bilimi] Bakınız Samanyolu
    • "... geceleyin göğü saran yıldızlar, nice gök cismi, Kehkeşanlar hep aynı bıkılmaz görüntüsüyle üzerinde duruyordu." (Sevinç Çokum)
MEFRUŞAT

Kelime Kökeni: Arapça mefrūşāt

  1. [isim] Ev, iş yeri vb. yerleri döşemek için gereklihalı, kilim, koltuk vb. eşya; döşeme
    • "Burası, yeni mefruşatla döşenmiş zarif bir yatak odası." (Peyami Safa)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü