İçinde ş olan 4 harfli 168 kelime var. İçerisinde Ş harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ş harfi olan kelimeler listesine ya da sonu ş harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

OYUŞ

  1. [isim] Oymak işi
ŞIRA

Kelime Kökeni: Farsça şīre

  1. [isim] Henüz mayalanmamış üzüm suyu; şire
  2. Bazı meyve ve sebzelerin özü; şire
    • "Elma şırası."
  3. [argo] Süzülmüş afyon
MEŞE

Kelime Kökeni: Farsça bīşe

  1. [isim, bitki bilimi] Kayıngillerden, yaz kış yapraklarını dökmeyen türleri de bulunan, kerestesi dayanıklı bir orman ağacı (Quercus)
  2. [sıfat] Bu ağaçtan yapılan
PAŞA

  1. [isim, askerlik] Osmanlı Devleti zamanında yüksek sivil memurlara ve albaydan üstün rütbede bulunan askerlere verilen ünvan
    • "Talat Paşa. Ziya Paşa."
  2. [askerlik] Cumhuriyet Dönemi'nde general
    • "Yanımdakilerden bu sarışın ve kibar tavırlı paşanın kim olduğunu sordum." (İbrahim Alâeddin Gövsa)
  3. [sıfat, mecaz] Uslu, ağırbaşlı
    • "O ne paşa çocuk."
KİŞİ

  1. [isim] Kadın veya erkeğe verilen genel ad; can, şahıs, şahsiyet, zat, nefer, nüfus
    • "Sınıfta, sürekli olarak numarası yaramazlar listesinin başına yazılan kişi bendim." (Ayla Kutlu)
  2. [dil bilgisi] Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık; şahıs
    • "Ben (tekil kişi), sen (tekil kişi), o (tekil kişi); biz (çoğul kişi.) siz (çoğul kişi), onlar (çoğul kişi)."
  3. [edebiyat] Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse
  4. [eskimiş] Bakınız erkek
ŞERH

Kelime Kökeni: Arapça şerḥ

  1. [isim, eskimiş] Bakınız ayırma
  2. Bakınız açımlama
    • "Eserin birinci cildi uzun bir ön sözden sonra ayrıca arkasına koyduğu şerh ve endeksten ibarettir." (Asaf Halet Çelebi)
  3. Bir şeyi açıklamak amacıyla yazılmış kitap
  4. [mecaz] Açık ve ayrıntılı anlatma
HİŞT

  1. [ünlem, teklifsiz konuşmada] "Hey, bana bak, sana söylüyorum" anlamında kullanılan bir seslenme sözü; hiş
ÇEŞM

Kelime Kökeni: Farsça çeşm

  1. [isim, eskimiş] Bakınız göz
ATIŞ

  1. [isim] Atmak işi
    • "Kontrol etmek için tekrar aşağıya baktığı sırada ikinci el atış geldi." (Altan Çimen)
  2. Kalp veya nabzın vuruşu, çarpışı
MEŞK

Kelime Kökeni: Arapça meşḳ

  1. [isim] Yazı veya müzikte alışmak ve öğrenmek için yapılan çalışma, el alıştırması
  2. Yazı veya müzik dersi
  3. [eskimiş] Bir öğretmenin, aynısını yazmaları için öğrencilerine verdiği yazı örneği
İŞÇİ

  1. [isim] Başkasının yararına bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretle çalışan kimse
    • "Gazetelere daha ziyade biz işçiler sahiptik." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  2. [hayvan bilimi] Toplu olarak yaşayan böceklerde üreme yeteneği olmayan, topluluğun işlerini gören dişi veya erkek
İBİŞ

  1. [isim, tiyatro] Orta oyununda çoğu kez aptal uşak rolünü oynayan komedyen
  2. [sıfat, mecaz] Bakınız şapşal
ŞEVK

Kelime Kökeni: Arapça şevḳ

  1. [isim] Aşırı heves, aşırı istek
    • "Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince / Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül" (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Keyifli, sevinçli olma durumu
HAŞA

Kelime Kökeni: Arapça ḥāşā

  1. [ünlem] Bir durum veya davranışın kesinlikle kabul edilmediğini anlatan bir söz
    • "Siz böyle söylemişsiniz. Haşa! ben öyle söylemedim."
  2. Dine aykırı görülen bir ihtimalden söz edilirken kullanılan bir söz
IŞIN

  1. [isim, fizik] Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti; şua
  2. Radyoaktif maddelerin saçtıkları alfa, beta, gama ışınlarından her biri
  3. [matematik] Bir noktadan çıkıp sonsuza giden yarım doğrulardan her biri
IŞIL

  1. [sıfat] Bakınız ışıklı
  2. Işıldayan, parlayan
    • "Şu lokanta camekânında kuyruklarını dikmiş, ışıl gözlü, alev menevişli barbunyalar." (Yusuf Ziya Ortaç)
ŞEMA

Kelime Kökeni: Fransızca schéma

  1. [isim] Bir aletin, bir aracın veya bir biçimin ana çizgilerini gösteren çizim
  2. Bir edebiyat eserinin, bir tasarının planı
IŞIK

  1. [isim] Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji; çerağ, ziya, nur, şavk
    • "Okuyabilmek için kapıdaki ışık yeterli değildi." (Halide Edip Adıvar)
  2. Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç
    • "Bir gece yatmışken kalktı, bitişik odaya girdi, ışığı yaktı." (Yusuf Atılgan)
  3. Aydınlanmak için kullanılan elektrik
    • "Apartmandaki dairelerin ışıkları kapalı, herkes mışıl mışıl uyuyor olmalı." (Ahmet Ümit)
  4. [mecaz] Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı
    • "Bütün gözlerden manalı ışıklar sıçrıyordu." (Peyami Safa)
  5. [mecaz] Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb.
    • "Sevgili Behçet Necatigil şiirimizin vazgeçilmez ışıklarından biri olarak ayrıldı aramızdan." (Necati Cumalı)
  6. [fizik] Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma
APIŞ

  1. [isim] Butların iç tarafı
APAŞ

Kelime Kökeni: Fransızca apache

  1. [isim] Bakınız külhanbeyi
    • "Paris'te bir tramvayın apaşlar tarafından durdurulup soyulması..." (Abdülhak Şinasi Hisar)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü