İçinde ışm olan 8 harfli 46 kelime var. İçerisinde IŞM bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ışm olan kelimeler listesine ya da sonu ışm ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BARIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
İki taraf aralarındaki dargınlığı kaldırmak
- "Fakat bir gün barışacaksınız ve onun da kurtulmasına yardım edeceksiniz."
-
[-le]
Sevmek, zevk almak
- "Hiçbirini sevmedim, yalnız Enderuni Vasıf Divanı ile barışabildim."
-
[nesnesiz]
İki taraf aralarındaki dargınlığı kaldırmak
- TARTIŞMA
-
-
[isim]
Bir konuyla ilgili karşıt düşünceleri karşılıklı savunma
- "Karşısındakilerin tartışmaları çabuk bıraktıklarına da dikkat etmedi."
-
Karşılıklı ağır sözler söyleyerek yapılan çekişme; münakaşa
- "Erkekler arasında sahte kadın olup olmadığı üstüne tartışmalar kızıştı."
-
Bir sorun üzerine sözle veya yazılı olarak karşılıklı, bazen de sertçe savunma
- "Bu açıklamalar ilginç tartışmalara yol açtı ve düşündürücü sorunlar çıktı ortaya."
-
[isim]
Bir konuyla ilgili karşıt düşünceleri karşılıklı savunma
- ÇIKIŞMAK
-
-
[-e]
Bir kimseye hoşa gitmeyen bir davranışından dolayı sert sözler söylemek, azarlamak
- "Babaanne hiç ağzını açmadı, gelinine bir kez olsun çıkışmadı, hizmetçisiz kalındı mı mutfağa girip bulaşık yıkadı."
-
[nesnesiz]
Yeter olmak, yetmek
- "Bir gün de son günlerden birinde, bir aşçıdan on parası çıkışmadı diye dünyanın lafını yedi."
-
[-e]
Bir kimseye hoşa gitmeyen bir davranışından dolayı sert sözler söylemek, azarlamak
- YIKIŞMAK
-
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Bakınız güreşmek
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Bakınız güreşmek
- SIĞIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Ancak sığmak, güçlükle sığmak
- "Bir başka fotoğrafı ona doğru tuttum, çerçeve içine sığışmak için herkes birbirine yapışmıştı sanki."
-
[nesnesiz]
Ancak sığmak, güçlükle sığmak
- KATIŞMAÇ
-
-
[isim]
Benzer olmayan maddelerden oluşmuş bütün; agrega
-
[isim]
Benzer olmayan maddelerden oluşmuş bütün; agrega
- SIVIŞMAK
-
-
[-e]
Bakınız bulaşmak
-
[mecaz]
Haber vermeden sessizce gidivermek; tüymek
- "Gece üç işçi sıvışıp kaçtı."
-
[-e]
Bakınız bulaşmak
- SIKIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Kalabalıktan dolayı birbirine çok yaklaşmak
- "Üç hademe, ebe, hasta bakıcı merdivenin orta sahanlığında sıkışmışlar, sedyeyi çevirmeye çalışıyorlar."
-
İki şey arasında kalmak
- "Parmağı kapıya sıkışmış."
-
Yerinden oynamamak
- "Vida sıkışmış."
-
Dar bir yere zorla sığmak veya sığdırılmak
- "Karşıda apartmanın köşesine sıkışmış baraka kahveden bir adam, bir kürek ateş çıkardı."
-
Zor bir durumda kalmak
- "Osmanlı İmparatorluğu sıkışınca üç milyon asker çıkarabiliyordu."
-
Sıkıntı ve darlık çekmek, çarpıntı duymak; daralmak
- "Göğsü sıkışmış."
-
Tuvalet ihtiyacı gelmek
-
Darlık çekmek, parasız kalmak
-
[nesnesiz]
Kalabalıktan dolayı birbirine çok yaklaşmak
- YILIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Yapmacık davranışlarla hoş görünmeye çalışmak
- "Ben ne kadar şiddetli hareket edersem o da o kadar yılışıyor, pısırık pısırık gülüyor."
-
[nesnesiz]
Yapmacık davranışlarla hoş görünmeye çalışmak
- BIKIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Karşılıklı olarak birbirinden bıkmak
-
[nesnesiz]
Karşılıklı olarak birbirinden bıkmak
- KIZIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Yüksek bir dereceyi bulmak, çok ısınmak
-
Bitkiler, ıslaklık ve mikropların etkisi altında çürürken ısınmak
- "Ot balyaları kızıştı."
-
Hayvan, eş isteme zamanı gelmek; kösnülmek
- "Aygır kızıştı."
-
[mecaz]
Zorlu, sert, kızışık bir durum almak
- "O dönem politik ortam zaten kızışmıştı."
-
[mecaz]
Bir şey hızlanmak, hareketlenmek
- "Erkekler arasında sahte kadın olup olmadığı üstüne tartışmalar kızıştı."
-
[nesnesiz]
Yüksek bir dereceyi bulmak, çok ısınmak
- ÇATIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Birbirine çatmak veya çatılmak
- "Ulu denizin üstünü çatışan, şimşeklenen kara bulutlar sardı."
-
Karşılıklı vuruşmak
-
Kavga etmek
- "Fena hâlde sinirliyim, bugün muavin hanımla behemehâl çatışacağım."
-
Söz, iddia veya davranış birbirini tutmamak, birbirini çelmek, mütenakız olmak
-
Deve ve köpek çiftleşmek
-
[nesnesiz, -le]
Birbirine çatmak veya çatılmak
- BAKIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
İki veya daha çok kimse karşılıklı birbirine bakmak
- "Ev halkı birbirlerine bakışıyorlar, söyleyecek söz bulamıyorlar."
-
Kaçamak ve gizli olarak birbirine bakmak
- "Eniştemle mürebbiyenin birbirine nasıl bakıştıklarına hiç dikkat ettin mi?"
-
[nesnesiz, -le]
İki veya daha çok kimse karşılıklı birbirine bakmak
- ÇIRPIŞMA
-
-
[isim]
Çırpışmak işi
-
[isim]
Çırpışmak işi
- KARIŞMAK
-
-
[-e]
İki veya ikiden çok şey bir araya gelip birbirinin içinde dağılmak, birbirinin içine girmek
- "Araba sallana sallana içim bağrım birbirine karıştı."
-
Düzensiz, dağınık olmak
- "Yanıma her tarafı titreyerek sapsarı, sakal bıyığa karışmış bir hâlde geldi."
-
[nesnesiz]
Duruluğunu yitirmek; bulanmak
- "Hava birden karıştı. Zihnim karıştı."
-
[nesnesiz]
Açıklığını yitirmek, anlaşılması güçleşmek
- "Kaymakam işin karıştığını anlayarak..."
-
Müdahale etmek
- "Sokakta herkes kadın kıyafetine karışmak hakkını kendinde görürdü."
-
Engellemek, araya girmek
-
Bir araya gelmek, katılmak
- "Bingazi'deki muharebeye karışmak için beraber yola çıktığım arkadaş Kahire'de hastalanmıştı."
-
İlgilenmek, el atmak
- "Ben, dedim, başkalarının soyadlarına nasıl karışabilirim?"
-
Yetkisinde bulunmak, bakmak, iş edinmek, işi olmak
- "Bu işe belediye karışır."
-
Bakınız karılmak
-
[-e]
İki veya ikiden çok şey bir araya gelip birbirinin içinde dağılmak, birbirinin içine girmek
- YAPIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Yapışkan bir maddeye bulanmış olan bir şey ayrılmayacak bir biçimde bir yere tutunup kalmak
- "Zarfın iyice yapışıp yapışmadığına o kadar dikkat etti ki..."
-
[-e]
İyice yaklaşmak, sokulup değmek
- "Geri geri giderek duvara yapıştı."
-
[-e]
Aralık bırakmayacak biçimde üzerine dokunmak
- "Islanan tül gömleği pembe vücuduna yapıştı."
-
[-e]
Bir iş yapmak amacıyla, hevesle bir şeyi eline almak
- "Dişlerine oltayı almış, tekrar küreklere yapışmıştı."
-
[-e]
Sıkıca yakalamak, tutmak, sarılmak
- "Niçin yalan söylüyor, bu zavallıya iftira ediyorsun diye kulağıma yapıştı."
-
[spor]
Başı çekeni çok yakından izlemek
-
[mecaz]
Birini rahatsız etmek, sataşmak, peşini bırakmamak, musallat olmak
-
[nesnesiz]
Yapışkan bir maddeye bulanmış olan bir şey ayrılmayacak bir biçimde bir yere tutunup kalmak
- TANIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Daha önce birbirini tanımayan kimseler birbirini tanır duruma gelmek
- "Çağır hele arkadaşını, onunla da tanışalım, dedi."
-
[nesnesiz, -le]
Daha önce birbirini tanımayan kimseler birbirini tanır duruma gelmek
- YAZIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Yazılı olarak haberleşmek, birbirine yazmak
-
[nesnesiz, -le]
Yazılı olarak haberleşmek, birbirine yazmak
- YARIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Üstünlük kazanmak amacıyla bir yarışmaya katılmak
-
Bir yarışmada başkalarından üstün olmak için çaba göstermek
-
Başkalarından üstün olmaya çalışmak; rekabet etmek
-
[nesnesiz, -le]
Üstünlük kazanmak amacıyla bir yarışmaya katılmak
- YAKIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Güzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek
- "Önden yandan nasıl durduğunu, yakışıp yakışmadığını gözden geçirecek."
-
[-e]
Uygun olmak, iyi karşılanmak, münasip olmak
- "Öyle şey küçüklerin ağzına yakışmaz."
-
[nesnesiz]
Güzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek