İçinde ışm olan 8 harfli 46 kelime var. İçerisinde IŞM bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ışm olan kelimeler listesine ya da sonu ışm ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BARIŞMAK

  1. [nesnesiz] İki taraf aralarındaki dargınlığı kaldırmak
    • "Fakat bir gün barışacaksınız ve onun da kurtulmasına yardım edeceksiniz." (Aka Gündüz)
  2. [-le] Sevmek, zevk almak
    • "Hiçbirini sevmedim, yalnız Enderuni Vasıf Divanı ile barışabildim." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
TARTIŞMA

  1. [isim] Bir konuyla ilgili karşıt düşünceleri karşılıklı savunma
    • "Karşısındakilerin tartışmaları çabuk bıraktıklarına da dikkat etmedi." (Tarık Buğra)
  2. Karşılıklı ağır sözler söyleyerek yapılan çekişme; münakaşa
    • "Erkekler arasında sahte kadın olup olmadığı üstüne tartışmalar kızıştı." (Lâtife Tekin)
  3. Bir sorun üzerine sözle veya yazılı olarak karşılıklı, bazen de sertçe savunma
    • "Bu açıklamalar ilginç tartışmalara yol açtı ve düşündürücü sorunlar çıktı ortaya." (Melih Cevdet Anday)
ÇIKIŞMAK

  1. [-e] Bir kimseye hoşa gitmeyen bir davranışından dolayı sert sözler söylemek, azarlamak
    • "Babaanne hiç ağzını açmadı, gelinine bir kez olsun çıkışmadı, hizmetçisiz kalındı mı mutfağa girip bulaşık yıkadı." (Gönül Pultar)
  2. [nesnesiz] Yeter olmak, yetmek
    • "Bir gün de son günlerden birinde, bir aşçıdan on parası çıkışmadı diye dünyanın lafını yedi." (Tarık Buğra)
YIKIŞMAK

  1. [nesnesiz, ağızlardan] Bakınız güreşmek
SIĞIŞMAK

  1. [nesnesiz] Ancak sığmak, güçlükle sığmak
    • "Bir başka fotoğrafı ona doğru tuttum, çerçeve içine sığışmak için herkes birbirine yapışmıştı sanki." (Tarık Dursun K)
KATIŞMAÇ

  1. [isim] Benzer olmayan maddelerden oluşmuş bütün; agrega
SIVIŞMAK

  1. [-e] Bakınız bulaşmak
  2. [mecaz] Haber vermeden sessizce gidivermek; tüymek
    • "Gece üç işçi sıvışıp kaçtı." (Lâtife Tekin)
SIKIŞMAK

  1. [nesnesiz] Kalabalıktan dolayı birbirine çok yaklaşmak
    • "Üç hademe, ebe, hasta bakıcı merdivenin orta sahanlığında sıkışmışlar, sedyeyi çevirmeye çalışıyorlar." (Memduh Şevket Esendal)
  2. İki şey arasında kalmak
    • "Parmağı kapıya sıkışmış."
  3. Yerinden oynamamak
    • "Vida sıkışmış."
  4. Dar bir yere zorla sığmak veya sığdırılmak
    • "Karşıda apartmanın köşesine sıkışmış baraka kahveden bir adam, bir kürek ateş çıkardı." (Memduh Şevket Esendal)
  5. Zor bir durumda kalmak
    • "Osmanlı İmparatorluğu sıkışınca üç milyon asker çıkarabiliyordu." (Etem İzzet Benice)
  6. Sıkıntı ve darlık çekmek, çarpıntı duymak; daralmak
    • "Göğsü sıkışmış."
  7. Tuvalet ihtiyacı gelmek
  8. Darlık çekmek, parasız kalmak
YILIŞMAK

  1. [nesnesiz] Yapmacık davranışlarla hoş görünmeye çalışmak
    • "Ben ne kadar şiddetli hareket edersem o da o kadar yılışıyor, pısırık pısırık gülüyor." (Etem İzzet Benice)
BIKIŞMAK

  1. [nesnesiz] Karşılıklı olarak birbirinden bıkmak
KIZIŞMAK

  1. [nesnesiz] Yüksek bir dereceyi bulmak, çok ısınmak
  2. Bitkiler, ıslaklık ve mikropların etkisi altında çürürken ısınmak
    • "Ot balyaları kızıştı."
  3. Hayvan, eş isteme zamanı gelmek; kösnülmek
    • "Aygır kızıştı."
  4. [mecaz] Zorlu, sert, kızışık bir durum almak
    • "O dönem politik ortam zaten kızışmıştı." (Ahmet Ümit)
  5. [mecaz] Bir şey hızlanmak, hareketlenmek
    • "Erkekler arasında sahte kadın olup olmadığı üstüne tartışmalar kızıştı." (Lâtife Tekin)
ÇATIŞMAK

  1. [nesnesiz, -le] Birbirine çatmak veya çatılmak
    • "Ulu denizin üstünü çatışan, şimşeklenen kara bulutlar sardı." (Yaşar Kemal)
  2. Karşılıklı vuruşmak
  3. Kavga etmek
    • "Fena hâlde sinirliyim, bugün muavin hanımla behemehâl çatışacağım." (Faruk Nafiz Çamlıbel)
  4. Söz, iddia veya davranış birbirini tutmamak, birbirini çelmek, mütenakız olmak
  5. Deve ve köpek çiftleşmek
BAKIŞMAK

  1. [nesnesiz, -le] İki veya daha çok kimse karşılıklı birbirine bakmak
    • "Ev halkı birbirlerine bakışıyorlar, söyleyecek söz bulamıyorlar." (Sermet Muhtar Alus)
  2. Kaçamak ve gizli olarak birbirine bakmak
    • "Eniştemle mürebbiyenin birbirine nasıl bakıştıklarına hiç dikkat ettin mi?" (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
ÇIRPIŞMA

  1. [isim] Çırpışmak işi
KARIŞMAK

  1. [-e] İki veya ikiden çok şey bir araya gelip birbirinin içinde dağılmak, birbirinin içine girmek
    • "Araba sallana sallana içim bağrım birbirine karıştı." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  2. Düzensiz, dağınık olmak
    • "Yanıma her tarafı titreyerek sapsarı, sakal bıyığa karışmış bir hâlde geldi." (Refik Halit Karay)
  3. [nesnesiz] Duruluğunu yitirmek; bulanmak
    • "Hava birden karıştı. Zihnim karıştı."
  4. [nesnesiz] Açıklığını yitirmek, anlaşılması güçleşmek
    • "Kaymakam işin karıştığını anlayarak..." (Memduh Şevket Esendal)
  5. Müdahale etmek
    • "Sokakta herkes kadın kıyafetine karışmak hakkını kendinde görürdü." (Falih Rıfkı Atay)
  6. Engellemek, araya girmek
  7. Bir araya gelmek, katılmak
    • "Bingazi'deki muharebeye karışmak için beraber yola çıktığım arkadaş Kahire'de hastalanmıştı." (Ömer Seyfettin)
  8. İlgilenmek, el atmak
    • "Ben, dedim, başkalarının soyadlarına nasıl karışabilirim?" (Memduh Şevket Esendal)
  9. Yetkisinde bulunmak, bakmak, iş edinmek, işi olmak
    • "Bu işe belediye karışır."
  10. Bakınız karılmak
YAPIŞMAK

  1. [nesnesiz] Yapışkan bir maddeye bulanmış olan bir şey ayrılmayacak bir biçimde bir yere tutunup kalmak
    • "Zarfın iyice yapışıp yapışmadığına o kadar dikkat etti ki..." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. [-e] İyice yaklaşmak, sokulup değmek
    • "Geri geri giderek duvara yapıştı."
  3. [-e] Aralık bırakmayacak biçimde üzerine dokunmak
    • "Islanan tül gömleği pembe vücuduna yapıştı." (Ömer Seyfettin)
  4. [-e] Bir iş yapmak amacıyla, hevesle bir şeyi eline almak
    • "Dişlerine oltayı almış, tekrar küreklere yapışmıştı." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. [-e] Sıkıca yakalamak, tutmak, sarılmak
    • "Niçin yalan söylüyor, bu zavallıya iftira ediyorsun diye kulağıma yapıştı." (Ömer Seyfettin)
  6. [spor] Başı çekeni çok yakından izlemek
  7. [mecaz] Birini rahatsız etmek, sataşmak, peşini bırakmamak, musallat olmak
TANIŞMAK

  1. [nesnesiz, -le] Daha önce birbirini tanımayan kimseler birbirini tanır duruma gelmek
    • "Çağır hele arkadaşını, onunla da tanışalım, dedi." (Ayşe Kulin)
YAZIŞMAK

  1. [nesnesiz, -le] Yazılı olarak haberleşmek, birbirine yazmak
YARIŞMAK

  1. [nesnesiz, -le] Üstünlük kazanmak amacıyla bir yarışmaya katılmak
  2. Bir yarışmada başkalarından üstün olmak için çaba göstermek
  3. Başkalarından üstün olmaya çalışmak; rekabet etmek
YAKIŞMAK

  1. [nesnesiz] Güzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek
    • "Önden yandan nasıl durduğunu, yakışıp yakışmadığını gözden geçirecek." (Memduh Şevket Esendal)
  2. [-e] Uygun olmak, iyi karşılanmak, münasip olmak
    • "Öyle şey küçüklerin ağzına yakışmaz." (Burhan Felek)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü