İçinde ül olan 8 harfli 172 kelime var. İçerisinde ÜL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ül olan kelimeler listesine ya da sonu ül ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SÜLÜKLER
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Halkalılar takımından, tatlı ve tuzlu sularda yaşayan, uzun ve yassı vücutları otuz dört parçadan oluşmuş, gözleri gelişmemiş, iki çekmenli, kan emen türlerinde tükürük bezlerinin bir salgısı kanın pıhtılaşmasını önleyen bir enzim yapan asalaklar sınıfı
-
[isim, hayvan bilimi]
Halkalılar takımından, tatlı ve tuzlu sularda yaşayan, uzun ve yassı vücutları otuz dört parçadan oluşmuş, gözleri gelişmemiş, iki çekmenli, kan emen türlerinde tükürük bezlerinin bir salgısı kanın pıhtılaşmasını önleyen bir enzim yapan asalaklar sınıfı
- KÜLTÜRLÜ
-
-
[sıfat]
Kültürü gelişmiş olan
- "Kültürlü bir insan birçok şeyleri okumuş, düşünmüş ve iyice sindirmiş olan insandır."
-
[sıfat]
Kültürü gelişmiş olan
- RESÜLMAL
-
Kelime Kökeni: Arapça reʾs + māl
-
[isim, eskimiş]
Bakınız sermaye
-
[isim, eskimiş]
Bakınız sermaye
- ÜTÜLETME
-
-
[isim]
Ütületmek işi
-
[isim]
Ütületmek işi
- PÜSKÜLLÜ
-
-
[sıfat]
Püskülü olan, püskül takılmış olan
- "Bu püsküllü şapka, boyunu biraz daha uzatmış."
-
[sıfat]
Püskülü olan, püskül takılmış olan
- BÜYÜLEME
-
-
[isim]
Büyülemek işi; afsunlama, efsunlama
- "Bütün bu şeylerin, kendisini ilk defa büyülemesi genç kıza cidden hayret vermekte idi."
-
[isim]
Büyülemek işi; afsunlama, efsunlama
- GÜLİSTAN
-
Kelime Kökeni: Farsça gulistān
-
[isim, eskimiş]
Gül bahçesi
-
[mecaz]
Huzurlu, rahat ve zenginlik dolu yer
- "Hayat her zaman gülistan değil, amcacığım."
-
[isim, eskimiş]
Gül bahçesi
- BÜYÜLTME
-
-
[isim]
Bakınız büyütme
- "İşin içinde bir büyültme, bir şişirme var."
-
Fotoğraf ve resimlere boyut kazandırma işlemi; agrandisman
-
[isim]
Bakınız büyütme
- YÜKÇÜLÜK
-
-
[isim]
Bakınız taşıyıcılık
-
Bakınız hamallık
-
[isim]
Bakınız taşıyıcılık
- DÜŞÇÜLÜK
-
-
[isim]
Düşçü olma durumu
-
[ruh bilimi]
Bilincin zayıflamasıyla ortaya çıkan bir ruh bozukluğu durumu
-
[isim]
Düşçü olma durumu
- KÖKLÜLÜK
-
-
[isim]
Köklü olma durumu
-
[isim]
Köklü olma durumu
- TEVESSÜL
-
Kelime Kökeni: Arapça tevessul
-
[isim, eskimiş]
Elde etmek istenilene ulaşmak için birini ve bir şeyi aracı yapma
-
[isim, eskimiş]
Elde etmek istenilene ulaşmak için birini ve bir şeyi aracı yapma
- ÖĞÜTÜLÜŞ
-
-
[isim]
Öğütülmek işi
-
[isim]
Öğütülmek işi
- MANİPÜLE
-
Kelime Kökeni: Fransızca manipulé
-
[isim]
“Yönlendirmek” anlamında manipüle etmek, “yönlendirilmek” anlamında manipüle olmak birleşik fiillerinde kullanılan bir söz
- "Bu kişilerin başlıca görevi, partinin görüşünü manipüle etmek ve bu görüşü duyurmaktan ibarettir."
-
[isim]
“Yönlendirmek” anlamında manipüle etmek, “yönlendirilmek” anlamında manipüle olmak birleşik fiillerinde kullanılan bir söz
- SELÜLOİT
-
Kelime Kökeni: Fransızca celluloïd
-
[isim]
Nitroselüloz ile kâfurdan oluşan, fotoğraf kâğıdı, sinema filmi, bilardo topu, tarak vb. şeylerin yapımında kullanılan plastik madde
-
[isim]
Nitroselüloz ile kâfurdan oluşan, fotoğraf kâğıdı, sinema filmi, bilardo topu, tarak vb. şeylerin yapımında kullanılan plastik madde
- KÖYLÜLÜK
-
-
[isim]
Köylü olma durumu
- "Köylülük, insan ile toprak arasında kurulan eski bir münasebet şeklidir."
-
Köylülere özgü davranış
-
[isim]
Köylü olma durumu
- YÜZLÜLÜK
-
-
[isim]
Yüzlü olma durumu
-
[isim]
Yüzlü olma durumu
- DÖKÜLMEK
-
-
[nesnesiz]
Dökme işi yapılmak veya dökme işine konu olmak
- "Bekliyorum. Bir gül döküldü vazoda / Bekliyorum. Ses yok ölgün piyanoda"
-
Yaprak, saç, diş, sıva bağlı bulunduğu yerden veya organdan kopup düşmek
-
Kumaş dökümlü olmak
-
Bir işi, bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik olmak
-
[-e]
Bir yere düşmek
- "Bizim motor ikiye bölünüp suya döküldüğümüzde dört kişiydik."
-
Çıkmak, ortaya konulmak
- "Âdeta düşünmeksizin kaleminden masal sahnelerine benzeyen dağ, dere, uçurum resimleri dökülüyordu."
-
Bir şey kaplamak, yayılmak
- "Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor."
-
[-e]
Salınmak, serbest bırakılmak
- "Saçlarını arkaya atıp ensesine dökülen buklelerini kabarttı."
-
[-e, mecaz]
Kır, sokak vb. yerlerde insanlar çokça birikmek
- "Bahar o sene erken gelmiş, herkes tarlalara dökülmüştü."
-
[mecaz]
Çok eskimiş olmak, değerini ve güzelliğini yitirmek
- "Yaşayan, var olan her şey eskiyip dökülecek."
-
[mecaz]
Çok yorgun, hasta olmak
- "Erkek arıların takatleri kesilmeye başlar, bir bir dökülür, ölür giderler."
-
[coğrafya]
Akarsular, göl veya denize akmak
-
[nesnesiz]
Dökme işi yapılmak veya dökme işine konu olmak
- DÖVÜLMEK
-
-
[nesnesiz]
Dövme işine konu olmak; pataklanmak, sopalanmak
- "Ama ne kovulmuş ne de dövülmüştü."
-
[nesnesiz]
Dövme işine konu olmak; pataklanmak, sopalanmak
- ÜTÜCÜLÜK
-
-
[isim]
Ütücü olma durumu
-
[isim]
Ütücü olma durumu