İçinde ül olan 8 harfli 172 kelime var. İçerisinde ÜL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ül olan kelimeler listesine ya da sonu ül ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SÜLÜKLER

  1. [isim, hayvan bilimi] Halkalılar takımından, tatlı ve tuzlu sularda yaşayan, uzun ve yassı vücutları otuz dört parçadan oluşmuş, gözleri gelişmemiş, iki çekmenli, kan emen türlerinde tükürük bezlerinin bir salgısı kanın pıhtılaşmasını önleyen bir enzim yapan asalaklar sınıfı
KÜLTÜRLÜ

  1. [sıfat] Kültürü gelişmiş olan
    • "Kültürlü bir insan birçok şeyleri okumuş, düşünmüş ve iyice sindirmiş olan insandır." (Mehmet Kaplan)
RESÜLMAL

Kelime Kökeni: Arapça reʾs + māl

  1. [isim, eskimiş] Bakınız sermaye
ÜTÜLETME

  1. [isim] Ütületmek işi
PÜSKÜLLÜ

  1. [sıfat] Püskülü olan, püskül takılmış olan
    • "Bu püsküllü şapka, boyunu biraz daha uzatmış." (Memduh Şevket Esendal)
BÜYÜLEME

  1. [isim] Büyülemek işi; afsunlama, efsunlama
    • "Bütün bu şeylerin, kendisini ilk defa büyülemesi genç kıza cidden hayret vermekte idi." (Kerime Nadir)
GÜLİSTAN

Kelime Kökeni: Farsça gulistān

  1. [isim, eskimiş] Gül bahçesi
  2. [mecaz] Huzurlu, rahat ve zenginlik dolu yer
    • "Hayat her zaman gülistan değil, amcacığım." (Mahmut Yesari)
BÜYÜLTME

  1. [isim] Bakınız büyütme
    • "İşin içinde bir büyültme, bir şişirme var." (Haldun Taner)
  2. Fotoğraf ve resimlere boyut kazandırma işlemi; agrandisman
YÜKÇÜLÜK

  1. [isim] Bakınız taşıyıcılık
  2. Bakınız hamallık
DÜŞÇÜLÜK

  1. [isim] Düşçü olma durumu
  2. [ruh bilimi] Bilincin zayıflamasıyla ortaya çıkan bir ruh bozukluğu durumu
KÖKLÜLÜK

  1. [isim] Köklü olma durumu
TEVESSÜL

Kelime Kökeni: Arapça tevessul

  1. [isim, eskimiş] Elde etmek istenilene ulaşmak için birini ve bir şeyi aracı yapma
ÖĞÜTÜLÜŞ

  1. [isim] Öğütülmek işi
MANİPÜLE

Kelime Kökeni: Fransızca manipulé

  1. [isim] “Yönlendirmek” anlamında manipüle etmek, “yönlendirilmek” anlamında manipüle olmak birleşik fiillerinde kullanılan bir söz
    • "Bu kişilerin başlıca görevi, partinin görüşünü manipüle etmek ve bu görüşü duyurmaktan ibarettir." (Mehmet Gönlübol)
SELÜLOİT

Kelime Kökeni: Fransızca celluloïd

  1. [isim] Nitroselüloz ile kâfurdan oluşan, fotoğraf kâğıdı, sinema filmi, bilardo topu, tarak vb. şeylerin yapımında kullanılan plastik madde
KÖYLÜLÜK

  1. [isim] Köylü olma durumu
    • "Köylülük, insan ile toprak arasında kurulan eski bir münasebet şeklidir." (Mehmet Kaplan)
  2. Köylülere özgü davranış
YÜZLÜLÜK

  1. [isim] Yüzlü olma durumu
DÖKÜLMEK

  1. [nesnesiz] Dökme işi yapılmak veya dökme işine konu olmak
    • "Bekliyorum. Bir gül döküldü vazoda / Bekliyorum. Ses yok ölgün piyanoda" (Halit Fahri Ozansoy)
  2. Yaprak, saç, diş, sıva bağlı bulunduğu yerden veya organdan kopup düşmek
  3. Kumaş dökümlü olmak
  4. Bir işi, bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik olmak
  5. [-e] Bir yere düşmek
    • "Bizim motor ikiye bölünüp suya döküldüğümüzde dört kişiydik." (Zeyyat Selimoğlu)
  6. Çıkmak, ortaya konulmak
    • "Âdeta düşünmeksizin kaleminden masal sahnelerine benzeyen dağ, dere, uçurum resimleri dökülüyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
  7. Bir şey kaplamak, yayılmak
    • "Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor." (Memduh Şevket Esendal)
  8. [-e] Salınmak, serbest bırakılmak
    • "Saçlarını arkaya atıp ensesine dökülen buklelerini kabarttı." (Haldun Taner)
  9. [-e, mecaz] Kır, sokak vb. yerlerde insanlar çokça birikmek
    • "Bahar o sene erken gelmiş, herkes tarlalara dökülmüştü." (Sait Faik Abasıyanık)
  10. [mecaz] Çok eskimiş olmak, değerini ve güzelliğini yitirmek
    • "Yaşayan, var olan her şey eskiyip dökülecek." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
  11. [mecaz] Çok yorgun, hasta olmak
    • "Erkek arıların takatleri kesilmeye başlar, bir bir dökülür, ölür giderler." (Tarık Buğra)
  12. [coğrafya] Akarsular, göl veya denize akmak
DÖVÜLMEK

  1. [nesnesiz] Dövme işine konu olmak; pataklanmak, sopalanmak
    • "Ama ne kovulmuş ne de dövülmüştü." (Ayşe Kulin)
ÜTÜCÜLÜK

  1. [isim] Ütücü olma durumu
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü