Sonunda i olan 4 harfli 240 kelime var. İ harfi ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde i harfi olan kelimeler listesine ya da başında i harfi olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- UZVİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿużvī
-
[sıfat, eskimiş]
Organla ilgili
- "Bu uzvi acı, onu galeyanın son raddesine getirerek ağlattı."
-
Bakınız organik
-
[sıfat, eskimiş]
Organla ilgili
- EZGİ
-
-
[isim, müzik]
Belli kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi; ahenk, haz, nağme, melodi, şanson
- "Pir Sultan ağzından bir ezgi okuyup tüm yürekleri kendine bağladı."
-
[müzik]
Bir müzik parçasında baştan sona kadar belirli yerlerde tekrarlanan ses dizisi
-
[mecaz]
Kulağa hoş gelen ses veya söz dizisi
-
[mecaz]
Bakınız tempo
- "Bundan böyle aynı ezgide sürüp gidemez."
-
[ağızlardan]
Bakınız sıkıntı
-
[isim, müzik]
Belli kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi; ahenk, haz, nağme, melodi, şanson
- KOLİ
-
Kelime Kökeni: Fransızca colis
-
[isim]
Posta paketi
-
İçinde türlü eşya bulunan çeşitli büyüklükte paket
- "Üst üste yığılmış kutular, açılmamış koliler arasında üstünkörü bir yaşam, geçici ve idareten."
-
[isim]
Posta paketi
- MUTİ
-
Kelime Kökeni: Arapça muṭīʿ
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız itaatli
- "Genç Çerkez'in daima kendisine muti ve ikinci safta kalacağını ümit ederek dışarıdan gelin almamayı tercih etmişti."
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız itaatli
- CİCİ
-
-
[sıfat]
Sevimli, cana yakın, hoş, güzel, hoşa giden
- "Ümit! Ah benim cici kardeşim."
-
[sıfat]
Sevimli, cana yakın, hoş, güzel, hoşa giden
- SİLİ
-
-
[isim]
Kilim, yünden dokunmuş yaygı
-
[isim]
Kilim, yünden dokunmuş yaygı
- DİZİ
-
-
[isim]
Bakınız sıra
- "İki dizi inci."
-
Herhangi bakımdan bir bütün oluşturan şeylerin tümü; seri (I)
- "İşte bütün eserlerini bir araya toplayacak olan bu dizinin başına yazılacak ön söz."
-
Yan yana, art arda veya zaman sırasına göre sıralanmış birbiriyle ilişkili nesne veya olayların oluşturduğu bütün sıra; sekans
- "Bir dizi olay. Olaylar dizisi."
-
[dil bilgisi]
Bir söz dizimsel bağlam içinde birbirinin yerini alabilen ve karşıtlık bağlantısı kuran ögelerin oluşturduğu bütün; paradigma
-
[askerlik]
Saf durumundaki bir kıtada, birbiri arkasında duran erler
-
[matematik]
Kurallı veya kuralsız olarak sıralanmış terimler takımı
-
[müzik]
Bir oktavın içinde sıralanan sekiz sesin bütünü
-
[sinema, televizyon]
Bakınız dizi film
-
[isim]
Bakınız sıra
- EKTİ
-
-
[sıfat]
Her yiyeceği canı çeken
-
Bakınız asalak
-
Bakınız cimri
-
[isim]
Anası ve babası olmayan veya atılmış, bırakılmış çocuk
-
[ağızlardan]
Arsız, yüzsüz, görgüsüz (kimse)
-
[ağızlardan]
Anası ölüp başka bir koyuna alıştırılan veya elle beslenen (kuzu)
- "Ayol ihtiyarsan ne diye kızın arkasından ekti kuzu gibi dolaşıyorsun?"
-
[sıfat]
Her yiyeceği canı çeken
- İRSİ
-
Kelime Kökeni: Arapça irs̱ī
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız kalıtımsal
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız kalıtımsal
- GAHİ
-
Kelime Kökeni: Farsça gāhī
-
[zarf, eskimiş]
Bakınız ara sıra
-
[zarf, eskimiş]
Bakınız ara sıra
- TALİ
-
Kelime Kökeni: Arapça tālī
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız ikincil
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız ikincil
- EMMİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿamm
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız amca
- "Bir kız bana emmi, dedi, n'eyleyim."
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız amca
- NEVİ
-
Kelime Kökeni: Arapça nevʿ
-
[isim]
Çeşit, cins, tür
- "Bu kadının hastalığı, isterinin çok şiddetli bir nevidir."
-
[isim]
Çeşit, cins, tür
- BARİ
-
Kelime Kökeni: Farsça bārī
-
[zarf]
Bu durum karşısında; hiç değilse, hiç olmazsa
- "Hepsini at bir yana / Bari o günlerin bana / Şiirini söyle tatlı su"
-
[ünlem]
Bakınız keşke
- "Bu bari doğru çıksaydı, yazarlığıma geçmişte bir ipucu bulacaktım."
-
[zarf]
Bu durum karşısında; hiç değilse, hiç olmazsa
- VADİ
-
Kelime Kökeni: Arapça vādī
-
[isim, coğrafya]
İki dağ arasındaki çukurca arazi veya geçit; koyak
- "Vadinin hemen kıyı başında idi ve çevresinde beş karaltı vardı."
-
[eskimiş, mecaz]
Çalışma alanı, tutulan yol, benimsenen tarz
- "Münakaşa kızışınca lakırtıyı hemen meslek bakımından çok zararlı bir vadiye yani şahsiyata sürüklediklerini hatırlarız."
-
[isim, coğrafya]
İki dağ arasındaki çukurca arazi veya geçit; koyak
- İŞÇİ
-
-
[isim]
Başkasının yararına bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretle çalışan kimse
- "Gazetelere daha ziyade biz işçiler sahiptik."
-
[hayvan bilimi]
Toplu olarak yaşayan böceklerde üreme yeteneği olmayan, topluluğun işlerini gören dişi veya erkek
-
[isim]
Başkasının yararına bedenini, kafa gücünü veya el becerisini kullanarak ücretle çalışan kimse
- GANİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ġanī
-
[sıfat]
Bol, çok olan
-
[eskimiş]
Zengin, varlıklı olan
- "Sen bir gani sultansın / Canlar içinde cansın"
-
[sıfat]
Bol, çok olan
- ELLİ
-
-
[isim]
Kırk dokuzdan sonra gelen sayının adı
-
Bu sayıyı gösteren 50 ve L rakamlarının adı
-
[sıfat]
Beş kere on, kırk dokuzdan bir artık
-
[isim]
Kırk dokuzdan sonra gelen sayının adı
- DİNİ
-
Kelime Kökeni: Arapça dīnī
-
[sıfat]
Dinle ilgili, din üzerine; dinsel
- "Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir."
-
[sıfat]
Dinle ilgili, din üzerine; dinsel
- CANİ
-
Kelime Kökeni: Arapça cānī
-
[isim]
Cinayet işlemiş olan kimse; kıyacı, kıyıcı (III)
- "Bugün medeniyet ve insaniyetin düşmanları olan canileri, sabıkalıları o arıyor, o takip ediyor, o buluyor."
-
[sıfat, mecaz]
Acımasız, gaddar olan
-
[isim]
Cinayet işlemiş olan kimse; kıyacı, kıyıcı (III)