Başında ha olan 5 harfli 154 kelime var. Ha ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ha olan kelimeler listesine ya da sonu ha ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ha bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ha Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AH, HA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- HARİÇ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫāric
-
[isim]
Bakınız dış
- "Bu kitapların haricinde herhangi bir menfaat ummak, seraptan su ummak gibi olur."
-
Yabancı ülke
- "On yıl hariçte kalmış."
-
[zarf]
Dışta kalmak üzere, dışında sayılmak üzere, müstesna
- "Dişçi koltuğu hariç, kim bir koltuğa oturursa kendini bir şey zanneder."
-
[isim]
Bakınız dış
- HAZNE
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫazīne
-
[isim]
Bakınız hazine
-
Bakınız depo
- "Altında ve üstünde cıva dolu iki hazne vardı."
-
[eskimiş]
Bakınız döl yatağı
-
[isim]
Bakınız hazine
- HAZIM
-
Kelime Kökeni: Arapça hażm
-
[isim, biyoloji]
Bakınız sindirim
-
[mecaz]
Benimseme, kabul etme
-
[isim, biyoloji]
Bakınız sindirim
- HASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥāṣil
-
[sıfat]
Olan, ortaya çıkan, görünen
-
[sıfat]
Olan, ortaya çıkan, görünen
- HASIM
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫaṣm
-
[isim]
Bakınız düşman
-
Bir oyun, dava veya yarışta karşı taraf
- "O yalnız hasmıyla değil bütün sirk halkıyla güreşiyor."
-
[isim]
Bakınız düşman
- HAZIK
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥāẕiḳ
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız usta
- "Şimdi eskisi gibi mi, İstanbul'da hazık hekimden geçilmiyor."
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız usta
- HANIM
-
-
[isim]
Kız ve kadınlara verilen ünvan; bayan, hatun, leydi
- "Nermin Hanım, razı gelmiş gibi göründü ama hiçbir zaman istemedi..."
-
Eşlerden kadın olanı; harem
- "Yaptığı çiçek suyunun ilk bardağını kendi içtikten sonra ikincisini hanımına getirir."
-
Toplumsal durumu, varlığı iyi olan, hizmetinde bulunulan kadın
- "Becerikli hâliyle Zeynep'e ve hanımına ait bütün işleri elinin içine almıştı."
-
Kadın için kullanılan adlandırmalardan sonraya getirilen saygı sözü
- "Gelin hanım, zenginliğin verdiği şımarıklıkla kayınvalideyi evine bastırmamış bir kere bile..."
-
[sıfat]
Kadınlığın bütün iyi niteliklerini taşıyan
- "Hanım kadın. Hanım kız."
-
[isim]
Kız ve kadınlara verilen ünvan; bayan, hatun, leydi
- HALUK
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫalūḳ
-
[sıfat, eskimiş]
Temiz huylu, iyi ahlaklı
- "Ahmet Naci, ağırbaşlı, çalışkan ve haluk bir gençti."
-
[sıfat, eskimiş]
Temiz huylu, iyi ahlaklı
- HASIR
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥaṣīr
-
[isim]
Saz, kabuk, yaprak vb. bir bitki maddesiyle örülmüş taban veya tavan örtüsü
- "Öğle uykuma daldığım hasır üzerinde başımın altına konmuş yastık lavanta çiçeği kokardı."
-
[sıfat]
Tamamı veya bir bölümü böyle bir örgüden yapılan
- "İş önlükleri bağlandı, sele denilen hasır sepetlerle tarlaya dalındı."
-
[isim]
Saz, kabuk, yaprak vb. bir bitki maddesiyle örülmüş taban veya tavan örtüsü
- HASUT
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥasūd
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız kıskanç
- "Bu hasutların dedikodularına inanmak caiz mi?"
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız kıskanç
- HAZIR
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥāżir
-
[sıfat]
Bir iş yapmak için gereken her şeyi tamamlamış olan; anık (I), amade, müheyya
- "Her şey emre müheyya, hazır bir vaziyette bekliyor."
-
Belli bir işe yarayacak, kullanılacak bir duruma getirilmiş
- "Yemek hazır, buyurun."
-
Belirli bir biçimde yapılmış olarak satılan, alıcı bekleyen, ısmarlama karşıtı
- "Hazır elbise. Hazır ayakkabı."
-
[zarf]
Bir işi yapmak için gereken her şey tamamlanmış olarak
- "İçindeki her şeyle birlikte dünyayı fethetmeye artık kendilerini hazır hissediyorlardı."
-
[zarf]
Fırsattan yararlanarak
- "Hazır çıkmışken yağ ile pirinç alayım."
-
[sıfat]
Bir iş yapmak için gereken her şeyi tamamlamış olan; anık (I), amade, müheyya
- HAVİT
-
Kelime Kökeni: İngilizce havid
-
[isim]
İçine pul konulması için hazırlanmış, pulu kaplayarak rutubet, nem vb. dış etkilerden koruyan, ön yüzü saydam, arka yüzü zamklı kılıf
-
[isim]
İçine pul konulması için hazırlanmış, pulu kaplayarak rutubet, nem vb. dış etkilerden koruyan, ön yüzü saydam, arka yüzü zamklı kılıf
- HAVUT
-
Kelime Kökeni: Farsça hāvut
-
[isim, eskimiş]
Deve semeri
-
[isim, eskimiş]
Deve semeri
- HALET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥālet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız durum
- "Huşu içinde, başları önlerine eğik olarak oturmaları hep ölümden sonraki ve dirilişten evvelki hâlete işarettir."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız durum
- HASAR
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫasār
-
[isim]
Herhangi bir olayın yol açtığı kırılma, dökülme, yıkılma gibi zarar
- "Yağmur yollarda hasara yol açtı."
-
[isim]
Herhangi bir olayın yol açtığı kırılma, dökülme, yıkılma gibi zarar
- HATMİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫaṭmī
-
[isim, bitki bilimi]
Ebegümecigillerden, bazı cinslerinin kök ve çiçekleri hekimlikte kullanılan, çok yıllık otsu bir süs bitkisi; ağaçküpesi (Althaea officinalis)
- "Ey tahta perdenin üzerinden aşan hatmi."
-
[isim, bitki bilimi]
Ebegümecigillerden, bazı cinslerinin kök ve çiçekleri hekimlikte kullanılan, çok yıllık otsu bir süs bitkisi; ağaçküpesi (Althaea officinalis)
- HASAT
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥaṣād
-
[isim]
Ürün kaldırma, ekin biçme işi
-
Bu yolla elde edilen ürün
- "Ey vatanın bağrı yanık bucağı / Hani senin bereketli hasadın"
-
[isim]
Ürün kaldırma, ekin biçme işi
- HAZİN
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥazīn
-
[sıfat]
Bakınız hüzünlü
- "Her şey dayanılmayacak kadar hazindi."
-
[sıfat]
Bakınız hüzünlü
- HAZAR
-
-
[isim]
VI-X. yüzyıllar arasında Hazar Denizi'nin ve Kafkasların kuzeyinde yaşamış bir Türk boyu veya bu boydan olan kimse
-
[isim]
VI-X. yüzyıllar arasında Hazar Denizi'nin ve Kafkasların kuzeyinde yaşamış bir Türk boyu veya bu boydan olan kimse
- HAVRA
-
Kelime Kökeni: İbranice
-
[isim, din bilimi]
Bakınız sinagog
-
[mecaz]
Çok gürültülü yer
- "Madrid'de kahvehaneyi gördüm ki havradır / Bir yerdeyiz ki söz denilen şey palavradır"
-
[isim, din bilimi]
Bakınız sinagog