Başında g olan 6 harfli 231 kelime var. G harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde g harfi olan kelimeler listesine ya da sonu g harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında g bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

GEREDE

  1. [isim] Bolu iline bağlı ilçelerden biri
GETİRİ

  1. [isim] Bakınız yarar
    • "Bu çalışmanın bana getirisi çok oldu."
  2. [ekonomi] Bakınız kâr
    • "Yıllık getiri."
  3. [ekonomi] Bakınız kazanç
GRİPLİ

  1. [sıfat] Grip hastalığına yakalanmış (kimse)
    • "Belki onu alelade bir gripli sanıyordu, aceleye lüzum görmüyordu." (Peyami Safa)
GÜMÜŞİ

Kelime Kökeni: Türkçe gümüş + Arapça -ī

  1. [isim] Bakınız gümüş rengi
  2. Bu renkte olan
    • "Yerlerde sürünen, üstü gümüşi ve hafif tüylerle örtülü kuyrukları açılmak için vücut yavaş yavaş sanki içinden kabarır, kanatlar her iki yandan kenarlara doğru şişmeye koyulur." (Abdülhak Şinasi Hisar)
GÖKÇÜL

  1. [isim, ağızlardan] Maviye çalan renk
  2. [sıfat] Bu renkte olan
  3. [sıfat] Gökle ilgili; semavi
GÖZEVİ

  1. [isim, anatomi] Bakınız göz yuvası
    • "Şimdi yeşil mavi gözleri daha keskin, gözevleri daha çöküktü." (Selim İleri)
GELMİÇ

Kelime Kökeni: Farsça gelmic, gelmuc

  1. [isim] İri balıklarda kılçık durumunda olan kemik
GÖMGÖK

  1. [sıfat] Bakınız masmavi
  2. [ağızlardan] Olgunlaşmamış
  3. [mecaz] Morarmış
    • "Ablam kapıyı açıp da beni yüzü gözü gömgök görünce düşeyazdı." (Leylâ Onat)
GÜNÜCÜ

  1. [sıfat] Bakınız kıskanç
    • "Güvenli olmaktan çok günücü bir sesti Saruhanoğlu Hızır Şah Bey’in ‘Alacağını sanmıyorum.’ deyişi." (Mustafa Necati Sepetçioğlu)
GÖZELİ

  1. [sıfat] Gözesi olan
GEÇELİ

  1. [sıfat] Geçesi (II) olan
    • "Balat kapısından girdim içeri / Boliçeler oturmuş iki geçeli" (Halk türküsü)
GÖLKÖY

  1. [isim] Ordu iline bağlı ilçelerden biri
GEÇMEK

  1. [-e] Bir yerden başka bir yere gitmek
    • "Elindeki kitabı bırakıp bulundukları odaya geçtim." (Tarık Buğra)
  2. [-den] Bir yandan girip diğer yandan çıkmak
    • "İplik iğne deliğinden zor geçti."
  3. [-den] Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek
    • "Eve giderken sizin sokaktan geçeriz."
  4. [-den] Bir duruma uğramak; konu olmak
    • "Dayaktan geçmek. Muayeneden geçmek."
  5. [-i] Okulda, sınavda başarı göstermek
    • "Hatırlıyor musun, sizin evde bana matematik dersi verirdin, sayende sınıfı geçtim, diyor." (Atilla Keskin)
  6. [-de] Ömür yaşamak
  7. [-den] Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak
    • "Hakkın var. Ne çare ki bizden geçti diye söyleniyor." (Reşat Nuri Güntekin)
  8. [-de] Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek
    • "Bu odanın içinde geçen aşk anları artık çok uzaklardaydı." (Attilâ İlhan)
  9. [-e, -i, -den] Hastalık bulaşmak, sirayet etmek
    • "Hastalık bana ondan geçti."
  10. [-e, -den] Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek
    • "Bu titizlik ona babasından geçmiş."
  11. [-e, -den] Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek
  12. Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak
    • "İstanbul'a geçecek değil, parmağımı kımıldatacak takatim yok." (Sermet Muhtar Alus)
  13. Yerini bırakıp başka yer almak
  14. [-den] Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak
    • "Şimdiki tuluat artistlerinin çoğu oradan geçtiler." (Sait Faik Abasıyanık)
  15. Etki yapmak; işlemek
    • "Soğuk, ciğerime geçti. Başına güneş geçmiş."
  16. Görev almak
    • "İktidara geçmek."
  17. Kalmak, devrolmak
    • "Paralar suyunu çekti. Fabrika da olduğu gibi Nihat'a geçti." (Necip Fazıl Kısakürek)
  18. [-i] Geride bırakmak; aşmak
    • "Bizim yelkenli vapuru geçecek. Ordu sınırı geçti. Çocuğun boyu babasını geçti."
  19. [nesnesiz] Tükenmek, bitmek; sona ermek
    • "Yavaş yavaş bu hırs geçer." (Falih Rıfkı Atay)
  20. [-i] Üstünlük sağlamak
  21. [-i] Söylemeden veya bitirmeden atlamak
    • "O meseleyi geçelim. O bahsi geç!"
  22. [-i] Zamanı aşmak, geride bırakmak
    • "Şehzadebaşı'na geldikleri zaman saat onu geçiyordu." (Peyami Safa)
  23. [-le] Zaman tükenmek
    • "Bütün günüm seni takip etmekle geçti." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  24. [-i] Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek
  25. [-i, -den] Birinden meşk etmek
    • "Bu şarkıyı kimden geçtiniz."
  26. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek
    • "Ankara haberlerini gazetesine geçiyormuş."
  27. [nesnesiz] Ateş vb. sönmek
    • "Ocak sönmüş, koru bile geçmişti." (Nabizade Nâzım)
  28. Yazılmak, girmek
    • "Tarihe geçmek. Kitaba geçmek."
  29. [nesnesiz] Sürümü olmak, satılmak
  30. [-e, -i] Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak
    • "Kısa süren bir hastalıktan sonra göçüp gideceğini hissetmiş hatta ölümünün gazetelere bile geçmemesini istemişti." (Halide Edip Adıvar)
  31. [nesnesiz] Kullanımda olmak, tedavülde olmak
    • "Bu para artık geçmiyor."
  32. [nesnesiz] Kabul edilemez olmak
    • "Senin paran burada geçmez."
  33. [-den] Bırakmak, vazgeçmek
    • "Bana yârden geç derler / Seven yârden geçilir mi?" (Halk türküsü)
  34. Bir yere gidip oturmak
  35. [nesnesiz] Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak
    • "Bu karpuz geçmiş."
  36. [nesnesiz] Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak
    • "Görmedim, dedi, geçti."
  37. [yardımcı fiil, argo] Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar
    • "lska geçmek. Diskur geçmek."
  38. [-e, -i, ağızlardan] Çekiştirmek, yermek
    • "Beni sana geçmişler / Vallahi ben demedim" (Halk türküsü)
GÜNÖTE

  1. [isim, gök bilimi] Yer yörüngesinin Güneş'e en uzak bulunduğu nokta; evç
    • "Yer, temmuzun başlangıcına doğru günöteye varmış bulunur."
GAHİCE

  1. [zarf] Bakınız ara sıra
GARAMİ

Kelime Kökeni: Arapça ġarāmī

  1. [sıfat, eskimiş] Düşünceden çok, canlı duygulara ve aşka dayanan (sanat eseri)
    • "Garami şiirlerle meşgul olmak hayata dönmenin işareti gibi idi." (Hüseyin Nihal Atsız)
GÖÇEBE

  1. [sıfat] Değişik şartlara bağlı olarak belli bir yöre içinde çadır, hayvan ve öteki araçlarla yer değiştiren, yerleşik olmayan (kimse veya topluluk); göçer, göçkün
    • "Karakaçanları, sürüleriyle dağ dağ dolaşan göçebe çobanlarıdır." (Ahmet Haşim)
  2. [hayvan bilimi] Mevsimlere göre ülke veya yer değiştiren (hayvan)
GRANİT

Kelime Kökeni: Fransızca granite

  1. [isim, jeoloji] Kuvars, feldspat, ortoklaz ve mika minerallerinden birleşmiş türlü renkte, billursu, çok sert bir kayaç türü
GÖTÜRÜ

  1. [sıfat, ticaret] Fiyatı veya ücreti toptan belirlenen (iş vb.)
  2. [zarf] Fiyatını toptan belirleyerek; kabala (II)
    • "Büyük işleri götürü vererek onları geceleri de çalıştırırdı." (İsmail Hakkı Baltacıoğlu)
  3. Bakınız zarar
    • "Bütün bu yasalar, Batı karşısındaki her girişim gibi büyük bir telaş ve aceleyle getirisi götürüsü hesaplanmadan, yangından mal kaçırır gibi çıkarıldı." (Cihan Dura)
GENZEK

  1. [sıfat, ağızlardan] Genizden konuşan
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü