Başında g olan 6 harfli 231 kelime var. G harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde g harfi olan kelimeler listesine ya da sonu g harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında g bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- GEREDE
-
-
[isim]
Bolu iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Bolu iline bağlı ilçelerden biri
- GETİRİ
-
- GRİPLİ
-
-
[sıfat]
Grip hastalığına yakalanmış (kimse)
- "Belki onu alelade bir gripli sanıyordu, aceleye lüzum görmüyordu."
-
[sıfat]
Grip hastalığına yakalanmış (kimse)
- GÜMÜŞİ
-
Kelime Kökeni: Türkçe gümüş + Arapça -ī
-
[isim]
Bakınız gümüş rengi
-
Bu renkte olan
- "Yerlerde sürünen, üstü gümüşi ve hafif tüylerle örtülü kuyrukları açılmak için vücut yavaş yavaş sanki içinden kabarır, kanatlar her iki yandan kenarlara doğru şişmeye koyulur."
-
[isim]
Bakınız gümüş rengi
- GÖKÇÜL
-
-
[isim, ağızlardan]
Maviye çalan renk
-
[sıfat]
Bu renkte olan
-
[sıfat]
Gökle ilgili; semavi
-
[isim, ağızlardan]
Maviye çalan renk
- GÖZEVİ
-
-
[isim, anatomi]
Bakınız göz yuvası
- "Şimdi yeşil mavi gözleri daha keskin, gözevleri daha çöküktü."
-
[isim, anatomi]
Bakınız göz yuvası
- GELMİÇ
-
Kelime Kökeni: Farsça gelmic, gelmuc
-
[isim]
İri balıklarda kılçık durumunda olan kemik
-
[isim]
İri balıklarda kılçık durumunda olan kemik
- GÖMGÖK
-
-
[sıfat]
Bakınız masmavi
-
[ağızlardan]
Olgunlaşmamış
-
[mecaz]
Morarmış
- "Ablam kapıyı açıp da beni yüzü gözü gömgök görünce düşeyazdı."
-
[sıfat]
Bakınız masmavi
- GÜNÜCÜ
-
-
[sıfat]
Bakınız kıskanç
- "Güvenli olmaktan çok günücü bir sesti Saruhanoğlu Hızır Şah Bey’in ‘Alacağını sanmıyorum.’ deyişi."
-
[sıfat]
Bakınız kıskanç
- GÖZELİ
-
-
[sıfat]
Gözesi olan
-
[sıfat]
Gözesi olan
- GEÇELİ
-
-
[sıfat]
Geçesi (II) olan
- "Balat kapısından girdim içeri / Boliçeler oturmuş iki geçeli"
-
[sıfat]
Geçesi (II) olan
- GÖLKÖY
-
-
[isim]
Ordu iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Ordu iline bağlı ilçelerden biri
- GEÇMEK
-
-
[-e]
Bir yerden başka bir yere gitmek
- "Elindeki kitabı bırakıp bulundukları odaya geçtim."
-
[-den]
Bir yandan girip diğer yandan çıkmak
- "İplik iğne deliğinden zor geçti."
-
[-den]
Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek
- "Eve giderken sizin sokaktan geçeriz."
-
[-den]
Bir duruma uğramak; konu olmak
- "Dayaktan geçmek. Muayeneden geçmek."
-
[-i]
Okulda, sınavda başarı göstermek
- "Hatırlıyor musun, sizin evde bana matematik dersi verirdin, sayende sınıfı geçtim, diyor."
-
[-de]
Ömür yaşamak
-
[-den]
Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak
- "Hakkın var. Ne çare ki bizden geçti diye söyleniyor."
-
[-de]
Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek
- "Bu odanın içinde geçen aşk anları artık çok uzaklardaydı."
-
[-e, -i, -den]
Hastalık bulaşmak, sirayet etmek
- "Hastalık bana ondan geçti."
-
[-e, -den]
Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek
- "Bu titizlik ona babasından geçmiş."
-
[-e, -den]
Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek
-
Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak
- "İstanbul'a geçecek değil, parmağımı kımıldatacak takatim yok."
-
Yerini bırakıp başka yer almak
-
[-den]
Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak
- "Şimdiki tuluat artistlerinin çoğu oradan geçtiler."
-
Etki yapmak; işlemek
- "Soğuk, ciğerime geçti. Başına güneş geçmiş."
-
Görev almak
- "İktidara geçmek."
-
Kalmak, devrolmak
- "Paralar suyunu çekti. Fabrika da olduğu gibi Nihat'a geçti."
-
[-i]
Geride bırakmak; aşmak
- "Bizim yelkenli vapuru geçecek. Ordu sınırı geçti. Çocuğun boyu babasını geçti."
-
[nesnesiz]
Tükenmek, bitmek; sona ermek
- "Yavaş yavaş bu hırs geçer."
-
[-i]
Üstünlük sağlamak
-
[-i]
Söylemeden veya bitirmeden atlamak
- "O meseleyi geçelim. O bahsi geç!"
-
[-i]
Zamanı aşmak, geride bırakmak
- "Şehzadebaşı'na geldikleri zaman saat onu geçiyordu."
-
[-le]
Zaman tükenmek
- "Bütün günüm seni takip etmekle geçti."
-
[-i]
Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek
-
[-i, -den]
Birinden meşk etmek
- "Bu şarkıyı kimden geçtiniz."
-
Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek
- "Ankara haberlerini gazetesine geçiyormuş."
-
[nesnesiz]
Ateş vb. sönmek
- "Ocak sönmüş, koru bile geçmişti."
-
Yazılmak, girmek
- "Tarihe geçmek. Kitaba geçmek."
-
[nesnesiz]
Sürümü olmak, satılmak
-
[-e, -i]
Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak
- "Kısa süren bir hastalıktan sonra göçüp gideceğini hissetmiş hatta ölümünün gazetelere bile geçmemesini istemişti."
-
[nesnesiz]
Kullanımda olmak, tedavülde olmak
- "Bu para artık geçmiyor."
-
[nesnesiz]
Kabul edilemez olmak
- "Senin paran burada geçmez."
-
[-den]
Bırakmak, vazgeçmek
- "Bana yârden geç derler / Seven yârden geçilir mi?"
-
Bir yere gidip oturmak
-
[nesnesiz]
Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak
- "Bu karpuz geçmiş."
-
[nesnesiz]
Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak
- "Görmedim, dedi, geçti."
-
[yardımcı fiil, argo]
Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar
- "lska geçmek. Diskur geçmek."
-
[-e, -i, ağızlardan]
Çekiştirmek, yermek
- "Beni sana geçmişler / Vallahi ben demedim"
-
[-e]
Bir yerden başka bir yere gitmek
- GÜNÖTE
-
-
[isim, gök bilimi]
Yer yörüngesinin Güneş'e en uzak bulunduğu nokta; evç
- "Yer, temmuzun başlangıcına doğru günöteye varmış bulunur."
-
[isim, gök bilimi]
Yer yörüngesinin Güneş'e en uzak bulunduğu nokta; evç
- GAHİCE
-
-
[zarf]
Bakınız ara sıra
-
[zarf]
Bakınız ara sıra
- GARAMİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ġarāmī
-
[sıfat, eskimiş]
Düşünceden çok, canlı duygulara ve aşka dayanan (sanat eseri)
- "Garami şiirlerle meşgul olmak hayata dönmenin işareti gibi idi."
-
[sıfat, eskimiş]
Düşünceden çok, canlı duygulara ve aşka dayanan (sanat eseri)
- GÖÇEBE
-
-
[sıfat]
Değişik şartlara bağlı olarak belli bir yöre içinde çadır, hayvan ve öteki araçlarla yer değiştiren, yerleşik olmayan (kimse veya topluluk); göçer, göçkün
- "Karakaçanları, sürüleriyle dağ dağ dolaşan göçebe çobanlarıdır."
-
[hayvan bilimi]
Mevsimlere göre ülke veya yer değiştiren (hayvan)
-
[sıfat]
Değişik şartlara bağlı olarak belli bir yöre içinde çadır, hayvan ve öteki araçlarla yer değiştiren, yerleşik olmayan (kimse veya topluluk); göçer, göçkün
- GRANİT
-
Kelime Kökeni: Fransızca granite
-
[isim, jeoloji]
Kuvars, feldspat, ortoklaz ve mika minerallerinden birleşmiş türlü renkte, billursu, çok sert bir kayaç türü
-
[isim, jeoloji]
Kuvars, feldspat, ortoklaz ve mika minerallerinden birleşmiş türlü renkte, billursu, çok sert bir kayaç türü
- GÖTÜRÜ
-
-
[sıfat, ticaret]
Fiyatı veya ücreti toptan belirlenen (iş vb.)
-
[zarf]
Fiyatını toptan belirleyerek; kabala (II)
- "Büyük işleri götürü vererek onları geceleri de çalıştırırdı."
-
Bakınız zarar
- "Bütün bu yasalar, Batı karşısındaki her girişim gibi büyük bir telaş ve aceleyle getirisi götürüsü hesaplanmadan, yangından mal kaçırır gibi çıkarıldı."
-
[sıfat, ticaret]
Fiyatı veya ücreti toptan belirlenen (iş vb.)
- GENZEK
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Genizden konuşan
-
[sıfat, ağızlardan]
Genizden konuşan