Sonunda emek olan 7 harfli 42 kelime var. EMEK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde emek olan kelimeler listesine ya da başında emek olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Emek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E E K M
4 Harfli Kelimeler
EKME, EMEK, KEME, MEKE
3 Harfli Kelimeler
EKE, KEM
2 Harfli Kelimeler
EK, EM, KE, ME
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- EYLEMEK
-
-
[-den]
Bir kişiden veya bir şeyden yoksun bırakmak
- "Yurdumdan yuvamdan eyledi beni / Yârsiz dünya malı bana pul gibi"
-
[yardımcı fiil]
Bakınız etmek
- "Arap atlar yakın eyler ırağı / Yüce dağdan aşan yollar bizimdir"
-
[-den]
Bir kişiden veya bir şeyden yoksun bırakmak
- İSLEMEK
-
-
[-i]
İse tutup karartmak
-
[-i]
İse tutup karartmak
- DENEMEK
-
-
[-i]
Değerini anlamak, gerekli niteliği taşıyıp taşımadığını bulmak için bir insanı, bir nesneyi veya bir düşünceyi sınamak; tecrübe etmek
- "Gelecek ise daha denemediğimiz zaman kesitidir."
-
Bir işe, başarmak amacıyla başlamak, girişimde bulunmak; teşebbüs etmek
- "Ayağa kalkarak üç adım ötedeki musluğa kadar gitmeyi denedi."
-
[-i]
Değerini anlamak, gerekli niteliği taşıyıp taşımadığını bulmak için bir insanı, bir nesneyi veya bir düşünceyi sınamak; tecrübe etmek
- ÖNLEMEK
-
-
[-i]
Bir şeyin olmasına veya yapılmasına engel olmak
- "Bir yerden kokusu çıkarsa baban vasıtasıyla önlemek isteyecekler."
-
Ortaya çıkan veya çıkacağı düşünülen bir tehlikeyi durdurmak, önüne geçmek
- "Yakın felaketi önlemek için esaslı tedbir almak güçtür."
-
[-i]
Bir şeyin olmasına veya yapılmasına engel olmak
- DÜZEMEK
-
-
[-i, kimya]
Herhangi bir karışımı istenilen orana göre hazırlamak, karışımın dozunu belirlemek
-
[-i, kimya]
Herhangi bir karışımı istenilen orana göre hazırlamak, karışımın dozunu belirlemek
- ÖZLEMEK
-
-
[-i]
Bir kimseyi, bir yeri veya bir şeyi görmeyi, ona kavuşmayı istemek, göreceği gelmek
- "Bütün özlediğim eserlerle bir kütüphane yapabilsem artık yapılacak bir iş kalmayacak."
-
[-i]
Bir kimseyi, bir yeri veya bir şeyi görmeyi, ona kavuşmayı istemek, göreceği gelmek
- İMLEMEK
-
-
[-i]
İm koymak, imle göstermek
-
Dolayısıyla anlatmak; ima etmek
- "Bu tür kısaltmalar, adları geçenlerin, yakından tanıdığımız kişiler olduğunu imler."
-
[-i]
İm koymak, imle göstermek
- ERSEMEK
-
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Erkek istemek
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Erkek istemek
- İNLEMEK
-
-
[nesnesiz]
Acı, üzüntü belirten kesik sesler çıkarmak; inildemek
- "O, inledikçe benim de yüreğim sızlıyor, sıkıntıdan damarlarımı saran yağ eriyor."
-
Gür, uğultulu, yankılı ses çıkarmak
- "Yer gök inlesin."
-
[nesnesiz]
Acı, üzüntü belirten kesik sesler çıkarmak; inildemek
- İSTEMEK
-
-
[-i]
İstek duymak; arzulamak
- "İçeri girmekten korkarak bahçedeki demir kanepeye oturmak istedi."
-
[-i, -den]
Bir şeyin kendisine verilmesini söylemek
- "Bir gün benden okumak için kitap istedi."
-
Kendi için veya başkası için bir şeyin olmasını, gerçekleşmesini arzu etmek
-
Görmek istediğini bildirmek
- "Sizi isteyen kimdi?"
-
Gerekli olmak
- "Yurdun ilerlemesi için çok çalışmak ister."
-
Evlenmek dileğinde bulunmak
- "Komşunun kızını istemişler."
-
[-i]
İstek duymak; arzulamak
- ÜNLEMEK
-
-
[-e]
Bakınız seslenmek
- "Mustafa'ya ünle, görelim."
-
[-i]
Yüksek sesle bildirmek
- "Bir ses, sırası gelenin adını ünlüyordu."
-
[-e]
Bakınız seslenmek
- MELEMEK
-
-
[nesnesiz]
Koyun, kuzu veya keçi bağırmak
-
[nesnesiz]
Koyun, kuzu veya keçi bağırmak
- DİREMEK
-
-
[-i, ağızlardan]
Bir şeyi dikine koymak, dayamak, durdurmak
-
[-e, mecaz]
Direnmek, karşı koymak, inat etmek, ısrar etmek
-
[-i, ağızlardan]
Bir şeyi dikine koymak, dayamak, durdurmak
- DİLEMEK
-
-
[-i]
Birinden bir şeyin yapılmasını istemek; rica etmek
- "Yalnız bu hususta beni bağışlamanızı dilerim."
-
Bir şeyin gerçekleşmesini veya olmasını istemek; arzu etmek
-
[nesnesiz]
Biri için dilekte bulunmak
- "Karadakiler her lisandan hayırlı yolculuklar dilediler."
-
[mecaz]
Kendi düşünce, görüş ve isteğini yapmak
-
[-i]
Birinden bir şeyin yapılmasını istemek; rica etmek
- ELLEMEK
-
-
[-i]
Elle dokunmak
- "Görüyorsunuz, ben hiçbirini ellemiyor, hiçbirini açmıyorum."
-
[-i]
Elle dokunmak
- İŞLEMEK
-
-
[-i]
Bir şeye emek vererek onu daha elverişli bir duruma getirmek
-
[nesnesiz]
İnce ve süslü şeyler yapmak; nakışlamak
- "Para için işlemediğini iddia eden bu fakir ihtiyar şüphesiz sanatının âşığıydı."
-
[-e]
İçine girmek, etkilemek; nüfuz etmek
- "O uzun ve derin bakış genç adamın ta yüreğine kadar işlemişti."
-
[-e]
Bakınız nakşetmek
- "Al bayrağa narin eller işliyor zafer / Uzaklarda yaralanır kahraman nefer"
-
[nesnesiz]
İyi çalışmak, müşterisi bol olmak
- "Rabia Hanım para sıkıntısı çekecek mi? -Dükkân işliyor. Belki çekmez."
-
Durağan durumdan hareketli duruma geçmek; çalışmak
-
Herhangi bir konuyu ele alarak incelemek, öğretmek
-
Düşüncelerini herhangi birine etki yaparak benimsetmek
- "Ali Rıza Bey bu ilk çocuğu ile, bir çiçek meraklısı, bahçesiyle oynar gibi oynamış, onu ancak kendi hayalinde yaşayan mükemmel insan maddelerine göre işlemişti."
-
[-den]
Bir yerden girip çıkmak
- "Lütfügiller büyücek bahçelerinin ana yola açılan kapısından işlerlerdi."
-
[nesnesiz]
Çıban, olgunlaşma yolunda olmak
-
[nesnesiz]
Yara, kapanmamak
-
[nesnesiz]
Gidip gelmek
- "Şimdi otomobillerin, otobüslerin işledikleri asfalt caddeden bir zamanlar ne kervan ne insan geçerdi."
-
Hesapları, kayıtları düzenli olarak tutmak veya gereken yere aktarmak
- "Tayın çizelgelerini düzenliyorum, ambar defterini işliyorum."
-
Herhangi bir ürünü satışa sunulmadan önce birtakım işlemlerden geçirmek
-
[-i]
Bir şeye emek vererek onu daha elverişli bir duruma getirmek
- ESLEMEK
-
-
[-i, ağızlardan]
Önem vermek, aldırış etmek
-
[-i, ağızlardan]
Önem vermek, aldırış etmek
- EKLEMEK
-
-
[-i]
Bir şeyi ekle tamamlamak; beslemek, koymak, ulamak, ilave etmek
- "Bahçeye doğru bir çıkma mutfak yaptırmış, bu koca balkonu eklemiştir."
-
[-e, -i]
Bir şeyi ek olarak kullanmak
- "Bu kumaşı örtüye eklemeli."
-
[-i]
Bir şeyi ekle tamamlamak; beslemek, koymak, ulamak, ilave etmek
- EĞLEMEK
-
-
[-i]
Bakınız durdurmak
- "Deveniz gidiyordu eğleyemedim / Kıratın boşanmış bağlayamadım"
-
Bakınız oyalamak (I)
- "Beni işler eğledi de vaktinde yetişemedim."
-
Bakınız avutmak
-
[-i]
Bakınız durdurmak
- BÜĞEMEK
-
-
[-i, ağızlardan]
Önüne bent yaparak suyu toplamak
- "Meydana o kalabalığın toplandığı günden önce nehrin dar boğaza girdiği bir yer vardı, oranın önünü büğemiş."
-
[mecaz]
Önünü kesmek, engel olmaya çalışmak
- "Yürüyüşün önünü büğedi ama kalabalık aldırış etmedi."
-
[-i, ağızlardan]
Önüne bent yaparak suyu toplamak