Sonunda em olan 5 harfli 49 kelime var. EM ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde em olan kelimeler listesine ya da başında em olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Em Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
EM, ME
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ELZEM
-
Kelime Kökeni: Arapça elzem
-
[sıfat]
Çok gerekli, vazgeçilmez
- "Hükmün muteber olması için ittifakla alınması elzemdir."
-
[sıfat]
Çok gerekli, vazgeçilmez
- EKLEM
-
-
[isim, anatomi]
Vücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birleştiği yer; mafsal
-
[isim, anatomi]
Vücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birleştiği yer; mafsal
- EYLEM
-
-
[isim]
Eylemek işi; fiil
-
Bir durumu değiştirme veya daha ileriye götürme yönünde etkide bulunma çabası
- "Eyleme beraber girersiniz, siz sonuca ulaşmayı düşünürsünüz, onlar ulaşmadan paylaşmayı."
-
Belli bir amaca yönelik olarak olup gerçekleşmiş iş, yapılıp gerçekleşmiş hareket veya davranış, kasıtlı kasıtsız her türlü iş; fiil
- "Günler, düzenlenen eylemlerin baş döndürücü heyecanıyla hızla akıp geçiyordu."
-
Toplu hâlde veya kişisel olarak bir olayı, hareketi, kurum veya kuruluşu protesto etmek amacıyla yapılan izinli veya izinsiz gösteri
-
Siyasal veya toplumsal amaçlarla yasa dışı gerçekleştirilen silahlı hareket
-
[dil bilgisi]
Bakınız fiil
-
[isim]
Eylemek işi; fiil
- TELEM
-
Kelime Kökeni: Fransızca téléimprimeur sözünün kısaltılmış biçimi
-
[isim]
Bir metnin doğrudan doğruya gönderilmesini ve alıcı olarak basımevi harfleriyle yazılmasını sağlayan araç
-
[isim]
Bir metnin doğrudan doğruya gönderilmesini ve alıcı olarak basımevi harfleriyle yazılmasını sağlayan araç
- KELEM
-
Kelime Kökeni: Farsça kelem
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız lahana
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız lahana
- TÜREM
-
-
[isim]
Türemek işi
- "Nihayet dil bakımından uygun ve gramer kaidesine muhalif olmayan bir türem vardır."
-
[isim]
Türemek işi
- İÇLEM
-
-
[isim, mantık]
Bir kavramın çağrıştırdığı kapsama giren niteliklerin veya taşıdığı özelliklerin bütünü; tazammun
- "Kuş sözcüğü bize canlı, havada uçan ve öten bir varlık anlatır; şu hâlde canlılık, uçuculuk ve ötücülük kuş kavramının içlemine giren niteliklerdir. Kartal, kırlangıç, tavuk ve öbür kuşlar ise birer kuş cinsi olduklarından bunun içlemini oluştururlar."
-
Bir nesnenin içeriğini oluşturan şey
- "Onları gözünde büyüterek bilmem hangi gizli dinin esrarlı yasakları gibi gören, içlemlerini ve niteliklerini değiştiren benim."
-
[isim, mantık]
Bir kavramın çağrıştırdığı kapsama giren niteliklerin veya taşıdığı özelliklerin bütünü; tazammun
- İSTEM
-
-
[isim, dil bilimi]
Bakınız isteme
- "İsteğe bağlı bir öge olan kimde durumlu unsur fiilin istem değerlerinden biri hâline gelerek yeni bir süreci meydana getirebilir."
-
[ticaret]
Tüketicinin piyasadan mal çekmesi
- "Tekelciliğin kırılması üretim artışlarına neden olarak enflasyonun hızını azaltacağı ve istem enflasyonunun sunum enflasyonuna dönüşmesini engelleyeceği için önemlidir."
-
[ruh bilimi]
İrade veya isteğin eylem durumunda belirmesi
-
[isim, dil bilimi]
Bakınız isteme
- DÖŞEM
-
-
[isim]
Bakınız tesisat
- "Elektrik döşemi. Sıcak su döşemi."
-
[isim]
Bakınız tesisat
- KADEM
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳadem
- SİTEM
-
Kelime Kökeni: Farsça sitem
-
[isim]
Bir kimseye, yaptığı bir hareketin veya söylediği sözün üzüntü, alınganlık, kırgınlık vb. duygular uyandırdığını öfkelenmeden belirtme
- "Millî Mücadele'nin başından o güne kadar Atatürk'ün en hafif bir sitemine uğramamıştım."
-
[isim]
Bir kimseye, yaptığı bir hareketin veya söylediği sözün üzüntü, alınganlık, kırgınlık vb. duygular uyandırdığını öfkelenmeden belirtme
- KIDEM
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳidem
-
[isim]
Bir görevde rütbece eskilik
- "Ali Fuat Bey de parti komitacılığının düşmanı olanlar gibi nizam, kıdem ve kanun adamı kalmıştır."
-
Bir görevde geçirilen süre
-
[isim]
Bir görevde rütbece eskilik
- GİZEM
-
-
[isim]
Bakınız sır (II)
-
[isim]
Bakınız sır (II)
- SÜREM
-
-
[isim]
Bakınız mevsim
-
[kimya, fizik]
Özellikleri kesintisiz olarak bir yerden bir yere değişen veya aynı kalan ortam
-
[isim]
Bakınız mevsim
- BADEM
-
Kelime Kökeni: Farsça bādām
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız badem ağacı
-
Bu ağacın yaş veya kuru yenilen yemişi
- "Oğluna sarılıp badem kokan yanaklarından öptü."
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız badem ağacı
- GÖĞEM
-
-
[isim, ağızlardan]
Yeşile çalan mor renk
-
[sıfat]
Bu renkte olan
-
[isim, ağızlardan]
Yeşile çalan mor renk
- ÜNLEM
-
-
[isim, dil bilgisi]
Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma vb. duyguları vurgulu olarak anlatan veya seslenme için kullanılan kelime; nida: Ah!, Oh!, Eyvah!; Kardeşim!, Canım! vb
-
Bakınız ünlem işareti
-
[isim, dil bilgisi]
Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma vb. duyguları vurgulu olarak anlatan veya seslenme için kullanılan kelime; nida: Ah!, Oh!, Eyvah!; Kardeşim!, Canım! vb
- KÖSEM
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kösemen
- "Kösem koyun."
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kösemen
- KEREM
-
Kelime Kökeni: Arapça kerem
- MATEM
-
Kelime Kökeni: Arapça mātem
-
[isim]
Bakınız yas
- "Caminin methali, minberi, kâmilen siyah matem bayraklarıyla kaplı."
-
[isim]
Bakınız yas