Sonunda ek olan 6 harfli 172 kelime var. EK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ek olan kelimeler listesine ya da başında ek olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E K
2 Harfli Kelimeler
EK, KE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- İTENEK
-
-
[isim]
Bakınız piston
-
[isim]
Bakınız piston
- GÖRDEK
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Bakınız acı balık
-
[isim, hayvan bilimi]
Bakınız acı balık
- SÖNMEK
-
-
[nesnesiz]
Yanmaz, aydınlatmaz, parlamaz olmak
- "Son yıldız vadinin üstünde bir yanıp bir sönüyordu."
-
Parlaklığını, ışığını yitirmek
-
Hava veya başka bir gaz ile şişirilmiş bir şeyin havası kaçıp şişkinliği inmek
- "Balon söndü."
-
[jeoloji]
Yanardağ etkinliğini yitirmek
-
[mecaz]
Duygular dinmek, yatışmak, etkisini yitirmek
- "Öfkeleri bir yaz fırtınası gibi birdenbire sönüverdi."
-
[mecaz]
Gerilemek, parlaklık ve önemini yitirmek
- "Münakaşa tekrar eski hızını alamayarak biraz sonra söndü."
-
[mecaz]
Ses duyulmaz olmak
-
[mecaz]
Tükenmek, yok olmak, yitmek
- "Esmer lekeler, sönmüş sivilcelerden artakalan çukurlar, kabarcıklar yüzünü yayık ayranına çevirmiş."
-
[nesnesiz]
Yanmaz, aydınlatmaz, parlamaz olmak
- ÜREMEK
-
-
[nesnesiz]
Canlılar doğup çoğalmak
- "Altı yedi ay içinde küçük sürü üredi."
-
Bitkiler yetişmek
- "Çubuklu bahçede üreyen kızılcık da hiçbir yerde bulunmaz."
-
[mecaz]
Çoğalmak, artmak
- "Yün kalın olduğu için örgü çabuk ürüyor."
-
[nesnesiz]
Canlılar doğup çoğalmak
- DERMEK
-
-
[-i, ağızlardan]
Bir araya getirmek, toplamak
- "Bir çiçek dermeden sevgi bağından / Huduttan hududa atılmışım ben"
-
[-i, ağızlardan]
Bir araya getirmek, toplamak
- SEÇMEK
-
-
[-i]
Benzerleri arasında hoşa gideni seçip almak veya yararlanmak için ayırmak; saylamak
- "Ben bu kitabı seçtim."
-
Birini oy vererek bir göreve getirmek
- "Biz sizi başkanlığa seçtik."
-
Bir şeyi üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek
- "Benim ne akla hizmet edip de Almanca muallimliğini seçtiğime şaşıp şaşıp kalıyordu."
-
Ne olduğunu anlamak, fark etmek
- "Sizler gezip tozmakta hür olduğunuz hâlde insan zekâsı ile bir adım ilerisini seçemiyorsunuz, sezemiyorsunuz."
-
Farklı görmek, üstün görmek
-
Tercihini bir yönde kullanmak
-
[nesnesiz]
Titiz davranmak, kolay kolay beğenmemek
- "O yemek seçer, her şeyi yemez."
-
[-i]
Benzerleri arasında hoşa gideni seçip almak veya yararlanmak için ayırmak; saylamak
- ZEVZEK
-
-
[sıfat]
Bakınız geveze
-
Saçma sapan şeylerle uğraşan
- "Kadın ağrıyan başını unutarak zevzek dedi."
-
[sıfat]
Bakınız geveze
- GERÇEK
-
-
[isim]
Yalan olmayan, doğru olan şey; çın, ciddi, hakikat
- "Esasen bizim için millî varlık ile istiklal ve hürriyet aynı gerçeğin çeşitli cepheleridir."
-
Bakınız gerçeklik
- "Her hâlde o gün imparatorluğun ölümü apaçık bir gerçekti."
-
Bakınız doğruluk
- "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa duygu payı da ondan az değildir."
-
[sıfat]
Yalan olmayan
- "O yürekler acısı fukara kafile, yüzlerinden gerçek acı aka aka ölü arkadaşlarının namazını kıldılar."
-
[sıfat]
Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, özbeöz, hakiki, reel
- "Kâğıt paranın saymaca değeri varsa da gerçek değeri yoktur."
-
[sıfat]
Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici
- "Gerçek elmas. Gerçek hikâye."
-
[sıfat]
Temel, başlıca, asıl
- "Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır."
-
[sıfat]
Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan
-
[sıfat]
Yapay olmayan
-
[sıfat, felsefe]
Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan
-
[isim]
Yalan olmayan, doğru olan şey; çın, ciddi, hakikat
- YELMEK
-
-
[-e, ağızlardan]
Aceleyle, telaşlı bir biçimde koşmak
-
[-e, ağızlardan]
Aceleyle, telaşlı bir biçimde koşmak
- YEDMEK
-
-
[-i, ağızlardan]
Çekerek peşinden götürmek, yedeğinde götürmek
- "Çakır, ömründe ilk defa bir kağnı yürütüyor, öküz yediyordu."
-
[mecaz]
Yanında, beraberinde götürmek
- "Burhan'ın kolu Ayşe'ye düşmesin diye sımsıkı sarılmış, yalnız bir arkadaş ve kardeş gibi değil, aynı zamanda bir sevgili rikkatiyle onu yediyordu."
-
[-i, ağızlardan]
Çekerek peşinden götürmek, yedeğinde götürmek
- PÜRÇEK
-
-
[isim, ağızlardan]
Şakaklardan sarkan saç; zülüf
-
Bitkilerin saçaklı kökü veya püskülü; pürçük
- "Bizim sende ne hakkımız olsun? Elimizden bir pürçek soğan bile yemedin."
-
[isim, ağızlardan]
Şakaklardan sarkan saç; zülüf
- VERMEK
-
-
[-e, -i]
Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek; lütfetmek, lütfeylemek
- "Okumadığım zaman tavukların bahçesindeyim, yemlerini ben veririm."
-
Bırakmak veya bağışlamak
-
Ondan bilmek, atfetmek
- "Bilgin'in bu çekingen tavırlarını kusurlu ve zayıf oluşuna verdi."
-
Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına bildirmek
- "Geçenlerde bir derginin, 'Eski ünlüler ne yapıyor?' adlı bir röportajına verdiği cevapları okudum."
-
Döndürmek, çevirmek, yöneltmek
- "Arabanın burnunu en tenha kahvelerden birinin önünde rıhtıma verdiler."
-
Bir şeyi satmak
- "Ucuz pahalı deme de ver gitsin; ver de kurtul."
-
Kızı, kadını biriyle evlendirmek
- "Uzun Osman, Zeynep'le Süleyman'a, ikisini birbirine vereceğini söylediği zaman şaşmadılar."
-
Bakınız yaymak (I)
- "Ses vermek. Işık vermek."
-
Bitki ortaya çıkarmak
- "Ağaç bu sene filiz verdi."
-
Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak
- "Kendisi de muhakkak artistlerden, güzel eser veren, güzel konuşan, hayalleri işlek adamlardan hoşlanıyor."
-
Bir hâli bir kimse veya yerde hâkim kılmak
- "Korku vermek. Ateşe vermek. Ortalığı heyecana vermek."
-
Sahip olmasını sağlamak
-
Bakınız kazandırmak
- "Hareket vermek. Biçim vermek."
-
Bakınız katmak
- "Tat, çeşni vermek."
-
Bir şey ayırmak
- "Zaman vermek."
-
Bir şey harcamak
- "Emek vermek."
-
Bir yere dayamak
- "Duvara sırtını verip çömeldi. Gözünü hamamcının geleceği yola çiviledi."
-
Bakınız doğurmak
- "Kezban, ona yedi evlat vermişti."
-
Bilgi edinmesi için göndermek
- "Kursa vermek. Okula vermek."
-
Bakınız belirlemek
- "Derse girmeden sinema için saat ver, dedi."
-
[argo]
Cinsel yönden kendisini kullandırmak
-
[yardımcı fiil]
Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur
- "alıvermek, dizivermek, yapıvermek, görüvermek."
-
Elindeki parayı kaptırmak; uçlanmak
-
[-e, -i]
Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek; lütfetmek, lütfeylemek
- GENZEK
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Genizden konuşan
-
[sıfat, ağızlardan]
Genizden konuşan
- GEVŞEK
-
-
[sıfat]
Sıkı veya gergin olmayan, gevşemiş olan
- "Bizim dost, gevşek kravatıyla, çözük yakasını şöyle bir okşadı."
-
[mecaz]
Cansız, hareketsiz, iradesiz
-
[zarf, mecaz]
İlgisiz, kayıtsız, ihmalkâr bir biçimde
- "Bu konuda gevşek davranırsanız periler diyarına akla gelmeyecek sevimsiz bir yoldan gitmek de var."
-
[sıfat]
Sıkı veya gergin olmayan, gevşemiş olan
- GÖMMEK
-
-
[-e, -i]
Yerin altına koyarak üstünü toprakla örtmek
-
Bir ölüyü toprağın içine yerleştirmek; defnetmek
- "Onu kalenin yanındaki küçük mezarlığa, bir zeytin ağacının yanına gömdüler."
-
[-i]
Bir cenazeyi kaldırmak
- "Gözlerini sıktı ve dört gün evvel refikasını gömdüğünü ağlayarak söyledi."
-
[-i]
Birinin cenaze törenine katılmak
-
Bir nesnenin içine yerleştirmek, batırmak
- "Ben annemin çarşafına kafamı gömdüm."
-
[-i, mecaz]
Birinden daha çok yaşamak
- "Sen bu sağlam bünye ile daha pek çok kimseyi gömersin."
-
[-e, -i]
Yerin altına koyarak üstünü toprakla örtmek
- SÜVMEK
-
-
[nesnesiz]
Bakınız süğmek
-
[nesnesiz]
Bakınız süğmek
- ÇİTMEK
-
-
[-i]
Bir araya getirmek; çitilemek (II), çitimek
-
Deri, örgü veya kumaştaki deliği örerek yamamak; çitilemek, çitimek
-
Tarağın dişlerini iplikle bağlayıp sıkıştırmak
-
[-i]
Bir araya getirmek; çitilemek (II), çitimek
- ARUSEK
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿarūs + Farsça -ek
-
[isim]
Ağaç, fildişi veya madenî eşyalar üzerine kakılan, uçuk yeşil ve pembe renkte, ışığın yönüne göre renk değiştiren bir tür sedef
- "Düz beyaz ve arusek olmak üzere iki tür sedef vardır."
-
[isim]
Ağaç, fildişi veya madenî eşyalar üzerine kakılan, uçuk yeşil ve pembe renkte, ışığın yönüne göre renk değiştiren bir tür sedef
- ÇEKÇEK
-
-
[isim]
Kişileri taşımak için kullanılan, insan gücüyle işleyen iki tekerlekli araç
- "Hem özür dilerim, sonra bir çekçeğe binerim."
-
Cam silmekte kullanılan, bir sap ve ucunda lastik, plastik, sünger vb. malzeme olan temizlik aracı
-
Bakınız çekpas
-
[isim]
Kişileri taşımak için kullanılan, insan gücüyle işleyen iki tekerlekli araç
- LEVREK
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim, hayvan bilimi]
Levrekgillerden, eti beyaz, üzeri pullu iri bir balık (Labrax labrax)
-
[isim, hayvan bilimi]
Levrekgillerden, eti beyaz, üzeri pullu iri bir balık (Labrax labrax)