Başında d olan 4 harfli 88 kelime var. D harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde d harfi olan kelimeler listesine ya da sonu d harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında d bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

DERİ

  1. [isim] İnsan ve hayvan vücudunu kaplayan tüy, kıl veya pulla kaplı tabaka, cilt, ten
    • "Bütün kemikleri, ince bir deri altında birer birer sayılıyordu." (Peyami Safa)
    • "Bu efendi, derisi kemiklerine yapışmış, gözleri çukura kaçmış, hastaneye yatırılacak kılığa girmişti." (Memduh Şevket Esendal)
  2. [sıfat] Bu tabakadan yapılmış
    • "Üstünde yine o siyah deri pardösüsü, kolunda siyah deri çantası." (Necati Cumalı)
  3. İşlenerek kullanılır duruma getirilmiş hayvan postu
    • "Tefecilerin eline düşerse derisini yüzerler."
  4. Soyulmadan yenen yemişlerin ince kabuğu veya soyulan yemişlerde kabuk altındaki zar

DİDE

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Göz

DÖRT

  1. [isim] Dört sayısının adı
    • "Ülkemizde, elbette yüz binlerce mutlu, sıhhatli, şen, dört başı mamur çocuk var." (Talât Halman)
    • "Oğulları babasını iyileştirmek için dört bir yana koşuşurdu." (Atilla İlhan)
    • "Cemil, Cemil! diye haykırarak yağmurun altında dört dönüyordum." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Ömrünü dört duvar arasında geçirmiş, çocuklarından başka insan yüzü görmemiş temiz bir ev kadını birdenbire değişemezdi." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Bu sayıyı gösteren 4, IV rakamlarının adı
    • "Bizi memnun etmek için etrafımızda dört dönüyordu." (Çetin Altan)
  3. [sıfat] Üçten bir artık

DEPO

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Korunmak, saklanmak veya gerektiğinde kullanılmak için bir şeyin konulduğu yer, ardiye
    • "Eşya deposu. Su deposu."
  2. Bir malın toptan satıldığı ve çokça bulunduğu yer
    • "Ben depoya güzel bir portatif eczane ısmarlayacağım." (Mahmut Yesari)
  3. Ordu mallarının saklandığı, bakımlarının yapıldığı yer, debboy

DİRİ

  1. [sıfat] Yaşamakta olan, yaşayan, canlı, ölü karşıtı
    • "Senin ölün değil, bana dirin lazım." (Ömer Seyfettin)
  2. Güçlü, zinde
    • "Diri bir adam."
    • "Pirinçler biraz diri kalmış."
  3. Solmamış, pörsümemiş
    • "Diri çiçek. Diri yaprak."
  4. Gereği kadar pişmemiş

DİLİ
...
DAYE

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Çocuk bakıcısı, sütnine, dadı

DOKU

  1. [isim] Bir vücudun veya bir organın yapı ögelerinden birini oluşturan hücreler bütünü, nesiç
  2. Bir bütünün yapısı ve özelliği

DEFİ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Taraflardan birinin kendisine açılan davada borçtan kurtulmak için başvurduğu her türlü yol

DAİM

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Sürekli, sonsuz
  2. [zarf] Daima

DREN

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Ark
  2. Ameliyat sonrası vücut içinde kalan doku artıklarını ve sıvıları dışarı atmak veya yara üzerindeki iltihabı akıtmakta kullanılan bükülgen tüp

DUBA

  1. [isim] Yük taşımak veya köprü kurmak için kullanılan altı düz bir tür deniz aracı
  2. İçi boş, her yanı kapalı, suyun üstünde yüzen bir tür büyük şamandıra
    • "Dört beş duba üstüne bir küçük tahta köşk kurmuşlar." (Bedri Rahmi Eyuboğlu)

DÜRÜ

  1. [isim] Dürülmüş şey
  2. Armağan, hediye
  3. Çeyiz
  4. Düğüne çağrılanlara düğün sahibi tarafından verilen armağan

DRAM

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Sahnede oynanmak için yazılmış oyun
  2. Acıklı, üzüntülü olayları, bazen güldürücü yönlerini de katarak konu alan sahne oyunu veya televizyon filmi
  3. Tiyatro edebiyatı
  4. Acıklı olay
    • "İhtiyarın ve umumiyetle insanın dramı nedir, bilir misiniz?" (Burhan Felek)

DURU

  1. [sıfat] Bulanıklığı olmayan, temiz, berrak
    • "Duru su."
  2. Pürüzsüz (ten)
    • "Bu, duru beyaz tenli ve kıpkızıl dudaklı bir körpe Rus kızıydı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Arınmış, karışık olmayan (dil, üslup)

DAVA

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Korunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına başvurma
    • "Dayak yiyen kadın kimi, kime dava edecek?" (Aka Gündüz)
    • "Danıştay, davaları görmek ... ve kanunlarla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir." (Anayasa)
    • "Davayı kazanamazlar, kanunlar kiracıdan yana." (Ayşe Kulin)
    • "Bütün edebiyatım, Tanin gazetesinin cumartesi sayılarında garpçılık davasını gütmekle geçiyor." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Sav
    • "Erkekler davalarını hanımlar kadar hararetle müdafaa edememişlerdir." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  3. Sorun
    • "O kırkyıllık davada beyhude akıntıya kürek çekmişiz." (Yahya Kemal Beyatlı)
  4. Ülkü
    • "Ankara'nın bırakılışını Türkiye'nin ve davanın bırakılışı sayanlar vardı." (Tarık Buğra)
  5. Sevgili

DİBA

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Altın ve gümüş işlemeli bir tür ipek kumaş

DİVA
...
DOHA
...
DELİ

  1. [sıfat] Aklını yitirmiş olan, akli dengesi bozulmuş olan, mecnun
    • "İki genç, deli gibi birbirlerini seviyorlardı." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Deli oluyordu çocuklara, onlarsız edemiyordu."
    • "Teğmenin, teyzem dediği, altmışlık, altmış beşlik, suratı hâlâ düzgünlü, kirpikleri hâlâ sürmeli, deli saraylı gibi bir kadıncağızmış." (Haldun Taner)
    • "Kitap delisi. Oyun delisi. Sinema delisi."
  2. Coşkun, azgın (hayvan, duygu vb.)
    • "Bu deli öfkeyi kime veya nelere, bir namlu gibi çevireceğini bilemiyordu." (Tarık Buğra)
    • "En bildiği derste bile kopya çeker, çekmezse hasta olur, deliye döner." (Haldun Taner)
  3. Davranışları aşırı ve taşkın olan (kimse), çılgın
    • "Ben delinin biriyim, ateşe girerim." (Falih Rıfkı Atay)
    • "Patronun deliye döndüğünden habersizce geldi, elindeki şemsiyeye yapıştı." (Rıfat Ilgaz)

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü