Başında d olan 3 harfli 35 kelime var. D harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde d harfi olan kelimeler listesine ya da sonu d harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında d bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

DAH

  1. [ünlem] Bakınız deh
DAM

  1. [isim] Yapıları dış etkilerden korumak amacıyla üzerlerine yapılan çoğu kiremit kaplı bölüm
    • "Pencerenin önüne geçmiş, dalgın ve hiddetli nazarlarıyla karşıki damları seyrediyordu." (Ercüment Ekrem Talu)
  2. Üzeri toprak kaplı, küçük ev
    • "Hekim kendisine üç ay, tam üç ay damdan dışarı çıkmaya izin vermemişti." (Nabizade Nâzım)
  3. [argo] Bakınız cezaevi
  4. [ağızlardan] Bakınız ahır
    • "At damında çocuğa çok iyi bir yer yapmıştı." (Halide Edip Adıvar)
DAL

  1. [isim] Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri
    • "Cılız dallar, yeşili fersiz, tırnak kadar yapraklar!" (Tarık Buğra)
  2. Bakınız kol (I)
  3. Bir bilim alanının içinde yer alan ana bilim dalında alt alan
  4. [biyoloji] Canlıların bölümlenmesinde, sınıfların bir araya gelmesiyle oluşan birlik; şube
  5. [eğitim] Eğitim kurumlarında uygulanan bir alan altında belirli konularda uzmanlaşmaya yönelik bilgi, beceri, tutum, davranış gerektiren ve istihdam imkânı sağlayan iş kollarından her biri
DON

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız giysi
  2. Bakınız külot
    • "Ali Nizami Bey, kayığın içinde yavaşça soyunur, büsbütün soyunur, nihayet bir donla kaldığı zaman usulca denize dalar ve sevgilisinin yalısına doğru yüzmeye başlarmış." (Abdülhak Şinasi Hisar)
DOK

Kelime Kökeni: İngilizce dock

  1. [isim] Gemilerin yükünün boşaltıldığı veya onarıldığı, üstü örtülü havuz
    • "Çekiç sesleri geliyor doklardan / Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları / İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı" (Orhan Veli Kanık)
  2. [ekonomi] Ticaret mallarını saklamak için rıhtımda yapılan büyük depo
DEV

Kelime Kökeni: Farsça dīv

  1. [isim] Korkunç, çok iri ve olağanüstü güçlü masal yaratığı
    • "Abdülhak Hamit Bey, fevkalbeşer bir devden daha güzel bir mahluktur." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. [sıfat] Olağanüstü irilikte olan
    • "Dev vücudu içinde bir genç kız hassasiyeti taşıyor." (Yusuf Ziya Ortaç)
  3. [sıfat, mecaz] Çok büyük, çok önemli
    • "Dev şirketler. Dev bir yazar."
DAZ

  1. [sıfat, ağızlardan] Bakınız dazlak
  2. Çıplak olan (toprak)
DAR

  1. [sıfat] İçine alacağı şeye oranla ölçüleri yetersiz olan; sıkı, geniş ve bol karşıtı
    • "Bütün gece eski kentin dar sokaklarında dolaştım." (Adalet Ağaoğlu)
  2. Genişliği az veya yetersiz olan; daraç, ensiz, mikro
    • "Dar ayakkabı."
  3. Az, sınırlı olan; ölçülü
    • "Dar ve alıştığımız çerçeve içinden çıkmak bizi şaşırtacağı için onu istemeyiz." (Asaf Halet Çelebi)
  4. [mecaz] Sıkıntılı olan
    • "Dar bir gün gelmiş, birinden üç beş kuruş almışım, bundan ne çıkar?" (Memduh Şevket Esendal)
  5. [mecaz] Yetersiz olan
    • "Bazıları mefkûrenin enginliğini ve azametini tamamıyla kavrayamayacak derecede dardırlar." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  6. [zarf] Bakınız ancak
    • "En sonra, pek çok sıkılan çocukların zoru ile akşam altı postasına dar yetiştiler." (Memduh Şevket Esendal)
DOZ

Kelime Kökeni: Fransızca dose

  1. [isim] Bir ilacın bir defada veya bir günde alınması gereken miktarı; dozaj
    • "Ruhsal gerilimlerimiz varsa düşük dozda Diazem falan alın, hiç değilse..." (Çetin Altan)
  2. [kimya] Bir maddenin bir birleşiğe, bir karışıma giren veya girmesi gereken belli miktarı; düze, dozaj
  3. [mecaz] Genellikle bir davranış, bir konuşma vb.nde yeterli görülen ölçü; dozaj
    • "Çok ölçülü konuşur ve onun etrafındaki lakırtıları muayyen bir dozu geçmezdi." (Reşat Nuri Güntekin)
DAV

  1. [isim, hayvan bilimi] Postu, kaplan postu gibi çizgili bir tür Afrika zebrası (Hippotigris burchelli)
DEF

Kelime Kökeni: Arapça defʿ

  1. [isim] Bakınız savma
DEM

Kelime Kökeni: Farsça dem

  1. [isim] Hazırlanan çayın renk ve koku bakımından istenilen durumu
  2. Zaman, çağ
    • "Âdem'den bu deme neslim getirdi / Bana türlü türlü meyve yetirdi" (Âşık Veysel)
  3. [ağızlardan] Pişirilen yemeklerin yenecek kıvamda olması
  4. [eskimiş] Bakınız soluk (I)
  5. [eskimiş] Bakınız içki
DEH

  1. [ünlem] Binek veya koşum hayvanlarını yürütmek için söylenen bir söz; dah
DEK

  1. [edat] Bir işin, bir durumun sona erdiği zamanı veya yeri gösteren bir söz; kadar, değin (I)
    • "Bir iki adım atıp yanıma dek geliyor." (Zeyyat Selimoğlu)
  2. Belirtilen zamanı, yeri vb.ni içine almayacak bir biçimde; kadar, değin (I)
    • "Başvurular eylülün beşine dek yapılmalı."
DUA

Kelime Kökeni: Arapça duʿāʾ

  1. [isim, din bilimi] Allah'a yalvarma, bir şeyin olmasını veya olmamasını isteme; alkış
  2. Allah'a yalvarmak için söylenen dinî metin
    • "Pazartesi, perşembe geceleri yatağında gizli gizli Arapça dua okurdu." (Aka Gündüz)
  3. Bakınız yakarış
DİN

Kelime Kökeni: Arapça dīn

  1. [isim, din bilimi] Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum; diyanet
    • "Her dinin mabetleri bütün müminlere açıktır." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  2. [din bilimi] Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen
    • "Yazık ki bu sanat ve din bahsinde bana arkadaşlık edecek kültürde değil." (Refik Halit Karay)
  3. [mecaz] İnanılıp çok bağlanılan düşünce, inanç veya ülkü; kült
DÜK

Kelime Kökeni: Fransızca duc

  1. [isim, tarih] Avrupa ülkelerinde prensten sonra gelen en yüksek soyluluk ünvanı
DÖL

  1. [isim] Canlıların üremesi sonucu ortaya çıkan yeni birey veya bireylerin bütünü; soy sop, zürriyet
    • "Macarların çoğunun bize benzeyişinin bir nedeni de bu döl karışmasıdır." (Haldun Taner)
  2. Bakınız çocuk
    • "Yârenlik mi ediyordun, Kara Osman'ın dölüyle?" (Turan Oflazoğlu)
DİL

  1. [isim] Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ; tat alma organı
    • "Ağzımı dolduran kocaman dil, kelimelere yer bırakmıyor ki..." (Yusuf Ziya Ortaç)
  2. [dil bilimi] İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan, uzlaşmaya dayalı olarak oluşturulmuş sesli veya görsel işaretler sistemi; lisan, zeban
    • "Dilinden Anadolulu olduğu ancak belli oluyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
  3. Bir çağa, bir gruba, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi
    • "Halk dilinin günebakan ismini verdiği bu çiçek, güneşe âşıktır." (Hamdullah Suphi Tanrıöver)
  4. Belli mesleklere özgü söz dağarcığı
    • "Hukuk dili."
  5. Düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracı
    • "Hiçbir zaman onların arasına katılabilecek bir dil bulamadım." (Reha Mağden)
  6. Birçok aletin uzun, yassı ve çoğu hareketli bölümleri
    • "Terazi dili."
  7. Büyükbaş hayvanların haşlanıp pişirildikten sonra yenebilen dili
    • "Birkaç dilim ekmek, ince bir iki dilim peynir veya dil, bazen de haşlanmış bir sebze yemeği." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. Ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası
  9. [tarih] Sorguya çekilmek için yakalanan tutsak
  10. [coğrafya] Bakınız kıstak
  11. [denizcilik] Makaraların ve bastikaların içine yerleştirilmiş olan, üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan, çevresi oluklu, küçük döner tekerlek
    • "İki dilli makara."
  12. [müzik] Bazı üflemeli çalgılarda titreşerek ses çıkaran ince metal yaprak
  13. [ağızlardan] Bakınız anahtar
DUL

  1. [isim] Eşi ölmüş veya eşinden boşanmış kadın veya erkek
    • "Bebek'teki evinde bir dul kız kardeşiyle yalnız yaşar." (Reşat Nuri Güntekin)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü