Başında d olan 3 harfli 35 kelime var. D harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde d harfi olan kelimeler listesine ya da sonu d harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında d bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- DAH
-
-
[ünlem]
Bakınız deh
-
[ünlem]
Bakınız deh
- DAM
-
-
[isim]
Yapıları dış etkilerden korumak amacıyla üzerlerine yapılan çoğu kiremit kaplı bölüm
- "Pencerenin önüne geçmiş, dalgın ve hiddetli nazarlarıyla karşıki damları seyrediyordu."
-
Üzeri toprak kaplı, küçük ev
- "Hekim kendisine üç ay, tam üç ay damdan dışarı çıkmaya izin vermemişti."
-
[argo]
Bakınız cezaevi
-
[ağızlardan]
Bakınız ahır
- "At damında çocuğa çok iyi bir yer yapmıştı."
-
[isim]
Yapıları dış etkilerden korumak amacıyla üzerlerine yapılan çoğu kiremit kaplı bölüm
- DAL
-
-
[isim]
Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri
- "Cılız dallar, yeşili fersiz, tırnak kadar yapraklar!"
-
Bakınız kol (I)
-
Bir bilim alanının içinde yer alan ana bilim dalında alt alan
-
[biyoloji]
Canlıların bölümlenmesinde, sınıfların bir araya gelmesiyle oluşan birlik; şube
-
[eğitim]
Eğitim kurumlarında uygulanan bir alan altında belirli konularda uzmanlaşmaya yönelik bilgi, beceri, tutum, davranış gerektiren ve istihdam imkânı sağlayan iş kollarından her biri
-
[isim]
Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri
- DON
-
- DOK
-
Kelime Kökeni: İngilizce dock
-
[isim]
Gemilerin yükünün boşaltıldığı veya onarıldığı, üstü örtülü havuz
- "Çekiç sesleri geliyor doklardan / Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları / İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı"
-
[ekonomi]
Ticaret mallarını saklamak için rıhtımda yapılan büyük depo
-
[isim]
Gemilerin yükünün boşaltıldığı veya onarıldığı, üstü örtülü havuz
- DEV
-
Kelime Kökeni: Farsça dīv
-
[isim]
Korkunç, çok iri ve olağanüstü güçlü masal yaratığı
- "Abdülhak Hamit Bey, fevkalbeşer bir devden daha güzel bir mahluktur."
-
[sıfat]
Olağanüstü irilikte olan
- "Dev vücudu içinde bir genç kız hassasiyeti taşıyor."
-
[sıfat, mecaz]
Çok büyük, çok önemli
- "Dev şirketler. Dev bir yazar."
-
[isim]
Korkunç, çok iri ve olağanüstü güçlü masal yaratığı
- DAZ
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız dazlak
-
Çıplak olan (toprak)
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız dazlak
- DAR
-
-
[sıfat]
İçine alacağı şeye oranla ölçüleri yetersiz olan; sıkı, geniş ve bol karşıtı
- "Bütün gece eski kentin dar sokaklarında dolaştım."
-
Genişliği az veya yetersiz olan; daraç, ensiz, mikro
- "Dar ayakkabı."
-
Az, sınırlı olan; ölçülü
- "Dar ve alıştığımız çerçeve içinden çıkmak bizi şaşırtacağı için onu istemeyiz."
-
[mecaz]
Sıkıntılı olan
- "Dar bir gün gelmiş, birinden üç beş kuruş almışım, bundan ne çıkar?"
-
[mecaz]
Yetersiz olan
- "Bazıları mefkûrenin enginliğini ve azametini tamamıyla kavrayamayacak derecede dardırlar."
-
[zarf]
Bakınız ancak
- "En sonra, pek çok sıkılan çocukların zoru ile akşam altı postasına dar yetiştiler."
-
[sıfat]
İçine alacağı şeye oranla ölçüleri yetersiz olan; sıkı, geniş ve bol karşıtı
- DOZ
-
Kelime Kökeni: Fransızca dose
-
[isim]
Bir ilacın bir defada veya bir günde alınması gereken miktarı; dozaj
- "Ruhsal gerilimlerimiz varsa düşük dozda Diazem falan alın, hiç değilse..."
-
[kimya]
Bir maddenin bir birleşiğe, bir karışıma giren veya girmesi gereken belli miktarı; düze, dozaj
-
[mecaz]
Genellikle bir davranış, bir konuşma vb.nde yeterli görülen ölçü; dozaj
- "Çok ölçülü konuşur ve onun etrafındaki lakırtıları muayyen bir dozu geçmezdi."
-
[isim]
Bir ilacın bir defada veya bir günde alınması gereken miktarı; dozaj
- DAV
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Postu, kaplan postu gibi çizgili bir tür Afrika zebrası (Hippotigris burchelli)
-
[isim, hayvan bilimi]
Postu, kaplan postu gibi çizgili bir tür Afrika zebrası (Hippotigris burchelli)
- DEF
-
Kelime Kökeni: Arapça defʿ
-
[isim]
Bakınız savma
-
[isim]
Bakınız savma
- DEM
-
Kelime Kökeni: Farsça dem
- DEH
-
-
[ünlem]
Binek veya koşum hayvanlarını yürütmek için söylenen bir söz; dah
-
[ünlem]
Binek veya koşum hayvanlarını yürütmek için söylenen bir söz; dah
- DEK
-
-
[edat]
Bir işin, bir durumun sona erdiği zamanı veya yeri gösteren bir söz; kadar, değin (I)
- "Bir iki adım atıp yanıma dek geliyor."
-
Belirtilen zamanı, yeri vb.ni içine almayacak bir biçimde; kadar, değin (I)
- "Başvurular eylülün beşine dek yapılmalı."
-
[edat]
Bir işin, bir durumun sona erdiği zamanı veya yeri gösteren bir söz; kadar, değin (I)
- DUA
-
Kelime Kökeni: Arapça duʿāʾ
-
[isim, din bilimi]
Allah'a yalvarma, bir şeyin olmasını veya olmamasını isteme; alkış
-
Allah'a yalvarmak için söylenen dinî metin
- "Pazartesi, perşembe geceleri yatağında gizli gizli Arapça dua okurdu."
-
Bakınız yakarış
-
[isim, din bilimi]
Allah'a yalvarma, bir şeyin olmasını veya olmamasını isteme; alkış
- DİN
-
Kelime Kökeni: Arapça dīn
-
[isim, din bilimi]
Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum; diyanet
- "Her dinin mabetleri bütün müminlere açıktır."
-
[din bilimi]
Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen
- "Yazık ki bu sanat ve din bahsinde bana arkadaşlık edecek kültürde değil."
-
[mecaz]
İnanılıp çok bağlanılan düşünce, inanç veya ülkü; kült
-
[isim, din bilimi]
Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum; diyanet
- DÜK
-
Kelime Kökeni: Fransızca duc
-
[isim, tarih]
Avrupa ülkelerinde prensten sonra gelen en yüksek soyluluk ünvanı
-
[isim, tarih]
Avrupa ülkelerinde prensten sonra gelen en yüksek soyluluk ünvanı
- DÖL
-
-
[isim]
Canlıların üremesi sonucu ortaya çıkan yeni birey veya bireylerin bütünü; soy sop, zürriyet
- "Macarların çoğunun bize benzeyişinin bir nedeni de bu döl karışmasıdır."
-
Bakınız çocuk
- "Yârenlik mi ediyordun, Kara Osman'ın dölüyle?"
-
[isim]
Canlıların üremesi sonucu ortaya çıkan yeni birey veya bireylerin bütünü; soy sop, zürriyet
- DİL
-
-
[isim]
Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ; tat alma organı
- "Ağzımı dolduran kocaman dil, kelimelere yer bırakmıyor ki..."
-
[dil bilimi]
İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan, uzlaşmaya dayalı olarak oluşturulmuş sesli veya görsel işaretler sistemi; lisan, zeban
- "Dilinden Anadolulu olduğu ancak belli oluyordu."
-
Bir çağa, bir gruba, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi
- "Halk dilinin günebakan ismini verdiği bu çiçek, güneşe âşıktır."
-
Belli mesleklere özgü söz dağarcığı
- "Hukuk dili."
-
Düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracı
- "Hiçbir zaman onların arasına katılabilecek bir dil bulamadım."
-
Birçok aletin uzun, yassı ve çoğu hareketli bölümleri
- "Terazi dili."
-
Büyükbaş hayvanların haşlanıp pişirildikten sonra yenebilen dili
- "Birkaç dilim ekmek, ince bir iki dilim peynir veya dil, bazen de haşlanmış bir sebze yemeği."
-
Ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası
-
[tarih]
Sorguya çekilmek için yakalanan tutsak
-
[coğrafya]
Bakınız kıstak
-
[denizcilik]
Makaraların ve bastikaların içine yerleştirilmiş olan, üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan, çevresi oluklu, küçük döner tekerlek
- "İki dilli makara."
-
[müzik]
Bazı üflemeli çalgılarda titreşerek ses çıkaran ince metal yaprak
-
[ağızlardan]
Bakınız anahtar
-
[isim]
Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ; tat alma organı
- DUL
-
-
[isim]
Eşi ölmüş veya eşinden boşanmış kadın veya erkek
- "Bebek'teki evinde bir dul kız kardeşiyle yalnız yaşar."
-
[isim]
Eşi ölmüş veya eşinden boşanmış kadın veya erkek