Başında ağ olan 7 harfli 39 kelime var. Ağ ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ağ olan kelimeler listesine ya da sonu ağ ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ağ bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AĞITSAL
-
-
[sıfat]
Ağıtla ilgili, ağıt özelliği taşıyan
- "Şiirlerin ağıtsal niteliği ağır basmaktadır."
-
[sıfat]
Ağıtla ilgili, ağıt özelliği taşıyan
- AĞAÇSIZ
-
-
[sıfat]
Ağacı olmayan
- "Geven dikeni ağaçsız, kıraç yüksek yamaçların, tepelerin bitkisi olduğu kadar uçsuz bucaksız Anadolu bozkırlarının da bitkisidir."
-
[sıfat]
Ağacı olmayan
- AĞLAYIŞ
-
-
[isim]
Ağlamak işi
- "Hatırlattı bana, bir bayram sabahı / Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp ağlayışımı"
-
[isim]
Ağlamak işi
- AĞLATMA
-
-
[isim]
Ağlatmak işi
- "Ağlatmayı geçtik, hiç değilse kendime güldürmeden çalabilsem."
-
[isim]
Ağlatmak işi
- AĞAÇSIL
-
-
[sıfat]
Ağaçla ilgili olan
-
Ağaç türünden olan
-
[sıfat]
Ağaçla ilgili olan
- AĞIRLIK
-
-
[isim]
Ağır olma durumu; tartı
- "Taşın ağırlığı."
- "Yükün ağırlığı."
-
Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne
-
Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer
-
Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum
- "Havanın ağırlığı."
-
Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum
-
Bakınız takı
- "Kadın bütün ağırlığını takıp düğüne gitti."
-
Bakınız sorumluluk
- "Bu işin ağırlığını tek başıma yüklendim."
-
Bir kimse, bir grup vb.nin toplum içinde etkisinin fazla olması durumu
-
Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak
- "Şimdi bütün ağırlığı reklama vermeli."
-
[ağızlardan]
Gelin olacak kıza erkek tarafından verilen para veya armağan; kalın (II)
-
[mecaz]
Bakınız sıkıntı
- "Göğsümden asabi bir ağırlığın yükseldiğini, nefes aldırmayacak gibi boğazıma tıkandığını duyuyordum."
-
[mecaz]
Bakınız ağırbaşlılık
- "Çocuğa yıllar geçtikçe bir ağırlık geldi."
-
[mecaz]
Değerli olma durumu
- "Hediyenin ağırlığı."
-
[mecaz]
Uyuşukluk ve gevşeklik durumu
- "Beynime bir ağırlık peyda olmuştu."
-
[askerlik]
Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri
- "Akşama doğru, ağırlığın başında bezgin neferlere iş gördürmeye uğraşıyordum."
-
[fizik]
Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke; gravite
-
[spor]
Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori; sıklet
-
[isim]
Ağır olma durumu; tartı
- AĞRITIŞ
-
-
[isim]
Ağrıtmak işi
-
[isim]
Ağrıtmak işi
- AĞLANTI
-
-
[isim]
Hafif hafif ağlama
- "Şehrin dar sokaklarında günlerce ağlantı, inilti işitiliyor."
-
Bakınız şikâyet
- "Her otelin ağlantı defteri var. Yatağını, yemeğini beğenmezsen ağlantı defterine yazarsın."
-
[isim]
Hafif hafif ağlama
- AĞLANMA
-
-
[isim]
Ağlanmak işi
-
[isim]
Ağlanmak işi
- AĞRIMAK
-
-
[nesnesiz]
Vücudun bir yeri ağrılı durumda olmak
- "Bir gece Efser biraz başı ağrıdığından erkence yatak odasına çekilmişti."
-
[nesnesiz]
Vücudun bir yeri ağrılı durumda olmak
- AĞARMAK
-
-
[nesnesiz]
Bakınız beyazlaşmak
- "Sakalı ağardı fakat gönlü kocamadı."
-
Bakınız aydınlanmak
- "Selim çıkını aldı, güneşte ağaran patika yolunu tuttu."
-
Rengi solmak
- "Sandıkta dura dura küf kokan feracenin rengi ağarmıştı."
-
[nesnesiz]
Bakınız beyazlaşmak
- AĞIZOTU
-
-
[isim, eskimiş]
Topları ateşlemek için falyaya konulan ve barutun patlamasına sebep olan madde; yem, yemleme
-
[isim, eskimiş]
Topları ateşlemek için falyaya konulan ve barutun patlamasına sebep olan madde; yem, yemleme
- AĞNAMAK
-
-
[nesnesiz]
Hayvan yere yatıp yuvarlanmak
- "Islak toprakta ağnadı önce. Sonra geldi, patilerini omzuma dayadı."
-
[nesnesiz]
Hayvan yere yatıp yuvarlanmak
- AĞINMAK
-
-
[nesnesiz]
Hayvan yere yatıp yuvarlanmak
-
[nesnesiz]
Hayvan yere yatıp yuvarlanmak
- AĞRISIZ
-
-
[sıfat]
Ağrısı olmayan
-
[mecaz]
Dertsiz, tasasız olan
-
[zarf]
Ağrı olmaksızın
- "Kim bilir, belki bir mucize olur ve ağrıyan dişleri ya kendi kendine ağızlarının içine düşüverir, ya ağrısız, sızısız kendiliğinden doluverir."
-
[sıfat]
Ağrısı olmayan
- AĞBENEK
-
-
[isim, bitki bilimi]
Ağ görünüşünde olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol açan, açık veya koyu kahverengi asklı mantar
-
Bu mantarın yol açtığı ekin hastalığı
-
[isim, bitki bilimi]
Ağ görünüşünde olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol açan, açık veya koyu kahverengi asklı mantar
- AĞDIRMA
-
-
[isim]
Ağdırmak işi
-
[isim]
Ağdırmak işi
- AĞLASUN
-
-
[isim]
Burdur iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Burdur iline bağlı ilçelerden biri
- AĞDALIK
-
-
[isim]
Pekmez yapılan üzüm
-
[isim]
Pekmez yapılan üzüm
- AĞUSTOS
-
Kelime Kökeni: Yunanca
-
[isim]
Yılın sekizinci ayı
- "Efruz Bey, Bucak’tan yaz tatilini kaldırmaya muvaffak olduktan sonra haziran, temmuz, ağustos aylarında geceli gündüzlü konferanslarına devam etti."
-
[isim]
Yılın sekizinci ayı