Başında ağ olan 4 harfli 16 kelime var. Ağ ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ağ olan kelimeler listesine ya da sonu ağ ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında ağ bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AĞSI

  1. [sıfat, anatomi] Ağ görünüşünde olan, ağ gibi örülmüş olan
AĞDA

Kelime Kökeni: Arapça ʿaḳīde

  1. [isim] Kaynatılarak çok koyu ve yapışkan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu şeker eriyiği
    • "... bir tepsinin altına yağ sürülerek ağda tepsiye dökülür ve dışarıya konulur, hava soğuk olduğundan ağda katılaşarak donar." (Mahmud Selim Gürsel)
  2. Şekerle yapılan ürünlerin hazırlanması veya beklemesi sırasında şekerin ulaştığı koyuluk
AĞMA

  1. [isim] Ağmak işi
  2. [gök bilimi] Bakınız akan yıldız
AĞRI

  1. [isim] Sinir uçlarının şiddetli biçimde uyarılmasıyla ortaya çıkan, vücudun herhangi bir yerinde oluşan rahatsızlık hissi; veca
    • "Anlaşılan kollarındaki ağrı biraz daha sürecek." (Ahmet Ümit)
AĞCA

  1. [sıfat] Bakınız akça (I)
AĞCI

  1. [isim] Ağ ile balık tutarak geçinen kimse
AĞVA

  1. [isim] İstanbul'un Şile ilçesine bağlı, Karadeniz kıyısında bir mahalle ve tatil yeri
AĞLI

  1. [sıfat] Ağı bulunan
AĞAÇ

  1. [isim, bitki bilimi] Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki
    • "Pencerenin yakınındaki ağacın çiçekli dalları altında siyah bir kelebek uçuyordu." (Ömer Seyfettin)
  2. [sıfat] Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dallarından yapılan
    • "Ancak yakın yıllardan dahi ağaç kaşıklar günümüze kadar gelememiştir." (Naci Eren)
  3. Bakınız kereste
    • "Rendelenmiş ağaç kokusu, hızar veya planya sesi, bir çivinin ağaca gömülmesi mest ediyordu beni." (Cemil Kavukçu)
AĞIZ

  1. [isim] Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü
AĞIŞ

  1. [isim] Ağmak işi
    • "Gençlikten orta yaşa, orta yaştan yaşlılığa ağışını birlikte yaşadığım bu ev..." (Adalet Ağaoğlu)
  2. Su buharının ve başka gazların yerden havaya doğru çıkışı, yağış karşıtı
AĞIR

  1. [sıfat] Tartıda çok çeken; kilolu, sakil, hafif karşıtı
  2. Çapı, boyutu büyük
    • "Ağır top."
  3. Bakınız yavaş
    • "Adam ağır adımlarla gelip masanın başına geçiyor." (Esat Mahmut Karakurt)
  4. Bakınız yoğun
    • "Evin sofasına girer girmez kendisini ağır bir duman karşıladı." (Abbas Sayar)
  5. Çok az işiten (kulak)
  6. [mecaz] Gösterişi fazla olmayan, ciddi olan
    • "Ağır kıyafeti ile muhite uymayan Canan'ın yanında, ne kadar rahat ve sadeydi." (Mithat Cemal Kuntay)
  7. Bakınız değerli
    • "Hiçbir yerden bir ses çıkmamış, kimse bir söz söylememişti. Yalnız Yumru kendi kendine taş yerinde ağırdır dedi." (Hüseyin Nihal Atsız)
  8. [mecaz] Bakınız çetin
    • "Denizcilik tarihinin en ağır sorumluluklarından birini üzerine alıyordu." (Feridun Fazıl Tülbentçi)
  9. [mecaz] Sıkıntı veren, bunaltan; sakil
    • "Sanki ağır bir yükün altından kurtuldum." (Ömer Seyfettin)
  10. [mecaz] Dokunaklı, kırıcı, insanın gücüne giden
    • "Kızmıştım, Keziban'a söylenecek şöyle ağır bir söz arıyordum." (Nurullah Ataç)
  11. [mecaz] Bakınız ağırbaşlı
    • "Bu, on dokuz yaşında ufak tefek bir kızdı fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağırdı." (Halide Edip Adıvar)
  12. [mecaz] Keskin, boğucu (koku)
    • "Bu koku, en hafif rüzgârla burnu kuvvetli bir adama uzaktan kendini hissettirecek kadar ağırdır." (Falih Rıfkı Atay)
  13. Bakınız kısık
    • "Ağaya pek duyurmak istemeyen ağır bir sesle kulağıma eğildi." (Osman Cemal Kaygılı)
  14. [mecaz] Davranışları yavaş olan
  15. [mecaz] Sindirimi güç (yiyecek)
    • "Ağır bir yemek."
  16. [isim, spor] Bakınız ağır sıklet
    • "Yıllarca ağırda güreşti."
  17. [zarf] Yavaş bir biçimde
    • "Cüneyt Bey sözlerini tartıyormuş gibi ağır söylüyordu." (Etem İzzet Benice)
AĞIT

  1. [isim] Ölenin iyi niteliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren söz veya ezgi
    • "Bir ağıtla mendillerinin, yazmalarının ucuna düğüm attılar." (Lâtife Tekin)
  2. [mecaz] Gelinin arkasından niteliklerini anlatan söz veya ezgi
  3. [edebiyat] Ölen bir kimsenin gençliğini, güzelliğini, iyiliklerini, değerlerini, arkada bıraktıklarının acılarını, büyük felaketlerin acılı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazılan yazı; deme, sagu (II), mersiye
    • "Rahman'ın sazı susmuş, okuduğu ağıt bitmiştir." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
AĞIL

  1. [isim] Evcil küçükbaş hayvanların barındığı çit veya duvarla çevrili yer; arkaç
    • "Bir keçi kokusu sarmış ağıllarda çobanlarla arkadaş oldum." (Sait Faik Abasıyanık)
AĞIM

  1. [isim] Ayağın üstündeki tümsek yer
AĞIN

  1. [isim] Elâzığ iline bağlı ilçelerden biri
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü