Sonunda az olan 8 harfli 33 kelime var. AZ ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde az olan kelimeler listesine ya da başında az olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BULUNMAZ

  1. [sıfat] Bakınız eşsiz
    • "Konuşmamız boyunca bunun benim için bulunmaz fırsat olduğunu yineleyip durdu." (Ahmet Ümit)
İSTİKRAZ

Kelime Kökeni: Arapça istiḳrāż

  1. [isim, eskimiş, ekonomi] Bakınız borçlanma
PİSBOĞAZ

  1. [sıfat] Eline geçeni zamansız ve ayırt etmeden yiyen (kimse)
    • "Demek ki küçük kız son derece pisboğaz olmasına rağmen bu paraları yemeyip biriktirmiş." (Reşat Nuri Güntekin)
DARBOĞAZ

  1. [isim, ekonomi] Piyasalarda üretimin, kredilerin, döviz imkânlarının, sürümün, ham madde arzının ve malzeme stoklarının gereksinim düzeyi altına düştüğü sıkıntılı durum
    • "Acı reçeteleri uygulamakla beraber ekonomik darboğazdan kurtulamayan ülkelerde artan feryatlar yeni bir ekonomik düzen kurulması konusundaki arayışları ve girişimleri gündeme getirmiştir." (Anıl Çeçen)
  2. [mecaz] Toplumun, çözümlenmesinde güçlüklerle karşılaştığı bunalımlı durum
TUTULMAZ

  1. [sıfat] Yakalanmaz, ele avuca gelmez
KUMARBAZ

Kelime Kökeni: Arapça ḳimār + Farsça -bāz

  1. [sıfat] Kumara düşkün, sürekli kumar oynayan; kumarcı, bitirimci
    • "Gömücüler de kumarbazlarınkine benzer bir tür haz dışında pek bir şey bulamıyorlardı toprakta." (Üstün Dökmen)
BEYNAMAZ

Kelime Kökeni: Farsça bīnamāz

  1. [sıfat, din bilimi] Namaz kılmayan (kimse)
    • "Hep sizin yüzünüzden. İki cami arasında kalmış beynamaz gibiyiz..." (Yusuf Ziya Bahadınlı)
FRAMBUAZ

Kelime Kökeni: Fransızca framboise

  1. [isim] Bakınız ahududu
SONUŞMAZ

  1. [isim, matematik] Sonsuza giden bir eğrinin çeşitli noktalarının gittikçe yaklaştığı başka bir eğri veya doğru; asimptot
HİPOSTAZ

Kelime Kökeni: Fransızca hypostase

  1. [isim, felsefe] Bazı felsefe ve din kuramlarının dayandığı temellerden her biri; uknum
    • "Hristiyanlık inanışına göre Tanrı kavramında üç hipostaz vardır: Baba, oğul ve Kutsal Ruh."
TİRENDAZ

Kelime Kökeni: Farsça tīrendāz

  1. [sıfat, eskimiş] Ok atan
  2. [mecaz] Becerikli, elinden iş gelir
    • "Tirendaz bir ev hanımı."
  3. [mecaz] Bakınız özenli
    • "İki birader, tirendaz surette giyinirler, gümüş başlı bastonlarına dayana dayana gezerlerdi." (Sermet Muhtar Alus)
HOKKABAZ

Kelime Kökeni: Arapça ḥuḳḳa + Farsça -bāz

  1. [isim] El çabukluğu ile birtakım şaşırtıcı olaylar yapmayı meslek edinen kimse
    • "Bu arsada zaman zaman at cambazları, hokkabazlar, palyaçolar hünerlerini gösterirler." (Salâh Birsel)
  2. [sıfat, mecaz] Başkalarını aldatarak yalan dolanla iş gören
    • "O ne hokkabaz heriftir."
ALDIRMAZ

  1. [sıfat] Bakınız ilgisiz
    • "Aldırmaz davranışlar içine giremeyecektik." (Ayla Kutlu)
  2. Bakınız kaygısız
MADRABAZ

Kelime Kökeni: Farsça madarabāz

  1. [isim] Hayvan, balık, sebze, meyve vb. yiyecekleri yerinden getirerek toptan satan kimse
  2. [mecaz] Hile yapan kimse
    • "Hiçbir hareketi tanımıyor, sadece mahir bir madrabaz edasıyla çıkarına bakıyor." (Etem İzzet Benice)
HAYALBAZ

Kelime Kökeni: Arapça ḫayāl + Farsça -bāz

  1. [isim, eskimiş] Bakınız Karagözcü
BEMBEYAZ

  1. [sıfat] Çok beyaz; apak, ak pak
    • "Kendisini son kez gördüğümde babamın saçları nasıl beyazsa ilk kez gördüğümde de bembeyazdı." (Adalet Ağaoğlu)
  2. [zarf] Pırıl pırıl, apaçık bir biçimde
    • "Eski püskü bir bisikletin üzerinde bembeyaz gülümsüyordu, mahallenin bıçkın delikanlısı!" (Buket Uzuner)
BAŞPAPAZ

Kelime Kökeni: Türkçe baş + Yunanca

  1. [isim] Papazların başı olan din adamı
DÜZENBAZ

Kelime Kökeni: Türkçe düzen + Farsça -bāz

  1. [sıfat] Yalan dolanla iş gören, çıkarı için hile yapan; entrikacı, dessas, dubaracı, kampanacı
TAŞINMAZ

  1. [sıfat] Taşınamayan
  2. [isim, hukuk] Ev, tarla vb. taşınamayan mülk; gayrimenkul
BOŞBOĞAZ

  1. [sıfat] Saklanması gereken şeyleri söyleyiveren, sır saklayamayan
    • "O kadar boşboğaz çocuk arasında da vakayı bir sır olarak saklamak güçtü." (Yahya Kemal Beyatlı)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü