Sonunda ak olan 8 harfli 667 kelime var. AK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ak olan kelimeler listesine ya da başında ak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- HOHLAMAK
-
-
[-e]
Ağzını yaklaştırıp soluğunu bir şeyin üzerine hızla vermek
-
[-e]
Ağzını yaklaştırıp soluğunu bir şeyin üzerine hızla vermek
- KIŞLAMAK
-
-
[nesnesiz]
Kış olmak
- "Bu yıl erken kışladı."
-
Kışı bir yerde geçirmek
- "Armudu taşlayalım / Dibinde kışlayalım"
-
[nesnesiz]
Kış olmak
- SOĞUTMAK
-
-
[-i]
Soğumasını sağlamak, soğumasına sebep olmak
- "Suyu soğutmak."
-
[-den, mecaz]
Herhangi bir durum, kişi, olay; birine, bir yere veya bir şeye karşı duyulan sevgi ve ilginin yok olmasına yol açmak; dondurmak
- "Bizden soğudular, bizi de kendilerinden soğuttular."
-
[-i]
Soğumasını sağlamak, soğumasına sebep olmak
- OYNAŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Birbiriyle oynamak
- "Kardeşleri ile oynaşıyor, güreşiyor ve onları yeniyordu."
-
Karşılıklı sevişmek, sevgi gösterisinde bulunmak, cilveleşmek, âşıktaşlık etmek, korte etmek
- "Bu anlarda, en güzel bildiği birisiyle oynaşmak bile zevksizdir."
-
[nesnesiz, -le]
Birbiriyle oynamak
- ALDATMAK
-
-
[-i]
Beklenmedik bir davranışla yanıltmak
- "Ama bu münferit hayranlıklar aldatmamalı bizi."
-
Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak
- "Üç defadır bu yezit beni aldatıyor."
-
Birine verilen sözü tutmamak
- "Arkadaş bizi aldattı, toplantıya gelmedi."
-
Yalan söylemek
-
Bir şeyin görünürdeki durumu, o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek
- "Dekor, tarihî esvap gözleri aldatıyor."
-
Yanlış yapmaya yöneltmek; kandırmak
- "Genç kızı aldatmak için dil dökmeye başlamıştır."
-
Karı ve kocadan biri eşine sadakatsizlik etmek, ihanet etmek
-
Olmayacak bir şeyle oyalamak
-
[-i]
Beklenmedik bir davranışla yanıltmak
- ULULAMAK
-
-
[-i]
Ağırlamak, saygı gösterip ikramda bulunmak
-
Ulu tutmak, ulu saymak, saygı ve hürmet göstermek
- "Keskin kılıcını beline bağladı, sadaklarını, ok ve yaylarını kuşanıp gökyüzünü ululadı."
-
[-i]
Ağırlamak, saygı gösterip ikramda bulunmak
- ÇAPLAMAK
-
-
[-i]
Bir şeyin enini, boyunu ölçmek; çapkımak
-
Keresteleri dört köşe olarak kesip biçmek
-
[-i]
Bir şeyin enini, boyunu ölçmek; çapkımak
- BAĞLANAK
-
-
[isim]
Bakınız bağlantı
- "Bu kopuk kopuk, küçük yaşantıların ekseni, tek bağlanağı da kendisi."
-
[isim]
Bakınız bağlantı
- KUÇUŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le, ağızlardan]
Bakınız kucaklaşmak
-
[nesnesiz, -le, ağızlardan]
Bakınız kucaklaşmak
- KAZITMAK
-
-
[-e, -i]
Kazıma işini yaptırmak
- "Berbere o koskoca bıyıklarını kazıt da çocuklarla yeniden zıpzıp oynamaya başla!"
-
[-e, -i]
Kazıma işini yaptırmak
- UYDURMAK
-
-
[-e, -i]
Uymasını sağlamak; yakıştırmak
- "Gözlerini kilidi sökülmüş ve büyümüş anahtar deliğine uydurdu."
-
[-i]
Hayal gücünden yararlanarak gerçek dışı bir şey söylemek, yakıştırmak; düzmek
- "Terzinin kendi sözünü yanlış anlamış olduğu hikâyesini uydurmuş olmalıydı."
-
Yalan söylemek, düzmece laflar etmek
-
[-i, teklifsiz konuşmada]
Yolunu bulup elde etmek, sağlamak, bulmak, tedarik etmek
-
[-i, kaba konuşmada]
Cinsel birleşmede bulunmak
-
[-e, -i]
Uymasını sağlamak; yakıştırmak
- TOZARMAK
-
-
[nesnesiz]
Bakınız tozlaşmak
-
[nesnesiz]
Bakınız tozlaşmak
- YIKIŞMAK
-
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Bakınız güreşmek
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Bakınız güreşmek
- FERAHNAK
-
Kelime Kökeni: Arapça feraḥ + Farsça -nāk
-
[isim, müzik]
Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam
-
[isim, müzik]
Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam
- SINANMAK
-
-
[nesnesiz]
Sınama işine konu olmak
-
[nesnesiz]
Sınama işine konu olmak
- ŞIPPADAK
-
-
[zarf]
Birdenbire ve beklenmeyen bir zamanda
- "Günün birinde şıppadak gözünüz açılacak amma iş işten geçmiş olacak."
-
[zarf]
Birdenbire ve beklenmeyen bir zamanda
- RAPPADAK
-
-
[zarf]
Bakınız ansızın
- "... narayı savurarak o duvar senin bu duvar benim giderken hiç ummadığı bir yerde rappadak piyastos oluveriyor."
-
[zarf]
Bakınız ansızın
- TAMLAMAK
-
-
[-i]
Tamlama oluşturmak
-
Bakınız tamamlamak
-
[-i]
Tamlama oluşturmak
- VAKLAMAK
-
-
[nesnesiz]
"Vak" diye ses çıkarmak
-
[nesnesiz]
"Vak" diye ses çıkarmak
- DAĞILMAK
-
-
[nesnesiz]
Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak
- "Zaten arkadaşlarımın her biri bir yana dağılmıştı,"
-
Değer ve birimler belli etkenlerle, oranlı olarak bölünmek
-
Parçalanarak yayılmak, ufalanmak
- "Kentin eski merkezindeki evler kendiliğinden yıkılıyor, bahçe duvarları dökülüp dağılıyordu."
-
Karışık duruma gelmek, düzeni bozulmak
- "Siyah saçları hare hare suyun yüzüne dağıldı."
-
[mecaz]
Birliği, beraberliği bozulmak
- "Golü yiyince takım dağıldı. Babanın ölümünden sonra aile dağıldı."
-
[mecaz]
Bir topluluğun, kuruluşun varlığı son bulmak; fesholunmak, münfesih olmak
-
[mecaz]
Yavaş yavaş kaybolmak, yok olmak
-
[nesnesiz]
Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak