Sonunda ak olan 7 harfli 264 kelime var. AK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ak olan kelimeler listesine ya da başında ak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YIRTMAK
-
-
[-i]
Kâğıt, kumaş gibi bükülüp katlanan şeyleri parçalamak
- "Artık küstahlığın perdelerini yırtmasam da camlarını çatlatabilirim."
-
Vücudu kanatacak kadar derin çizmek
- "Kedi çocuğun elini yırttı."
-
Yok etmek, bastırmak
-
Sağrısını mahmuzla yaralayarak binek hayvanını alıştırmak
-
[mecaz]
Bir şeyi fazlasıyla zorlamak
- "Gırtlağımı yırtarcasına haykırırken odaya efendim pürtelaş girdi."
-
[mecaz]
Bir işi yapmaktan kurtulmak
-
[mecaz]
Kötü bir durumdan kurtulmak
- "Artık bu işten yırtman mümkün değil…"
-
[mecaz]
Köşeyi dönmek
-
[-i]
Kâğıt, kumaş gibi bükülüp katlanan şeyleri parçalamak
- DAYANAK
-
-
[isim]
Dayanılacak şey; dayanç, istinatgâh, mesnet
-
[mecaz]
Bir iddiayı güçlendirmeye yarayan tanıt
-
[mecaz]
Destek alınan kimse veya durum; dayanak noktası
- "Söylenenleri destekliyor, onlara dayanak oluyordu."
-
[felsefe]
Bir gerçekliğin onaylanması için olayların arkasında veya altında bulunan şey, kendisine bir şey yüklenilen, bir varlığa destek olan, altta bulunan temel
-
[isim]
Dayanılacak şey; dayanç, istinatgâh, mesnet
- ASILMAK
-
-
[-e, nesnesiz]
Asma işi yapılmak veya asma işine konu olmak
- "Yan yana asılmış aynı boyda tablolar gördük."
-
Bir yere tutunup sarkmak
-
Tutup çekmek
- "Çocuk annesinin eteğine asıldı."
-
Hızla eline almak
- "Sabah ezanı okunur okunmaz hazırlanarak kimseye görünmeden, yalıdan bir sandala atlayarak küreklere asıldım."
-
[nesnesiz]
Boynuna ip geçirip sallandırılarak öldürülmek; idam edilmek
- "Yeni icat mıdır, ip parasını asılan derbederden üste almak?"
-
[mecaz]
Bir şey isterken karşısındakini tedirgin edecek derecede üstelemek, ısrar etmek, ileri gitmek
-
[mecaz]
Sonuna kadar mücadele etmek
- "Ufak tefek onarım işlerine koşacak yardımcılara her zaman ihtiyaç duyulurdu. Bunu bildiğinden daha çok asılıyordu işine."
-
[argo]
Karşı cinsin ilgisini çekmek için rahatsız edici davranışlarda bulunmak; sulanmak
- "Bu kart adam bana asılıyor mu yoksa düşündüğünü dobra dobra söyleyen açık sözlü birisi mi bu adam?"
-
[-e, nesnesiz]
Asma işi yapılmak veya asma işine konu olmak
- IRLAMAK
-
-
[nesnesiz]
Türkü, şarkı söylemek; yırlamak
- "Bu çocuk kafilesi 'Allah Deyü Deyü' ilahisini cumhurca ırlayarak yola düzüldüler."
-
[nesnesiz]
Türkü, şarkı söylemek; yırlamak
- BACANAK
-
-
[isim]
Eşleri kardeş olan erkeklerin birbirine göre durumu
- "Yusuf Ziya Ortaç ile Orhan Seyfi Orhon bacanaktır."
-
[isim]
Eşleri kardeş olan erkeklerin birbirine göre durumu
- UTULMAK
-
-
[-e, ağızlardan]
Yenme işi yapılmak veya yenme işine konu olmak
-
Ütme işi yapılmak veya ütme işine konu olmak
-
[-e, ağızlardan]
Yenme işi yapılmak veya yenme işine konu olmak
- KIRACAK
-
-
[isim]
Nalbantların atın tırnağını kesmek için kullandıkları keskin demir alet
-
[isim]
Nalbantların atın tırnağını kesmek için kullandıkları keskin demir alet
- ILITMAK
-
-
[-i]
Ilık duruma getirmek; ılıklaştırmak
-
[-i]
Ilık duruma getirmek; ılıklaştırmak
- AVUTMAK
-
-
[-i]
Bir kimsenin acısını veya sıkıntısını yatıştırmak; avundurmak, teselli etmek
- "Düşün, bir acın var ki ben avutamıyorum / Gidiyorsun elimden, seni tutamıyorum"
-
Bir şeyler yaparak oyalamak; eğlemek
- "Beni bebek gibi avutmak istiyordu."
-
[-i]
Bir kimsenin acısını veya sıkıntısını yatıştırmak; avundurmak, teselli etmek
- SUSAMAK
-
-
[nesnesiz]
Su içme gereksinimi duymak
-
[-e, mecaz]
Çok istemek, özlemek
- "Sinemaya susamış bir mevsim başı kalabalığı."
-
[nesnesiz]
Su içme gereksinimi duymak
- TAPINAK
-
-
[isim, din bilimi]
Bakınız mabet
- "Tapınaklar gibi yüksek tavanlı olan bu binanın duvarlarında belli belirsiz bir ilahi yankılanıyordu."
-
İçinde tapınılan yapı
-
[isim, din bilimi]
Bakınız mabet
- BURTLAK
-
-
[isim, ağızlardan]
Taşlık, çalılık yer
-
[isim, ağızlardan]
Taşlık, çalılık yer
- SASIMAK
-
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Küf ve çürük gibi kokmak; tefessüh etmek
-
Bakınız kokuşmak
-
Tatsız duruma gelmek
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Küf ve çürük gibi kokmak; tefessüh etmek
- BUKANAK
-
-
[isim, ağızlardan]
Ayak
-
[isim, ağızlardan]
Ayak
- SINAMAK
-
-
[-i]
Değerini anlamak, gerekli niteliği taşıyıp taşımadığını bulmak için birini, bir nesneyi veya bir düşünceyi yoklamak; denemek, tecrübe etmek
- "Büyük sanatçılar, arayışı önce kendi varlıklarında sınayıp dile getirdikleri için ister istemez mitleşirler."
-
Bilgisini, yeteneğini, yeterliliğini veya niteliğini yoklamak; imtihan etmek
-
[-i]
Değerini anlamak, gerekli niteliği taşıyıp taşımadığını bulmak için birini, bir nesneyi veya bir düşünceyi yoklamak; denemek, tecrübe etmek
- İŞTİYAK
-
Kelime Kökeni: Arapça iştiyāḳ
-
[isim, eskimiş]
Bakınız özleme
-
Güçlü istek, güçlü arzu
- "Bir asırdan beri birkaç neslin iştiyakı budur."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız özleme
- ONAŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Karşılıklı rıza göstermek, razı olmak
-
[nesnesiz]
Karşılıklı rıza göstermek, razı olmak
- OYNAMAK
-
-
[nesnesiz]
Vakit geçirme, eğlenme, oyalanma vb. amaçlarla bir şeyle uğraşmak
- "Çimenler üzerinde çocuklar oynuyor, kuzular otluyor."
-
Kımıldamak, hareket etmek
- "Elimde bulunan fotoğraftaki kadının eli oynadı."
-
[-le]
Bir şeyi sürekli evirip çevirmek veya sürekli olarak ona dokunmak
-
Bir film, oyun vb.nde rol almak
- "Bütün rolleri, şahısların sesleri, tavırları, mimikleriyle tek başına oynamıştı."
-
Film gösterilmek
- "Başka bir sinemada da çok komik bir film oynuyordu."
-
Tiyatro eseri sahneye konmak
- "Birisi dedi ki bu iki perdelik bir oyun imiş, bitince ötekini oynayacaklarmış."
-
Eşyanın herhangi bir parçası kımıldamak, hareket etmek
- "Birdenbire apartman kapısının oynadığını hissettim."
-
Sarsılmak, yeri değişmek
- "Depremde yapı oynadı."
-
Sporla ilgili çalışmalara katılmak
- "Tenis oynamak."
-
Müziğin gerektirdiği uyumlu hareketleri yapmak
- "Ne oynadığı gazinonun ismini söyledi ne de danslarından bahsetti."
-
Büyük bir ustalık, beceri ve kolaylıkla bir işi yapmak
-
Değişiklik göstermek
- "Bunların fiyatı iki bin ile üç bin lira arasında oynar."
-
[-le]
Tehlikeye düşürmek
- "Benim sağlığımla oynama."
-
Oyalanmak, gereği gibi yapmamak, boşuna vakit geçirmek
-
[-le, mecaz]
Rastgele yön vermek, aldatmak
- "Talih bizimle oynuyor."
-
[-le, mecaz]
Herhangi birine karşı önemsemeyici davranışlarda bulunmak
- "Koca adamla oynamaya utanmıyor musun?"
-
[mecaz]
Tedirgin etmek, rahatsız edici davranışta bulunmak
-
[mecaz]
Değiştirmek, bozmak, tahrif etmek
- "Borsada istediği gibi oynuyordu fiyatlarla."
-
[nesnesiz]
Vakit geçirme, eğlenme, oyalanma vb. amaçlarla bir şeyle uğraşmak
- SIĞINAK
-
-
[isim]
Yağmur, güneş veya çeşitli tehlikelerden korunmak için sığınılacak yer; melce
-
[askerlik]
Özellikle hava bombardımanlarından korunmak için yapılmış yer
-
[mecaz]
Kötülüklerden koruyan, sığınılan kimse veya şey
-
[isim]
Yağmur, güneş veya çeşitli tehlikelerden korunmak için sığınılacak yer; melce
- OYULMAK
-
-
[nesnesiz]
Oyma işi yapılmak
- "Her kelime kayaların içine oyulmuş çukurlara temel taşları gibi iniyordu."
-
[argo]
Bakınız kazıklanmak
-
[nesnesiz]
Oyma işi yapılmak