Sonunda ak olan 7 harfli 264 kelime var. AK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde ak olan kelimeler listesine ya da başında ak olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- OKUNMAK
-
-
[nsz]
Okuma işine konu olmak
- "Sokak kapısını çalarken akşam ezanı okunuyordu." (Yusuf Ziya Ortaç)
-
Okunulmak
-
Belli olmak, açıkça görünmek
- "Bütün söyleyecekleri yüzünden okunuyor." (Yusuf Ziya Ortaç)
-
Davet edilmek, çağrılmak
-
[nsz]
Okuma işine konu olmak
- GOMALAK
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Mobilya cilası ve zamk yapımında kullanılan, alkolde eriyen bir tür hayvansal reçine
-
[isim]
Mobilya cilası ve zamk yapımında kullanılan, alkolde eriyen bir tür hayvansal reçine
- ONAŞMAK
-
-
[nsz]
Karşılıklı rıza göstermek, razı olmak
-
[nsz]
Karşılıklı rıza göstermek, razı olmak
- ARANMAK
-
-
[nsz]
Arama işine konu olmak
- "Ertesi günü uygun pansiyon aranacaktı." (Tarık Buğra)
-
İsteklisi bulunmak
- "Çok aranan bir kitap."
-
Eksikliği duyulmak
- "Bugünlerde soba aranıyor."
-
Kendi kendine bir şeyler aramak
-
Şart koşulmak
- "... asli ve sürekli görevlerde çalışanların meslek kuruluşlarına girme mecburiyeti aranmaz." (Anayasa)
-
Olumsuz, kötü davranışlarda bulunarak zor duruma düşmek
- "Sen aranıyorsun âdeta."
-
Kendisine eş veya sevgili aramak
-
[nsz]
Arama işine konu olmak
- OYUNCAK
-
-
[isim]
Oynayıp eğlenmeye yarayan her şey
- "Çocuğun elinde oyuncak bir köpek." (Burhan Felek)
-
Önemsiz ve kolay iş
- "Oyuncak değil, mesele çok ciddi."
-
Başkaları tarafından bir araç gibi kullanılan, hiçe sayılan güçsüz kimse
-
[isim]
Oynayıp eğlenmeye yarayan her şey
- ABANMAK
-
-
[-e]
Eğilerek bir şeyin, bir kimsenin üzerine kapanmak
- "Efendi, sen de ne üstüme abanıyorsun?" (Burhan Felek)
-
Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak
- "Baba, 'ya Allah' nidası ile yerinden zorla, oğluna abanarak kalktı." (Refik Halit Karay)
-
Güç vererek direnmek, bastırmak
-
Birine yük olarak onun sırtından geçinmeye çalışmak
-
Bir şeyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak
- "İki herif zavallıya abanıyorlar." (Ahmet Rasim)
-
Boksta karşılaşma sırasında rakibine yaslanmak
-
Futbolda topa olanca gücüyle vurmak
-
[-e]
Eğilerek bir şeyin, bir kimsenin üzerine kapanmak
- OTARMAK
-
-
[-i]
Otlatmak
-
[-i]
Otlatmak
- OYLAMAK
-
-
[-i]
Oya koymak veya oya sunmak
-
[-i]
Oya koymak veya oya sunmak
- IŞILDAK
-
-
[isim]
Karanlıkta bir hedefi aydınlatmak için kullanılan dar, uzun bir ışın demeti çıkaran ışık kaynağı, projektör
- "Çamlıca sırtlarında iki uçaksavar ışıldağı karanlık gökyüzünü tarıyorlardı." (Haldun Taner)
-
[sıfat]
Parlayan, ışıltılı
-
[isim]
Karanlıkta bir hedefi aydınlatmak için kullanılan dar, uzun bir ışın demeti çıkaran ışık kaynağı, projektör
- ARATMAK
-
-
[-i]
Arama işini bir başkasına yaptırmak
-
Özletmek
- "Bana senden ayrı kaldığım günleri aratıyorsun." (Refik Halit Karay)
-
[-i]
Arama işini bir başkasına yaptırmak
- KANAMAK
-
-
[nsz]
Vücudun herhangi bir yerinden kan akmak, kan gelmek, kan kaybetmek
-
Manevi acılar yeniden etkisini duyurmak, depreşmek
-
[nsz]
Vücudun herhangi bir yerinden kan akmak, kan gelmek, kan kaybetmek
- OTURMAK
-
-
[-e]
Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
- "Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
- "Daha ilk gecesinden karı lafı ile oturup kalkmaya başlarsa konu nereye varır?" (Memduh Şevket Esendal)
-
[nsz]
Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak
- "Bakın, hikâye zordur, acımasız ve hoşgörüsüzdür. Oturursunuz ve başından kalkamazsınız." (Tarık Dursun K)
-
[-i]
Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak
- "Ütüsüz ve beli oturmamış pantolonunu çekti." (Tarık Buğra)
-
[-de]
Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek
- "Aynı semtte oturdukları için komşu da sayılırlar." (Burhan Felek)
-
[nsz]
Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak
- "Böyle oturacağınıza çalışsanız olmaz mı?"
-
[nsz]
Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek
- "Temelin bu tarafı on santim oturmuş."
-
[-le]
Biriyle beraber yaşamak
- "O günden beri, enişte beyle oturuyorum." (Sermet Muhtar Alus)
-
Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak
- "Bu saat, kendimi bildim bileli sofraya oturma saatimizdir." (Yusuf Ziya Ortaç)
-
Yer almak, geçmek
- "Valilik makamına oturdu."
-
[nsz]
Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek
- "Gelenekler gün geçtikçe iyice oturdu."
-
Belli bir yörüngede dönmeye başlamak
- "Uydu yörüngeye oturdu."
-
Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak
-
[nsz]
Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak
- "Arif gibi bir adamla çene yarışına girmek istememekle beraber susup oturamazdı." (Memduh Şevket Esendal)
-
Mal olmak
- "Bu bize pahalıya oturdu."
-
[-e]
Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
- SIĞINAK
-
-
[isim]
Yağmur, güneş veya çeşitli tehlikelerden korunmak için sığınılacak yer, melce
-
Özellikle hava bombardımanlarından korunmak için yapılmış yer
-
Kötülüklerden koruyan, sığınılan kimse veya şey
-
[isim]
Yağmur, güneş veya çeşitli tehlikelerden korunmak için sığınılacak yer, melce
- BASAMAK
-
-
[isim]
Bir yere çıkarken veya bir yerden inerken basılan ve art arda gelen, birbirine belirli aralıkları olan düz yüzeylerden her biri
- "Koşarak basamaklara yürüdü, merdivenleri bir solukta çıktı." (Peyami Safa)
-
Derece, aşama, kerte, evre
-
Bir amaca ulaşmak için yararlanılan kişi, durum veya yer
- "Bunlar memleketin edebiyat tarihinde beni yavaş yavaş yükselten birer basamak." (Halide Edip Adıvar)
-
Ondalık sayı sisteminde bir sayının sağdan sola doğru rakamlarının derecelerine göre her birinin bulunduğu yer, hane
- "Onlar basamağı. Yüzler basamağı."
-
Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti
-
[isim]
Bir yere çıkarken veya bir yerden inerken basılan ve art arda gelen, birbirine belirli aralıkları olan düz yüzeylerden her biri
- ILITMAK
-
-
[-i]
Ilık duruma getirmek
-
[-i]
Ilık duruma getirmek
- YAKACAK
-
-
[isim]
Yakıt
-
[isim]
Yakıt
- AĞLAMAK
-
-
[nsz]
Üzüntü, acı, sevinç, pişmanlık vb.nin etkisiyle gözyaşı dökmek
-
Ağaç budandığında kesilen yerlerden besi suyu veya öz su akmak
-
[-den]
Sızlanmak, yakınmak
- "Utanç ve kahırdan, yumruklarını ısıra ısıra bir zaman ağladı." (Atilla İlhan)
-
[-e]
Bir duruma üzülmek
- "Şu kara bahtıma ağlıyorum."
-
[nsz]
Üzüntü, acı, sevinç, pişmanlık vb.nin etkisiyle gözyaşı dökmek
- OKŞAMAK
-
-
[-i]
Sevgi, şefkat belirtisi olarak elini bir şeyin üzerinde yavaş yavaş gezdirmek veya ona hafifçe vurmak
- "Oğlan kızın yanına geldi, saçlarını okşuyor." (Haldun Taner)
-
[nsz]
Hafifçe dövmek
- "Bir gün hani bir huysuzluk ettiği zaman, al eline, biraz okşayıver." (Burhan Felek)
-
Bir kimseyi hoşnut etmek
- "Mektuplarında onun onurunu okşayacak, endişelerini hafifletecek cümleleri artırdı." (Çetin Altan)
-
Benzemek, andırmak, hatırlatmak
- "Bu iki sarı birbirini okşuyor."
-
[-i]
Sevgi, şefkat belirtisi olarak elini bir şeyin üzerinde yavaş yavaş gezdirmek veya ona hafifçe vurmak
- ISIRMAK
-
-
[-i]
Dişleri arasına alıp sıkmak
- "Dolu bir kadeh içti ve meze yerine alt dudağını ısırdı." (Aka Gündüz)
- "Isıracak köpek dişlerini göstermezmiş zaten, ne zaman iyisini gördük?" (Emine Işınsu)
-
[nsz]
Dişleriyle koparmak
- "Koparın bir tane de ısırın bakın..." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Rüzgâr sert esmek, keskin bir biçimde etkilemek
- "Ayaz insanın yüzünü ısırıyordu." (Tarık Buğra)
-
Kumaş dalamak, kaşındırmak
-
[-i]
Dişleri arasına alıp sıkmak
- DONAMAK
-
-
[-i]
Süslemek, tezyin etmek
-
[-i]
Süslemek, tezyin etmek