Sonunda ır olan 5 harfli 54 kelime var. IR ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ır olan kelimeler listesine ya da başında ır olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KASIR

Kelime Kökeni: Arapça ḳaṣr

  1. [isim, eskimiş] Bakınız köşk
    • "Padişah bu kasırdan donanmanın sefere çıkışını izlermiş." (Ahmet Ümit)
TIKIR

  1. [isim] Tıkırdayan, birbirine vuran, çarpan şeylerin çıkardığı ses
  2. [argo] Bakınız para
KIŞIR

Kelime Kökeni: Arapça ḳişr

  1. [isim, eskimiş] Bakınız kabuk
    • "Büsbütün aç, bir parça ağaç kışrı ve bir kuru portakal kabuğu bile bulamayan insan iskeletlerinin son iniltisini dinliyorduk." (Falih Rıfkı Atay)
BAKIR

  1. [isim, kimya] Atom numarası 29, yoğunluğu 8,95 olan, 1084 °C'ye doğru eriyen, doğada serbest veya birleşik olarak bulunan, ısı ve elektriği iyi ileten, kolay dövülür ve işlenir olduğundan eski çağlardan beri türlü işlerde kullanılan, kızıl renkli element (simgesi Cu)
  2. [sıfat] Bu elementten yapılmış
    • "Ertesi gün çadırların önünde Haldun Nedret'in Kadıköy'den getirdiği bakır lamba yanıyordu." (Abdülhak Şinasi Hisar)
IŞTIR

Kelime Kökeni: Bulgarca

  1. [isim, bitki bilimi] Pancargillerden, 30-70 santimetre yüksekliğinde, yapraklı dalları pişirilerek yenen bir yıllık otsu bitki; yaban pazısı (Chenopodium urbicum)
KAHIR

Kelime Kökeni: Arapça ḳahr

  1. [isim] Yok etme, ezme, perişan etme, mahvetme
    • "Her zulmü, kahrı boğmaya bir parça kan yeter." (Aka Gündüz)
  2. Derin üzüntü veya acı, sıkıntı
    • "Hayatını alnının teriyle kazanan, yirmi yıllık geçmişi yalnız kahırlarla dolu bir Türk köylüsü." (Orhan Veli Kanık)
KATIR

  1. [isim, hayvan bilimi] Atgillerden, kısrak ile erkek eşeğin çiftleşmesinden doğan, gennelikle kısır olan melez hayvan
    • "Otomobilimizi gören katırlar ejderha görmüşcesine kaçışıyorlar." (Necip Fazıl Kısakürek)
  2. [sıfat, mecaz] Kaba, bayağı, görgüsüz (kimse)
MUZIR

Kelime Kökeni: Arapça mużirr

  1. [sıfat] Bakınız zararlı
    • "Görüyorsunuz ya iki gözüm, işsizliğin fazlası hem işverenler hem işçi arayanlar için muzırdır, iki gözüm, muzırdır doğrusu!" (Nâzım Hikmet)
  2. Her şeyi bozan, karıştıran, zararlı işler yapan (çocuk)
  3. Cinsel gelişmeye zararı olan
  4. Sağlığı bozan
MUSIR

Kelime Kökeni: Arapça muṣirr

  1. [sıfat, eskimiş] Bir söz veya düşüncede direnen, ayak direyen (kimse)
    • "Şu birbirini kovalayan kuşların takiplerinde ne musır bir taannüt var." (Nezihe Muhiddin)
YAZIR

  1. [isim, tarih] Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri
HIŞIR

  1. [isim, ağızlardan] Olmamış meyve
  2. [sıfat] Taşkınlık gösteren, yaramaz (kimse)
    • "Serde toyluk vardı a canım. Sahi ne hışırdım o zaman. İlk gençlik, sersemlik, budalalık çağı." (Haldun Taner)
  3. [sıfat, argo] Kaba, görgüsüz olan (kimse)
    • "O, canım tohumlarını yere saçan, sonra da üstünden geçip çiğneyen bu hışır, bu anlayışsız, bu merhametsiz insanları görmemek için başını hafifçe önüne eğdi." (Haldun Taner)
HASIR

Kelime Kökeni: Arapça ḥaṣīr

  1. [isim] Saz, kabuk, yaprak vb. bir bitki maddesiyle örülmüş taban veya tavan örtüsü
    • "Öğle uykuma daldığım hasır üzerinde başımın altına konmuş yastık lavanta çiçeği kokardı." (Ziya Osman Saba)
  2. [sıfat] Tamamı veya bir bölümü böyle bir örgüden yapılan
    • "İş önlükleri bağlandı, sele denilen hasır sepetlerle tarlaya dalındı." (Orhan Kemal)
ÇAYIR

  1. [isim] Üzerinde gür ot biten düz ve nemli yer
    • "O zaman güneşe bakan bu güzelim çayırlara oturup kurumayı bekliyorduk." (Ayla Kutlu)
  2. Böyle yerde biten ot
HAZIR

Kelime Kökeni: Arapça ḥāżir

  1. [sıfat] Bir iş yapmak için gereken her şeyi tamamlamış olan; anık (I), amade, müheyya
    • "Her şey emre müheyya, hazır bir vaziyette bekliyor." (Esat Mahmut Karakurt)
  2. Belli bir işe yarayacak, kullanılacak bir duruma getirilmiş
    • "Yemek hazır, buyurun."
  3. Belirli bir biçimde yapılmış olarak satılan, alıcı bekleyen, ısmarlama karşıtı
    • "Hazır elbise. Hazır ayakkabı."
  4. [zarf] Bir işi yapmak için gereken her şey tamamlanmış olarak
    • "İçindeki her şeyle birlikte dünyayı fethetmeye artık kendilerini hazır hissediyorlardı." (İhsan Oktay Anar)
  5. [zarf] Fırsattan yararlanarak
    • "Hazır çıkmışken yağ ile pirinç alayım." (Reşat Nuri Güntekin)
IĞDIR

  1. [isim] Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri
ÇIPIR

  1. [isim] Yonga
BICIR

  1. "Bıcır bıcır" ikilemesinde kullanılır: sesli ve neşeli bir biçimde
YATIR

  1. [isim] Doğaüstü gücü bulunduğuna ve insanlara yardım ettiğine inanılan kimsenin mezarı
SAĞIR

  1. [sıfat] İşitme ve konuşma sorunu yaşayan, iletişimi işaret dili ile kurabilen ve işiten kişilerle iletişim kurmakta zorlanan (kimse)
  2. [mecaz] Ses geçirmeyen
    • "Adliyenin arka taraflarına isabet eden, şehrin gürültüsünü duymayan, sağır, mahfuz bir odasında idik." (Hamdullah Suphi Tanrıöver)
  3. [mecaz] Isıyı az veren, geç ısınan
    • "Sağır soba."
  4. [mecaz] Vurulduğu zaman gereği kadar ses vermeyen
    • "Sağır davul."
  5. İçi görülmeyen, donuk (cam)
NAHIR

  1. [isim, ağızlardan] Sığır sürüsü
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü