Başında çı olan 6 harfli 26 kelime var. ÇI ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde çı olan kelimeler listesine ya da sonu çı ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇITLIK

  1. [isim] Çitlembik

ÇIĞLIK

  1. [isim] Acı, ince ve keskin ses, feryat, figan
    • "İki kardeş güzel güzel oynarken ne oldu ise birdenbire bir ağlama, bir çığlık başladı." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Martılar acı çığlıklar atarak birbirlerinin ağzından balık kapıyorlar." (Haldun Taner)
    • "Bir gün işte bu çalgı çalınırken küçük kız olanca kuvveti ile tepinmeye, çığlık basmaya başlamıştır." (Halide Edip Adıvar)

ÇIRÇIL

  1. [isim] Gemilere fıçı, varil vb. yükü yükleme, boşaltma sırasında kullanılan iki tarafı kancalı sapan

ÇIRNIK

Kelime Kökeni : Bulgarca

  1. [isim] Küçük boyda kayık
  2. Üç flok yelkeni bulunan, iki yüz tona kadar olabilen, tek ve yekpare direkli yelkenli

ÇILDIR
...
ÇIRPIŞ

  1. [isim] Çırpma
    • "Kuştur desem ne kanat çırpışı var ne sesi." (Faruk Nafiz Çamlıbel)

ÇIRPMA

  1. [isim] Çırpmak işi
  2. Kumaşın kenarını kıvırıp dikmek için iğne, kenara göre çapraz tutularak ve çift kattan batırılıp tek kattan çıkarılarak yapılan dikiş biçimi

ÇIKKIN

  1. [sıfat] Kabarık, şişkin

ÇINGAR

Kelime Kökeni : Rumca

  1. [isim] Kavga, gürültü
    • "Bu son rolü, ihtiyaten, büyük çıngarın kopacağı güne sakladı." (Nezihe Araz)

ÇIMACI

  1. [isim] Vapur iskelelerinde çıma uzatan veya tutan işçi
    • "Kimimiz dümen tutar mavnalarda / Kimimiz çımacıdır halat başında." (Orhan Veli Kanık)

ÇIKRIK

  1. [isim] Kuyudan kovayı çekmeye yarayan ve el ile çevrilen araç
  2. İplik bükme, iplik sarma vb. işlerde kullanılan, el veya ayakla çevrilen dolap
  3. Ağır bir şeyi çekecek ipin sarılmasına yarayan ve bir eksen üzerinde uzunca bir kolla çevrilerek dönen silindir

ÇIKMAK

  1. [-den] İçeriden dışarıya varmak, gitmek
    • "Ortalık ağarırken bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [nsz] Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek
    • "Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı." (Atatürk)
  3. [nsz] Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak
    • "Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum." (Haldun Taner)
  4. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek
    • "Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık." (Yusuf Ziya Ortaç)
  5. Süresi dolduğunda ayrılmak
    • "Daireden çıkmak. Hastaneden çıkmak. Cezaevinden çıkmak."
  6. [nsz] Yapılmak, yürümek
    • "Bu dairede işler kolay çıkmaz."
  7. Yetişecek ölçüde olmak
    • "Bu kumaştan bir palto çıkar mı?"
  8. Eksilmek
    • "Dörtten iki çıkarsa..."
  9. Meydana gelmek
    • "Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır." (Reşat Nuri Güntekin)
  10. [nsz] Sıyrılmak, ayrılmak
    • "Bebeğin patiği çıktı."
  11. [nsz] Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak
    • "Borçlu çıkmak. Kârlı çıkmak. Alacaklı çıkmak."
  12. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek
    • "Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra." (Tarık Dursun K)
  13. [-i] Bir şeyin yukarısına doğru yürümek
    • "Uzun, dik merdivenli bir yokuşu çıktık." (Refik Halit Karay)
  14. [-de] Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak
    • "Sularda bakteri çıktı."
  15. [-e] Yetkili birinin makamına iş için gitmek
    • "Başkana çıkmak."
  16. [-e] Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak
    • "Arkadaşa piyango çıkmış. Bize yine gezi çıktı. Bu işten size de bir şey çıkar."
  17. [-e] Gitmek, koyulmak
    • "Yola çıkmadan evvel eve gitmek, uyumak istedim." (Memduh Şevket Esendal)
  18. [nsz] Bir konu yetkililerce karara bağlanmak
  19. [-e] Birdenbire görünmek
    • "Neden hiçbir korsan filosu önümüze çıkamadı?" (Feridun Fazıl Tülbentçi)
  20. [-e] Mal olmak
    • "Bu ev dört milyara çıktı."
  21. [-e] Oyunda herhangi bir rolü oynamak
    • "Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı." (Bedri Rahmi Eyuboğlu)
  22. [-e] Bir yere ulaşmak, varmak
    • "Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar." (Memduh Şevket Esendal)
  23. [-e] Karaya ayak basmak
    • "1919 senesi Mayısının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım." (Atatürk)
  24. [nsz] Yayılmak, duyulmak
    • "Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
  25. [nsz] Olmak, bulunmak, var olmak
    • "Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı." (Osman Cemal Kaygılı)
  26. [-e] Bir iddia ile ortalıkta görünmek
    • "Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın." (Peyami Safa)
  27. [-den] Yayılmak
    • "Lağımdan pis kokular çıkıyor."
  28. [-e] Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek
    • "Güreşte ona çıkacak kimse yok."
  29. [-e] Bulaşmak
    • "Kravatın boyası gömleğe çıktı."
  30. [-i] Binaya kat eklemek
    • "Evin ikinci katını çıkmadan havalar bozuldu."
  31. [-e] Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak
    • "Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı?" (Memduh Şevket Esendal)
  32. [nsz] Niteliği sonradan anlaşılmak
    • "Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı. İstemem artık gözüm görmesin, soğudum, iğrendim. Atın evimden dışarı." (Reşat Nuri Güntekin)
  33. [nsz] Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak
    • "Akıllı çıktı da arkadaşına uymadı."
  34. [nsz] Yerinden oynamak
    • "Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı." (Reşat Nuri Güntekin)
  35. [nsz] Görünür veya belli bir durumda bulunmak
    • "Tencerenin bakırı çıktı. Zayıflıktan kemikleri çıkmış."
  36. [nsz] Oluşmak, olmak
    • "Fırtına çıkmak. Soğuk çıkmak."
  37. [nsz] Piyasaya sürülmek
  38. [nsz] Bitmek, büyümek, sürmek
    • "Ekinler çıkmaya başladı. Bıyığı çıktı."
  39. [nsz] Verilmek
    • "Maaş çıkmak. Emir çıkmak."
  40. [nsz] Ay veya mevsim geçmek
    • "Mart çıktı. Kış çıktı."
  41. [nsz] Yeni yetişip satışa sunulmak
    • "Erik çıkmış. Çilek daha çıkmadı."
  42. [nsz] Yükselmek, artmak
    • "Fiyatlar çıktı."
  43. [nsz] Artırmak, fiyatı yükseltmek
  44. [nsz] Sesini yükseltmek
  45. [nsz] Büyük abdest bozmak
  46. [nsz] Giderilmek, yok olmak
    • "Leke çıktı."
  47. Unutmak
    • "O söz benim hatırımdan çıkmadı."
  48. [nsz] Ay, güneş görünmek
    • "Hava açılmış, ay çıkmıştı." (Refik Halit Karay)
    • "Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  49. [nsz] Yayımlanmak
    • "Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu." (Yusuf Ziya Ortaç)
  50. [nsz] Gelmek
    • "Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakiyle derhâl sezmişti." (Refik Halit Karay)
  51. [-den] Gerçekleşmek
    • "İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya!" (Memduh Şevket Esendal)
  52. [nsz] Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak
    • "Arabanın direksiyonu çıkmak."
  53. [-den] Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek
    • "Ev, ev olmaktan çıktı."
  54. [-le] Flört etmek
    • "Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım." (Atilla İlhan)
  55. [-e] Erişmek, görmek
    • "Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım." (Sait Faik Abasıyanık)
  56. Harcamak zorunda kalmak
    • "Paradan çıkmak. Bin liradan çıktım."
  57. [-i] Vermeye katlanmak
    • "Çık bakalım paraları!"

ÇINGIL

  1. [isim] Ufak ve seyrek taneli üzüm salkımı
    • "Bağ bozumundan sonra kütüklerde kalan tek taneli, güneşten ısınmış üzüm çıngılının tadını hiçbir salkımda bulamazsınız." (Refik Halit Karay)

ÇINLAK

  1. [sıfat] Çınlaması, yankısı çok olan (yer)

ÇIPLAK

  1. [sıfat] Üstünde bulunması gereken giysi, örtü vb. bulunmayan, üryan, nü, cıbıl, cıbıldak
    • "Kız, çıplak tabanlarını bozuk yolda şaplata şaplata köyün içerisine doğru uzaklaştı." (Ercüment Ekrem Talu)
  2. Saçsız (baş)
  3. Üzerinde yeşillik olmayan (arazi)
    • "Irmağın başında kocaman, çıplak bir tek kavak vardı." (Halide Edip Adıvar)
  4. İçinde gerekli eşya bulunmayan
    • "Ankara tepelerinin birinde, boz renkli bir binanın çıplak ve dar bir odasında onunla karşı karşıyayız." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  5. [isim] Soyunmuş durumda olan vücudun resmi, nü
  6. Yoksul (kimse)
    • "Askerliğini yapmamış, beş parasız, çıplak bir Cemal'in nesi vardı evlenilecek?" (Necati Cumalı)
  7. Yalın, süssüz
    • "Çıplak bir anlatım."
  8. Olduğu gibi, apaçık

ÇIVGIN

  1. [isim] Rüzgâr ve karla karışık yağan yağmur
  2. Ağaç sürgünü, filiz
  3. Şıvgın

ÇIVMAK

  1. [nsz] Atlamak, sıçramak, zıplamak
  2. Hızla giden bir şey bir yere çarpıp yön değiştirmek, sekmek, çavmak, sapmak, inhiraf etmek
    • "Kurşun da taşa değmiş sonra taştan çıvmış, Dursun Hacı'ya değmiş." (Memduh Şevket Esendal)

ÇILGIN

  1. [sıfat] Aşırı davranışlarda bulunan, deli, mecnun
    • "Ömrümde ilk defa saat için çılgın gibi dövüştüm." (Sait Faik Abasıyanık)
    • "Şöyle az buçuk mürekkep yalamış bir insanı böylesine üç nutuk çılgına döndürür." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Çok büyük, aşırı, olağanüstü
    • "Onların bu çılgın aşklarına karşı konulacak engel setlerinin hiç hükmü yoktur." (Kemal Tahir)

ÇITÇIT

  1. [isim] Üzerinde dikili bulundukları şeyin iki kenarını üst üste getirerek birleştirmeye ve tutturmaya yarayan, iki parçadan yapılmış metal nesne, fermejüp, kopça
  2. Mobilya kapaklarını, kapıları kilitleme ve sürgülemenin dışında kapalı tutmaya yarayan ve az bir kuvvetle açılıp kapanmasını sağlayan iki parçalı metal veya plastik araç

ÇIMBAR

  1. [isim] Dokuma tezgâhındaki kumaşı germeye yarayan iki tarafı dişli araç

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü