Sonunda şık olan 7 harfli 30 kelime var. ŞIK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde şık olan kelimeler listesine ya da başında şık olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Şık Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
I K Ş
3 Harfli Kelimeler
KIŞ, ŞIK
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KATIŞIK
-
-
[sıfat]
İçine başka şeyler karışmış olan; mahlut
-
[sıfat]
İçine başka şeyler karışmış olan; mahlut
- ÇAKIŞIK
-
-
[sıfat, matematik]
Çakışmış olan
- "Çakışık üçgenler."
-
[sıfat, matematik]
Çakışmış olan
- BAĞIŞIK
-
-
[sıfat]
Herhangi bir ödevin veya yükümlülüğün dışında kalan
- "Görev yaptıkları sıradaki sözlü açıklama ve davranışlar bakımından yargısal kovuşturmalardan bağışık olacaklardır."
-
[tıp]
Bazı mikroplara karşı aşı veya doğal yolla direnç kazanmış olan; immün
- "Çiçek aşısı, çiçek hastalığına karşı insanı bağışık kılar."
-
[sıfat]
Herhangi bir ödevin veya yükümlülüğün dışında kalan
- YAKIŞIK
-
-
[isim]
Bakınız uygunluk
-
Yakışıklı delikanlı
-
[isim]
Bakınız uygunluk
- TIKIŞIK
-
-
[sıfat]
Tıkışmış olan
-
[sıfat]
Tıkışmış olan
- BARIŞIK
-
-
[sıfat]
Başkası ile barış durumunda bulunan, dargın veya düşman olmayan
-
[sıfat]
Başkası ile barış durumunda bulunan, dargın veya düşman olmayan
- KIPIŞIK
-
-
[sıfat]
Yarı kapalı (göz)
- "Gülmesine gülmez ya, küçük, kıpışık, mavi gözlerinden çelik ışıltısı gibi bir şey geçer."
-
[sıfat]
Yarı kapalı (göz)
- YARAŞIK
-
-
[isim]
Bakınız yaraşma
-
[isim]
Bakınız yaraşma
- MAYIŞIK
-
-
[sıfat, argo]
Çok yemekten, sıcaktan veya zevkten gevşemiş olan, üzerine rehavet çökmüş olan (kimse)
-
[sıfat, argo]
Çok yemekten, sıcaktan veya zevkten gevşemiş olan, üzerine rehavet çökmüş olan (kimse)
- SIVAŞIK
-
-
[sıfat]
Sıvaşmış, bulaşmış olan
- "Girdim; donuk, küflü ışıkta ayakkabılarımın yanlarındaki sıvaşık çamurları gördüm."
-
[sıfat]
Sıvaşmış, bulaşmış olan
- ANLAŞIK
-
-
[isim]
Aralarında anlaşma bulunan taraflardan, kimselerden biri
- "Yoksa anlaşık mısın onlarla? Anlaşık olmadığını nereden bileyim? Nasıl güveneyim zatına?"
-
[isim]
Aralarında anlaşma bulunan taraflardan, kimselerden biri
- KIZIŞIK
-
-
[sıfat]
Kızışmış olan
-
[sıfat]
Kızışmış olan
- GÜNAŞIK
-
Kelime Kökeni: Türkçe gün + Arapça ʿāşiḳ
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız ayçiçeği
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız ayçiçeği
- KARIŞIK
-
-
[sıfat]
Farklı nitelikteki şeylerden oluşmuş; gayrisafi
- "Karışık salata."
-
Düzeni bozulmuş; intizamsız
-
Karışmış olan
- "Ağzından kanla karışık diş parçalarını, onu yumruklayanların suratlarına tükürdü."
-
Saf olmayan, içine niteliğini değiştirecek başka bir şey katılmış olan; mağşuş
- "Karışık süt."
-
Çalkantı, kargaşa, gerginlik içinde olan
- "Bana ne, bu bir yığın ne olduğunu anlamadığım, karışık, dolambaçlı işten!"
-
Anlaşılması güç olan, açık seçik olmayan; karanlık
- "Tuhaf şey! Hakikaten karışık bir kadın."
-
Halk inancına göre cin ve perilerle ilişkisi olan
-
[sıfat]
Farklı nitelikteki şeylerden oluşmuş; gayrisafi
- YIVIŞIK
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Islak, kaygan, yapışkan olan
- "Bu gecenin hiç silinmeyen hatırasını yıvışık bir leke hâlinde hâlâ taşıyorum."
-
[mecaz]
Bakınız yılışık
-
[sıfat, ağızlardan]
Islak, kaygan, yapışkan olan
- BULAŞIK
-
-
[isim]
Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak
- "Gemide bulaşık yıkamak kolay iş değildi."
-
[mecaz]
Yaşanmış bir şeyden geriye kalan belirti etki
- "Daha balayının bulaşığı geçmedi."
-
[sıfat]
Bakınız kirli
- "Bulaşık kap."
-
[sıfat]
Her şeyin birbirine karıştığı (yer, olay vb.)
- "Bu karmakarışık ve bulaşık âlemi kendi hâline bırakırdı."
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız yapışkan
- "Böyle bir sivri akıllı, bulaşık biri çıkar ortaya, dirliği düzeni berbat eder."
-
[isim]
Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak
- SIKIŞIK
-
-
[sıfat]
Sıkışmış bir durumda olan
- "Size bu kadar ücreti niye ödemekteyiz, böyle sıkışık anlarımızda?"
-
[sıfat]
Sıkışmış bir durumda olan
- KIRIŞIK
-
-
[sıfat]
Kırışmış olan
- "Söz tiyatroya gelince bu yaşlı sanatkârın kırışık yüzü birdenbire canlandı."
-
[isim]
Kırışmış yer; büzüşük, kırışıklık
-
[isim]
Deride esnekliğin kaybolmasından oluşan kıvrım
- "Ve aynaya akseden alın kırışığında / Ölümü hatırlarız solgun mum ışığında"
-
[sıfat]
Kırışmış olan
- ARDIŞIK
-
-
[sıfat]
Birbiri ardından gelen, üst üste olan; mütevali
-
[sıfat]
Birbiri ardından gelen, üst üste olan; mütevali
- DOLAŞIK
-
-
[sıfat]
Karışık olan (saç, ip vb.)
- "Bir buğday benizli zülfü dolaşık / Gitme diye beni yolda eğler var"
-
Dolaşarak giden (yol)
- "Tozlu ve dolaşık yollar üzerinde saatlerce taban tepmiş."
-
[mecaz]
Kolay çözülmeyecek veya içinden çıkılmayacak derecede karışık
- "Birtakım dolaşık işleri yüzünden istifasını verip çekildi."
-
[mecaz]
Amacını doğrudan doğruya değil de dolayısıyla sezdiren
- "Dolaşık ve tutuk bir dille, yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz cümleler mırıldanmaya başladı."
-
[sıfat]
Karışık olan (saç, ip vb.)