Sonunda üşmek olan 21 kelime var. ÜŞMEK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde üşmek olan kelimeler listesine ya da başında üşmek olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

9 Harfli Kelimeler

DÜRTÜŞMEK, SÜRTÜŞMEK

8 Harfli Kelimeler

BÖLÜŞMEK, BÜZÜŞMEK, ÇÖKÜŞMEK, ÇÖZÜŞMEK, DÖNÜŞMEK, DÖVÜŞMEK, GÖRÜŞMEK, GÜLÜŞMEK, KÜSÜŞMEK, ÖLÇÜŞMEK, ÖRTÜŞMEK, SÖVÜŞMEK, SÜZÜŞMEK

7 Harfli Kelimeler

ÖPÜŞMEK, ÖTÜŞMEK, ÜRÜŞMEK, ÜŞÜŞMEK

6 Harfli Kelimeler

DÜŞMEK

5 Harfli Kelimeler

ÜŞMEK

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Üşmek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E K M Ü Ş

5 Harfli Kelimeler

ÜŞMEK

4 Harfli Kelimeler

KÜME, MEŞK, ÜŞME

3 Harfli Kelimeler

EKÜ, KEM, KEŞ, ŞEK, ŞEM

2 Harfli Kelimeler

EK, EM, EŞ, KE, ME, ŞE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SÜRTÜŞMEK

  1. [nesnesiz, -le] Birbirine sürtünmek
  2. [mecaz] Anlaşamamak, uyuşamamak
DÜRTÜŞMEK

  1. [nesnesiz, -le] Birbirini dürtmek
DÖVÜŞMEK

  1. [nesnesiz] Karşılıklı birbirini dövmek
    • "Öyle yiğitçe, öyle gözünü daldan budaktan sakınmadan dövüşmüş, atına binip oradan uzaklaşmıştı." (Orhan Kemal)
  2. [-le] İki silahlı kuvvet çatışmak
  3. [spor] Boks yapmak
ÖLÇÜŞMEK

  1. [nesnesiz, -le] Biriyle yan yana gelerek boy bakımından ölçülmek
  2. Yarışmak, müsabaka yapmak
  3. [mecaz] Karşılaştırmak, mukayese etmek
ÇÖKÜŞMEK

  1. [-e] Birlikte çökmek
    • "Bolu Dağı Tüneli, hem geliş hem de gidiş istikametinde iki ayrı noktada çöküştü." (Doğan Sofracıoğlu)
  2. Bir şeyin başına çöküp toplanmak
    • "Leş kargaları koskoca Osmanlı milletinin başına çöküşmüşler…" (Vedat Sağlam)
KÜSÜŞMEK

  1. [nesnesiz, -le] Birbirine küsmek, karşılıklı darılmak
    • "Kocasıyla arası açıktı, tartışıp küsüşüyorlardı sık sık." (Refik Erduran)
BÜZÜŞMEK

  1. [nesnesiz] Büzülerek alan hacmini küçültmek
  2. Bakınız ilişmek
    • "Geniş hasırlı sofanın bir kenarına da biz büzüşmüştük." (Falih Rıfkı Atay)
  3. [tıp] Bakınız kasılmak
GÖRÜŞMEK

  1. [nesnesiz] Buluşup konuşmak, konuşup sohbet etmek
    • "Ara sıra görüşelim."
  2. [-le] Dostluk, ahbaplık etmek
    • "Komşunuzla görüşüyor musunuz?"
  3. [-i] Bir iş, bir konu üzerinde karşılıklı görüş ileri sürmek; müzakere etmek
    • "Bu sorunu daha geniş bir zamanda görüşmeli."
SÜZÜŞMEK

  1. [-le] Birbirlerini karşılıklı süzmek
DÖNÜŞMEK

  1. [-e] Bir biçimden, bir durumdan başka bir biçime veya duruma geçmek; tahavvül etmek
    • "Gülüşü içli bir duyarlığa dönüştü yüzünde." (Necati Cumalı)
ÇÖZÜŞMEK

  1. [nesnesiz] Bir şeyi oluşturan ögeler birbirinden ayrılmak
SÖVÜŞMEK

  1. [nesnesiz, -le] Bakınız küfürleşmek
    • "Bazen dövüşür, sövüşürüz ama karı iyi komşudur, neme lazım." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
GÜLÜŞMEK

  1. [nesnesiz] Karşılıklı veya birlikte gülmek
    • "Hep birlikte kahkahayla gülüştüler." (Necati Cumalı)
BÖLÜŞMEK

  1. [-i, -le] Bakınız paylaşmak
    • "Paraları elleri titreyerek, gözleri parlayarak, nefeslerini burundan alarak bölüştüler." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
ÖRTÜŞMEK

  1. [-le] Aynı noktalarda ve düzlemlerde kesişmek
  2. [mecaz] İki görüş, düşünce, sözcük, cümle birbiriyle tam olarak uyuşmak
    • "Ancak çarpık bir felsefe anlayışı felsefe ile dünya görüşünün örtüştüğünü savunabilir." (Nermi Uygur)
ÜŞÜŞMEK

  1. [-e] Her yandan çokça bir araya gelmek, toplanmak, birikmek; üşmek
    • "Herifin etrafına daha trenden inerken üşüştük." (Nâzım Hikmet)
ÖPÜŞMEK

  1. [nesnesiz, -le] Birbirini öpmek
    • "İçim sevinç dolu, annemin yanına gidiyorum, öpüşüyoruz." (Adalet Ağaoğlu)
  2. [mecaz] Nesnelerin parçaları birbiriyle tam olarak yan yana bulunmak, teması olmak
    • "Parmaklıklı demir kapılar birbiriyle tam öpüşmemişti." (Çetin Altan)
ÖTÜŞMEK

  1. [nesnesiz, -le] Birlikte veya karşılıklı ötmek
    • "Bir dakika evvel yaprakların arasında ötüşen kuşlar susuyor, gece oluyordu." (Memduh Şevket Esendal)
ÜRÜŞMEK

  1. [nesnesiz] Hep birden ürümek
DÜŞMEK

  1. [-e] Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
    • "Havada uçan kuş, vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. [-den] Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek
    • "Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım." (Sait Faik Abasıyanık)
  3. Yere devrilmek, yere serilmek; boylamak (I)
    • "Çocuk koşarken yere düştü."
  4. Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak
  5. Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak
  6. Kar, yağmur vb. yağmak
    • "Dağlara kar düştü."
  7. Vurmak, değmek, rastlamak
    • "İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu." (Ömer Seyfettin)
  8. [nesnesiz] Vakti gelmeden ölü doğmak
  9. [-den] Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak
    • "Kitabın yeni baskısında buradan bir kelime düşmüş."
  10. [nesnesiz] Bakınız eksilmek
    • "Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü." (Necati Cumalı)
  11. Aşırı ilgi veya sevgi göstermek
    • "Sen bu işin üstüne çok düştün."
  12. Uğramak, kapılmak
    • "Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler." (Aka Gündüz)
  13. Yakışmak, uygun gelmek
    • "Bu resim buraya iyi düştü."
  14. Yakışık almak
    • "Bize düşen, medeniyetin zorlamaları karşısında bir ayıklamayı başarabilmek olmalıdır." (İsmet Özel)
  15. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak
    • "Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar." (Haldun Taner)
  16. Bir yerde bulunmak
    • "Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi." (Necati Cumalı)
  17. Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak
    • "O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü." (Reşat Nuri Güntekin)
  18. Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak
    • "Mirastan ona bu ev düştü."
  19. Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak
    • "Bu yaşta mahkemelere düşmek..." (Sait Faik Abasıyanık)
  20. [nesnesiz] İşbaşından uzaklaşmak
    • "Kabine düştü."
  21. [nesnesiz] Hızı, gücü, değeri azalmak
    • "Arabanın hızı düştü. Paranın değeri düştü."
  22. [nesnesiz] Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak
    • "İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi." (Reşat Nuri Güntekin)
  23. [nesnesiz] Düşkün, fakir vb. duruma gelmek
    • "Babam balıkçı amma vaktiyle zenginmiş efendim. Sonradan düşmüş." (Reşat Nuri Güntekin)
  24. Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek
    • "Bir rastlantı sonucu aralarına düşmüştüm." (Haldun Taner)
  25. Belirli zamana rastlamak
    • "Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer." (Memduh Şevket Esendal)
  26. [nesnesiz] Fırsat çıkmak
    • "Bir kelepir düştü."
  27. [nesnesiz] Olmak, olumsuz bir duruma girmek
    • "Yorgun düşmek. Zayıf düşmek. Şehit düşmek. Esir düşmek."
  28. [nesnesiz] Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak
    • "Medine'nin düştüğünü söylemek istedim." (Falih Rıfkı Atay)
  29. Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil
    • "Önüne, peşine, arkasına düşmek."
  30. [nesnesiz] Kötü yola girmek
    • "Düşmüş kadınları bu dönemin yazarlarının yücelterek duygudaşlıkla çizdiklerini görüyoruz." (Metin And)
  31. Alışmak, müptela olmak
  32. [teknik] Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü