Başında ya olan 6 harfli 94 kelime var. Ya ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde ya olan kelimeler listesine ya da sonu ya ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ya bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
A Y Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AY, YA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YALPIK
-
-
[sıfat]
Derinliği az ve geniş olan, yayvan
-
[sıfat]
Derinliği az ve geniş olan, yayvan
- YAĞMUR
-
-
[isim]
Atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı, yağar, yağış, baran, bereket, rahmet
- "Hava biraz bozukçaydı, dışarıda serin bir yağmur çiseliyordu." (Memduh Şevket Esendal)
- "Ben önde, Nezir arkada, çamurlu yoldan, yağmur yiye yiye elimdeki pilli fenerin ışığında yürüyoruz." (Refik Halit Karay)
-
Çok ve sık düşen, gelen şey
-
Çokluk, bolluk
- "Para yağmuru. Övgü yağmuru."
-
[isim]
Atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı, yağar, yağış, baran, bereket, rahmet
- YALPAK
-
-
[sıfat]
Sokulgan, cana yakın
-
[isim]
Dalkavuk
-
[isim]
Sarp yer, uçurum
-
[sıfat]
Sokulgan, cana yakın
- YATILI
-
-
[sıfat]
Geceleri de kalınıp yatılan (okul vb.), leyli
-
Geceleri de kalıp yatan (öğrenci, konuk), leyli
-
[sıfat]
Geceleri de kalınıp yatılan (okul vb.), leyli
- YARICI
-
-
[sıfat]
Yarma işini yapan, parçalayan, bölen
-
[sıfat]
Yarma işini yapan, parçalayan, bölen
- YATKIN
-
-
[sıfat]
Bir yana eğilmiş, yatık
- "Bugün birçoğumuzun romana yatkın bulmayacağı anlatımları pek rahat kullanmıştır." (Selim İleri)
-
Çok durmaktan sağlamlığını yitirmiş, çürük
- "Yatkın mal. Yatkın kumaş."
-
Bir işte yeteneği, becerisi olan
- "Dolap çevirmeye, şantaj mesleğine ne kadar yatkın, ne kadar elverişli idi ise bu yeni konusunda da öyle olacağa benziyordu." (Tarık Buğra)
-
Benimsemiş, alışmış, eğilimli
- "Yadırgamaya yatkındı; ama görmüştü kızın oyununu." (Atilla İlhan)
-
[sıfat]
Bir yana eğilmiş, yatık
- YARDAK
-
-
[isim]
Özellikle kötü işlerde yardım
-
[isim]
Özellikle kötü işlerde yardım
- YAĞRIN
-
-
[isim]
Kürek kemiği
-
[isim]
Kürek kemiği
- YAPICI
-
-
[sıfat]
Yapan, oluşturan, ortaya çıkaran, meydana getiren
-
Önemli ve yararlı işler yapan
- "İkisi de zeki adamdı, akıllı adamdı, yapıcı adamdı." (Yusuf Ziya Ortaç)
-
Olumlu
- "Yapıcı fikir. Yapıcı eleştiri."
-
[isim]
Yapı ustası
-
[sıfat]
Yapan, oluşturan, ortaya çıkaran, meydana getiren
- YAŞLIK
-
-
[isim]
Yaş (II) olma durumu, ıslaklık
- "Nem elbisenize işlemiştir, yaşlığında deniz suyunun tuzlu tadı ve yapışkanlığı duyuluyor." (Refik Halit Karay)
-
[isim]
Yaş (II) olma durumu, ıslaklık
- YAZICI
-
-
[isim]
Bilgisayarda hazırlanan metnin yazılı sayfa hâlinde dökümünü veren araç
-
Yazar
- "Bazı gazete ve mecmuaların yazıcılarına fazla para verdiğinden şikâyet ediliyor." (Orhan Veli Kanık)
-
Orduda yazı işleri ile uğraşan er veya erbaş
-
Bir filmin yazılarını hazırlayan, yazıcı cihazı kullanan kimse
-
[isim]
Bilgisayarda hazırlanan metnin yazılı sayfa hâlinde dökümünü veren araç
- YAĞMAK
-
-
[nsz]
Yağmur, kar, dolu gökten düşmek
- "Her zaman yılbaşı gecesi kar yağardı." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Toz, mermi vb. yüksekten çokça düşmek
- "Üstümüze kurşun yağıyordu."
-
Üst üste ve çok gelmek
- "Sende bu istidat varken, pencerelerden başına çil kuruş yağar, biz de ekmek parası ediniriz." (Halide Edip Adıvar)
-
[nsz]
Yağmur, kar, dolu gökten düşmek
- YANMAZ
- ...
- YASMIK
-
-
[isim]
Mercimek
-
[isim]
Mercimek
- YALAMA
-
-
[isim]
Yalamak işi
-
[sıfat]
Üzeri düzleşmiş, dişleri aşınmış olan (vida, cıvata vb.)
-
[sıfat]
Fırça izleri belli etmeden yapılan (resim)
-
[isim]
Yalamak işi
- YAMAMA
-
-
[isim]
Yamamak işi
- "Bir banka memurundan boşattığı kızını bana yamamayı kafasına koymuştur." (Reşat Nuri Güntekin)
-
[isim]
Yamamak işi
- YAMYAM
-
-
İnsan eti yiyen (kimse)
-
Yabani, vahşi
- "Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela." (Mehmet Akif Ersoy)
-
İnsan eti yiyen (kimse)
- YASAMA
-
-
[isim]
Yasa koyma, yasa yapma, teşri
-
Genel, soyut, objektif ve sürekli nitelikte kurallar koyma
-
[isim]
Yasa koyma, yasa yapma, teşri
- YAPRAK
-
-
[isim]
Bitkilerde solunum, karbon özümlenmesi, terleme vb. olayların oluştuğu, çoğu klorofilli, yeşil ve türlü biçimdeki bölümler
- "Dökülmüş yapraklar, bozulmuş bağlar / Bülbülün konduğu dallar perişan." (Karacaoğlan)
- "Bütün vücudu yaprak gibi titriyordu."
-
Sarma yapılan asma yaprağı
-
Börek, baklava vb. şeylerde yufka
- "Bu baklavada elli yaprak var."
-
Kitap, defter vb. şeylerde ön ve arka yüzü oluşturan kâğıtlardan her biri, varak
- "Takvimin kapak yaprağını ve günlük yapraklarını kolayca çevirdim." (Refik Halit Karay)
-
Kat kat ayrılabilen şeylerde kat
- "Mermer yaprağı."
-
Eni 50 cm, boyu 75 cm olan bayrak ölçüsü
-
Birkaç parça eklenerek yapılan şeylerde her parça
- "Beş yapraktan bir yelken. Eteğin arka yaprağı."
-
[isim]
Bitkilerde solunum, karbon özümlenmesi, terleme vb. olayların oluştuğu, çoğu klorofilli, yeşil ve türlü biçimdeki bölümler
- YALNIZ
-
-
[sıfat]
Yanında başkaları bulunmayan
- "Sokaktaki yalnız çocuk."
-
[zarf]
(ya'lnız) Yanında başkaları olmayarak
- "Ömrümde şehir içinde bile yalnız dolaşmaya alışmamış bir adam için bir genç kızın tek başına Avrupa seyahatine çıkışı akıl durdurucu bir şeydi." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
[zarf]
(ya'lnız) Yalnızca
- "Kendisini yalnız Bombay'a kadar götürecek tren parası vardı." (Falih Rıfkı Atay)
-
[bağlaç]
Ama
- "Giderim yalnız arkadaşlarımı isterim. Güzel yalnız biraz renksiz."
-
[isim]
Toplumsal ilişkilerden yoksun veya yoksun bırakılan kişi
-
[sıfat]
Yanında başkaları bulunmayan