Başında y olan 6 harfli 203 kelime var. Y harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında y bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

YORMAK

  1. [-i] Yorgun duruma getirmek
    • "Teknik teferruatla okurlarımı yormak istemiyorum." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [mecaz] Sıkıntıya sokmak, üzmek
    • "Ömer, kalbimi en çok yoran bir sima gibi hatırımda kaldı." (Halide Edip Adıvar)
YORDAM

  1. [isim] Bakınız alışkanlık
    • "Bu bakış o beyaz pencereyi, bu bakış o fukara kapıyı gönül yordamıyla arıyordu." (Halikarnas Balıkçısı)
  2. [ağızlardan] Çevik ve çabuk olma
  3. [eskimiş] Bakınız yöntem
YIPRAK

  1. [sıfat, ağızlardan] Yıpranmış, aşınmış, eski
    • "İç cebindeki meşin cüzdandan çıkardığım, ortasından ikiye bölünmüş yıprak bir sarı kâğıdı uzatıyorum." (Reşat Nuri Güntekin)
YAĞMUR

  1. [isim] Atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı; yağar, yağış, baran, bereket, kay (I), rahmet
    • "Kaşlarından süzülen yağmur damlalarını eliyle sıvazlayarak onlara baktı." (Orhan Hançerlioğlu)
  2. [mecaz] Çok miktarda ve sık düşen, gelen şey
  3. [mecaz] Çokluk, bolluk
    • "Para yağmuru. Övgü yağmuru."
YIRTIM

  1. [isim] Bakınız manifatura
  2. Yalnız bir elbiselik, şalvar vb. dikilebilir büyüklükte olan (kumaş)
    • "Hele salı günü kurulan pazarın şaşaası arasında dünyanın bin bir lisanının konuşulduğu o karmaşa, eski yıllarda karısına bir yırtım basma alabilmek için sabahlara kadar yol yürüyüp gelen gariban köylülerimizi hatırlattı bana." (Cezmi Çoban)
YALVAÇ

  1. [isim, din bilimi] Bakınız peygamber
    • "Kendini her şeyi önceden görmüş, biraz ermiş, biraz aziz, biraz yalvaç gibi hissediyor." (Murathan Mungan)
YOZLUK

  1. [isim] Yoz olma durumu; dejenerelik
YORGUN

  1. [sıfat] Çalışma vb. sebeplerle beden veya zihin etkinliği yavaşlayan, yorulmuş olan
    • "Gurbetten gelmişim yorgunum hancı / Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş" (Bekir Sıtkı Erdoğan)
YORGAN

  1. [isim] Yatakta örtünmeye yarayan, içi pamuk, yün vb. şeylerle doldurularak dikilmiş geniş örtü
    • "Yatağının içinde, yorganı omzuna almış, bağdaş kurmuş, oturuyordu." (Ercüment Ekrem Talu)
YIRTIK

  1. [sıfat] Yırtılmış olan
    • "Yırtık yeri birleştiriyor, yapıştırmaya çalışıyor, yapamıyor, yatağın üstüne kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlıyordum." (Adalet Ağaoğlu)
  2. Eskimiş, parçalanmış
  3. Cırlak, tiz, keskin olan (ses)
    • "Yırtık sesiyle çığlık çığlığa bağırıyor." (Reşat Nuri Güntekin)
  4. [isim] Yırtılma sonucu oluşmuş yarık; çak (II)
    • "Çorabın yırtığı."
  5. [mecaz] Utanması, çekinmesi olmayan; yırtılmış
    • "Becerikli, yırtık bir kız değil ki mağazalarda iş arasın, bulsun." (Peyami Safa)
YÖNSÜZ

  1. [sıfat] Yönü olmayan
  2. [mecaz] Bakınız amaçsız
    • "O henüz şekilsiz, yönsüz isteklerinin peşinde başıboş bir hayat sürmektedir." (Necati Cumalı)
YÜKSEK

  1. [sıfat] Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan, alçak karşıtı
    • "Mekik dokuduğu yüksek bez tezgâhından kalktı." (Ömer Seyfettin)
  2. Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan; ali, mürtefi
  3. Güçlü, şiddetli olan
    • "Yüksek basınç. Yüksek gerilim."
  4. Etkili olan
    • "Gönlünün matemiyle mağrur olan kimseye / Cihanın acep hangi sevinci yüksek gelir?" (Enis Behiç Koryürek)
  5. Derece veya makamı bakımından üstün
    • "Yüksek kurul."
  6. Normal değerlerin üstünde olan
    • "Türk milletinin karakteri yüksektir." (Atatürk)
  7. [isim] Yukarıda, üst tarafta olan yer
    • "Yüksekten avluya açılmış iki pencereden aydınlık alıyordu." (Memduh Şevket Esendal)
  8. [mecaz] Bakınız erdemli
    • "Vatana gözyaşı döktünse eğer / Varlığın bu yüksek gururu anlar" (Enis Behiç Koryürek)
  9. [mecaz] Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan
    • "Yüksek sosyete."
YASTIK

  1. [isim] Başın altına koymak veya sırtı dayamak için kullanılan, içi yün, pamuk, kuş tüyü, ot vb. malzemeyle doldurulmuş küçük minder
    • "Isınmayı umarak başımı yastığa gömüyorum." (Ahmet Ümit)
  2. Bu biçimde yapılmış ve türlü işlerde kullanılan şey
  3. Fide yetiştirmek için ince toprak ve gübreden hazırlanmış yüksekçe yer
  4. Yapılarda, makinelerde bazı bölümlerin üzerine dayandığı parça
YALAKA

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız dalkavuk
  2. [sıfat] Bakınız arsız
YARBAY

  1. [isim, askerlik] Orduda rütbesi binbaşı ile albay arasında olan subay
  2. [eskimiş] Bakınız kaymakam
YELLOZ

  1. [sıfat] Ahlaksız, hafifmeşrep, şıllık (kadın)
    • "Gülsüm adında, suratsız, yelloz bir kız bulmuştu." (Ercüment Ekrem Talu)
YOLLUK

  1. [isim] Yolculuk sırasında yenmek üzere hazırlanan yiyecek; yol azığı
  2. Yolcuya verilen armağan
  3. Koridorlara serilen, dar ve uzun halı; yol halısı
  4. Yol masrafı olarak ödenen para; harcırah
    • "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ödenek, yolluk ve emeklilik işlemleri kanunla düzenlenir." (Anayasa)
YANMAK

  1. [nesnesiz] Birleşiminde karbon bulunan maddeler, ısı ve ışık yayarak kül durumuna geçip yok olmak
    • "Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz." (Anayasa)
  2. Ateş durumuna geçmek, tutuşmak; harıldamak
    • "Kömür yandı. Ocaktaki odun yandı."
  3. Isı, ışık veren bir konuma geçmek
    • "Gece oldu, ışıklar yandı, yatsı vakti geldi." (Memduh Şevket Esendal)
  4. Bütünü veya bir bölümü ateş veya sıcaklığın etkisi ile bozulmak, kömür durumuna geçmek
    • "Yemek yandı. Ekmek yandı."
  5. Isı etkisiyle vücudun bir yanı yara olmak, kızarmak veya rengi koyulaşmak
    • "Ateşe dokundu, eli yandı. Güneşten kolları yandı."
  6. Vücut veya nesnelerin ısısı artmak
    • "Ateşler içinde, günlerce titreyerek yanar." (Yusuf Ziya Ortaç)
    • "Odamız yaz günleri çinko damın altında yanar durur." (Orhan Veli Kanık)
  7. Parlamak, parıldamak
    • "Birkaç batarya top, kızgın güneş altında pırıl pırıl yanıyor." (Falih Rıfkı Atay)
  8. Birtakım etmenlerin etkisiyle işe yaramaz duruma gelmek
    • "Kumaş boyadan yanmış. Ekinler dondan yanmış."
  9. Yanık acısına benzer bir acı duymak
    • "Boğazım yanıyor. Biberden ağzım yandı."
  10. Çok istemek, çabalamak
    • "Çocuklar, kendilerini beğendirmek için yanıyorlar." (Reşat Nuri Güntekin)
  11. [mecaz] Çok üzülmek
    • "Bu yaz tatil yapamayacağıma yanıyorum."
  12. [mecaz] Çok sevmek, büyük bir aşk ile sevmek
  13. [mecaz] Hükümsüz kalmak, değerini yitirmek
    • "Vaktinde değiştirilmeyen kâğıt paralar yandı."
  14. [mecaz] Zarara, kötülüğe uğramak
    • "Maazallah! Birimize kitaptan rastgele bir şey soracak olsa yandığımız gündü." (Haldun Taner)
  15. [mecaz] Çocuk oyunlarında oyun dışı kalmak
  16. [mecaz] Bir bir sıralamak, dile getirmek, dert dökmek, anlatmak
    • "Yazı yazmak, hayatımı anlatmak, kalbimi dökmek ihtiyacıyla yanıyorum." (Sermet Muhtar Alus)
YEĞLİK

  1. [isim] Bir şeyin, başkalarından üstün sayılması; rüçhan
YARDIM

  1. [isim] Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma; iane, muavenet
  2. Bir ülkeye veya birine bağış veya ödünç olarak verilen para ve ihtiyaç maddeleri; destek
  3. Bakınız etki
    • "Otların üstünde, ağaçların yapraklarında kalan yağmur damlaları rüzgârın da yardımıyla öğleye kadar kurudu." (Necati Cumalı)
  4. İşlerin daha etkin ve verimli olabilmesi için sağlanan katkı; destek
    • "Bugün tiyatroya yapılan devlet yardımlarının gerekçesi de tiyatronun eğitimle olan sıkı ilişkisine dayanmaktadır." (Metin And)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü