Başında y olan 6 harfli 203 kelime var. Y harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında y bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YORMAK
-
-
[-i]
Yorgun duruma getirmek
- "Teknik teferruatla okurlarımı yormak istemiyorum."
-
[mecaz]
Sıkıntıya sokmak, üzmek
- "Ömer, kalbimi en çok yoran bir sima gibi hatırımda kaldı."
-
[-i]
Yorgun duruma getirmek
- YORDAM
-
-
[isim]
Bakınız alışkanlık
- "Bu bakış o beyaz pencereyi, bu bakış o fukara kapıyı gönül yordamıyla arıyordu."
-
[ağızlardan]
Çevik ve çabuk olma
-
[eskimiş]
Bakınız yöntem
-
[isim]
Bakınız alışkanlık
- YIPRAK
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Yıpranmış, aşınmış, eski
- "İç cebindeki meşin cüzdandan çıkardığım, ortasından ikiye bölünmüş yıprak bir sarı kâğıdı uzatıyorum."
-
[sıfat, ağızlardan]
Yıpranmış, aşınmış, eski
- YAĞMUR
-
-
[isim]
Atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı; yağar, yağış, baran, bereket, kay (I), rahmet
- "Kaşlarından süzülen yağmur damlalarını eliyle sıvazlayarak onlara baktı."
-
[mecaz]
Çok miktarda ve sık düşen, gelen şey
-
[mecaz]
Çokluk, bolluk
- "Para yağmuru. Övgü yağmuru."
-
[isim]
Atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı; yağar, yağış, baran, bereket, kay (I), rahmet
- YIRTIM
-
-
[isim]
Bakınız manifatura
-
Yalnız bir elbiselik, şalvar vb. dikilebilir büyüklükte olan (kumaş)
- "Hele salı günü kurulan pazarın şaşaası arasında dünyanın bin bir lisanının konuşulduğu o karmaşa, eski yıllarda karısına bir yırtım basma alabilmek için sabahlara kadar yol yürüyüp gelen gariban köylülerimizi hatırlattı bana."
-
[isim]
Bakınız manifatura
- YALVAÇ
-
-
[isim, din bilimi]
Bakınız peygamber
- "Kendini her şeyi önceden görmüş, biraz ermiş, biraz aziz, biraz yalvaç gibi hissediyor."
-
[isim, din bilimi]
Bakınız peygamber
- YOZLUK
-
-
[isim]
Yoz olma durumu; dejenerelik
-
[isim]
Yoz olma durumu; dejenerelik
- YORGUN
-
-
[sıfat]
Çalışma vb. sebeplerle beden veya zihin etkinliği yavaşlayan, yorulmuş olan
- "Gurbetten gelmişim yorgunum hancı / Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş"
-
[sıfat]
Çalışma vb. sebeplerle beden veya zihin etkinliği yavaşlayan, yorulmuş olan
- YORGAN
-
-
[isim]
Yatakta örtünmeye yarayan, içi pamuk, yün vb. şeylerle doldurularak dikilmiş geniş örtü
- "Yatağının içinde, yorganı omzuna almış, bağdaş kurmuş, oturuyordu."
-
[isim]
Yatakta örtünmeye yarayan, içi pamuk, yün vb. şeylerle doldurularak dikilmiş geniş örtü
- YIRTIK
-
-
[sıfat]
Yırtılmış olan
- "Yırtık yeri birleştiriyor, yapıştırmaya çalışıyor, yapamıyor, yatağın üstüne kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlıyordum."
-
Eskimiş, parçalanmış
-
Cırlak, tiz, keskin olan (ses)
- "Yırtık sesiyle çığlık çığlığa bağırıyor."
-
[isim]
Yırtılma sonucu oluşmuş yarık; çak (II)
- "Çorabın yırtığı."
-
[mecaz]
Utanması, çekinmesi olmayan; yırtılmış
- "Becerikli, yırtık bir kız değil ki mağazalarda iş arasın, bulsun."
-
[sıfat]
Yırtılmış olan
- YÖNSÜZ
-
-
[sıfat]
Yönü olmayan
-
[mecaz]
Bakınız amaçsız
- "O henüz şekilsiz, yönsüz isteklerinin peşinde başıboş bir hayat sürmektedir."
-
[sıfat]
Yönü olmayan
- YÜKSEK
-
-
[sıfat]
Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan, alçak karşıtı
- "Mekik dokuduğu yüksek bez tezgâhından kalktı."
-
Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan; ali, mürtefi
-
Güçlü, şiddetli olan
- "Yüksek basınç. Yüksek gerilim."
-
Etkili olan
- "Gönlünün matemiyle mağrur olan kimseye / Cihanın acep hangi sevinci yüksek gelir?"
-
Derece veya makamı bakımından üstün
- "Yüksek kurul."
-
Normal değerlerin üstünde olan
- "Türk milletinin karakteri yüksektir."
-
[isim]
Yukarıda, üst tarafta olan yer
- "Yüksekten avluya açılmış iki pencereden aydınlık alıyordu."
-
[mecaz]
Bakınız erdemli
- "Vatana gözyaşı döktünse eğer / Varlığın bu yüksek gururu anlar"
-
[mecaz]
Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan
- "Yüksek sosyete."
-
[sıfat]
Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan, alçak karşıtı
- YASTIK
-
-
[isim]
Başın altına koymak veya sırtı dayamak için kullanılan, içi yün, pamuk, kuş tüyü, ot vb. malzemeyle doldurulmuş küçük minder
- "Isınmayı umarak başımı yastığa gömüyorum."
-
Bu biçimde yapılmış ve türlü işlerde kullanılan şey
-
Fide yetiştirmek için ince toprak ve gübreden hazırlanmış yüksekçe yer
-
Yapılarda, makinelerde bazı bölümlerin üzerine dayandığı parça
-
[isim]
Başın altına koymak veya sırtı dayamak için kullanılan, içi yün, pamuk, kuş tüyü, ot vb. malzemeyle doldurulmuş küçük minder
- YALAKA
-
- YARBAY
-
-
[isim, askerlik]
Orduda rütbesi binbaşı ile albay arasında olan subay
-
[eskimiş]
Bakınız kaymakam
-
[isim, askerlik]
Orduda rütbesi binbaşı ile albay arasında olan subay
- YELLOZ
-
-
[sıfat]
Ahlaksız, hafifmeşrep, şıllık (kadın)
- "Gülsüm adında, suratsız, yelloz bir kız bulmuştu."
-
[sıfat]
Ahlaksız, hafifmeşrep, şıllık (kadın)
- YOLLUK
-
-
[isim]
Yolculuk sırasında yenmek üzere hazırlanan yiyecek; yol azığı
-
Yolcuya verilen armağan
-
Koridorlara serilen, dar ve uzun halı; yol halısı
-
Yol masrafı olarak ödenen para; harcırah
- "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ödenek, yolluk ve emeklilik işlemleri kanunla düzenlenir."
-
[isim]
Yolculuk sırasında yenmek üzere hazırlanan yiyecek; yol azığı
- YANMAK
-
-
[nesnesiz]
Birleşiminde karbon bulunan maddeler, ısı ve ışık yayarak kül durumuna geçip yok olmak
- "Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz."
-
Ateş durumuna geçmek, tutuşmak; harıldamak
- "Kömür yandı. Ocaktaki odun yandı."
-
Isı, ışık veren bir konuma geçmek
- "Gece oldu, ışıklar yandı, yatsı vakti geldi."
-
Bütünü veya bir bölümü ateş veya sıcaklığın etkisi ile bozulmak, kömür durumuna geçmek
- "Yemek yandı. Ekmek yandı."
-
Isı etkisiyle vücudun bir yanı yara olmak, kızarmak veya rengi koyulaşmak
- "Ateşe dokundu, eli yandı. Güneşten kolları yandı."
-
Vücut veya nesnelerin ısısı artmak
- "Ateşler içinde, günlerce titreyerek yanar."
- "Odamız yaz günleri çinko damın altında yanar durur."
-
Parlamak, parıldamak
- "Birkaç batarya top, kızgın güneş altında pırıl pırıl yanıyor."
-
Birtakım etmenlerin etkisiyle işe yaramaz duruma gelmek
- "Kumaş boyadan yanmış. Ekinler dondan yanmış."
-
Yanık acısına benzer bir acı duymak
- "Boğazım yanıyor. Biberden ağzım yandı."
-
Çok istemek, çabalamak
- "Çocuklar, kendilerini beğendirmek için yanıyorlar."
-
[mecaz]
Çok üzülmek
- "Bu yaz tatil yapamayacağıma yanıyorum."
-
[mecaz]
Çok sevmek, büyük bir aşk ile sevmek
-
[mecaz]
Hükümsüz kalmak, değerini yitirmek
- "Vaktinde değiştirilmeyen kâğıt paralar yandı."
-
[mecaz]
Zarara, kötülüğe uğramak
- "Maazallah! Birimize kitaptan rastgele bir şey soracak olsa yandığımız gündü."
-
[mecaz]
Çocuk oyunlarında oyun dışı kalmak
-
[mecaz]
Bir bir sıralamak, dile getirmek, dert dökmek, anlatmak
- "Yazı yazmak, hayatımı anlatmak, kalbimi dökmek ihtiyacıyla yanıyorum."
-
[nesnesiz]
Birleşiminde karbon bulunan maddeler, ısı ve ışık yayarak kül durumuna geçip yok olmak
- YEĞLİK
-
-
[isim]
Bir şeyin, başkalarından üstün sayılması; rüçhan
-
[isim]
Bir şeyin, başkalarından üstün sayılması; rüçhan
- YARDIM
-
-
[isim]
Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma; iane, muavenet
-
Bir ülkeye veya birine bağış veya ödünç olarak verilen para ve ihtiyaç maddeleri; destek
-
Bakınız etki
- "Otların üstünde, ağaçların yapraklarında kalan yağmur damlaları rüzgârın da yardımıyla öğleye kadar kurudu."
-
İşlerin daha etkin ve verimli olabilmesi için sağlanan katkı; destek
- "Bugün tiyatroya yapılan devlet yardımlarının gerekçesi de tiyatronun eğitimle olan sıkı ilişkisine dayanmaktadır."
-
[isim]
Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma; iane, muavenet