Başında y olan 4 harfli 44 kelime var. Y harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında y bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YAVE
-
Kelime Kökeni: Farsça yāve
-
[isim, eskimiş]
Saçma, saçma sapan söz
- "Sonra da oturur, talihsizlik yaveleri ile hikâyeci numaralarına başvururum."
-
[isim, eskimiş]
Saçma, saçma sapan söz
- YETİ
-
-
[isim, felsefe]
İnsanda bulunan, bir şey yapabilme yeteneği; kuvve, meleke
- "Aklımız fikrimiz hep insanda, yetilerimizi var gücümüzle çoğaltıp onun rahatlığına çalışıyoruz."
-
[ruh bilimi]
Bellek, usa vurma, algılama veya imgeleme gibi insanın doğuştan gelen zihin güçlerinden herhangi biri; meleke
-
[isim, felsefe]
İnsanda bulunan, bir şey yapabilme yeteneği; kuvve, meleke
- YENİ
-
-
[sıfat]
Kullanılmamış veya az kullanılmış olan; cedit, eski karşıtı
- "Yeni giysi. Yeni ayakkabı."
-
Oluş veya çıkışından beri çok zaman geçmemiş olan; cedit
- "Yeni haber. Yeni moda."
-
En son edinilen; gıcır
- "Yeni eve taşındık."
-
İşe henüz başlamış
- "Yeni öğrenci. Yeni asker."
-
O güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan
- "Yeni bir buluş. Yeni bir düşünce."
-
Tanınmayan, bilinmeyen
- "Yeni imzalara rastlıyoruz."
-
Daha öncekilerden farklı olan
- "Yeni ihtiyaçlarımız var."
-
Eskisinin yerine gelen
- "Yeni vali çok çalışkanmış."
-
[zarf]
Biraz önce, çok zaman geçmeden
- "Yeni tanıştığım orman uzmanları çok nazik ve kibar insanlardı."
-
[sıfat]
Kullanılmamış veya az kullanılmış olan; cedit, eski karşıtı
- YEKE
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim, denizcilik]
Kayıkta dümeni kullanmak için dümenin baş tarafına takılan kol
- "Bundan sonra dümen yekesine ince ipler ile bir bocurgat yapıp, kendisi birinci topun yanında bulunduğu hâlde dümen idaresine başladı."
-
[isim, denizcilik]
Kayıkta dümeni kullanmak için dümenin baş tarafına takılan kol
- YAKA
-
-
[isim]
Giysilerin boyna gelen, boynu çeviren bölümü
- "Paltosunun yakasını kaldırıp tenha caddeyi tutturdu."
-
Giysilerin boyna gelen bölümüne eklenen ve türlü biçimlerde olan parçası
-
Karşılıklı iki yandan her biri; geçe (II)
- "Sokağın karşı yakasına geçtiler."
-
Eğimli arazi
-
Yapıların saçaklarında, suyun içeriye sızmasını önlemek için kiremidin altıyla oluk arasına konulan metal levha
-
Bakınız semt
-
Bakınız kenar
-
[denizcilik]
Bakınız sahil
-
[denizcilik]
Yelkenlerin kenar ve köşeleri
-
[isim]
Giysilerin boyna gelen, boynu çeviren bölümü
- YARI
-
-
[sıfat]
Bir bütünü oluşturan iki eşit parçadan her biri; nısıf, nim
-
Bir şeyin yarısı kadar olan, yarım olan
- "Arkasından yarı şaka, yarı sitem ilave ediyor."
-
[isim]
Bakınız devre arası
- "Birinci yarıda dört gol attık."
-
[zarf]
Gereğinden az, tam olmayarak
- "Kanapeye yarı uzanmış, dizlerine dayadığı büyükçe bir kitabın üzerinde üst üste bir yığın kâğıda, desenler çiziyordu."
-
[sıfat]
Bir bütünü oluşturan iki eşit parçadan her biri; nısıf, nim
- YALI
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim, denizcilik]
Bakınız sahil
-
Su kıyısında yapılmış büyük, görkemli ev
- "Yalıda panjurları açık bir pencereye / Sarmaşıklar içinden bir merdiven dayalı"
-
[isim, denizcilik]
Bakınız sahil
- YAKI
-
-
[isim]
Bazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp deri üzerine uygulanan, beden ısısıyla vücuda yapışan eczalı parça
- "Hardal yakısı."
-
[isim]
Bazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp deri üzerine uygulanan, beden ısısıyla vücuda yapışan eczalı parça
- YARA
-
-
[isim]
Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik; ceriha
- "Yaranı tımar ettiler mi?"
-
Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık
- "Geminin omurgasındaki yara."
-
Vücutta işlemekte olan çıban; ülser
-
[mecaz]
Bakınız acı
- "Bu yarayı deşmeyin."
-
[isim]
Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik; ceriha
- YAFA
-
-
[isim]
Akdeniz kıyısında, bugün Tel Aviv-Yafa şehrinin içinde kalan tarihî liman şehri
-
[isim]
Akdeniz kıyısında, bugün Tel Aviv-Yafa şehrinin içinde kalan tarihî liman şehri
- YOGİ
-
Kelime Kökeni: Sanskrit
-
[isim]
Yoga felsefesini uygulayan kimse
-
[isim]
Yoga felsefesini uygulayan kimse
- YAĞI
-
-
[isim, eskimiş]
Bakınız düşman
- "Yağı basar, uğru çapar, tek başıma barınamam, ölürüm."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız düşman
- YOYO
-
Kelime Kökeni: İngilizce yo-yo
-
[isim]
Ortasından bir ipe bağlı iki diskten oluşan, ip parmağa takılarak aşağı yukarı indirilip çıkarılan oyuncak
-
[isim]
Ortasından bir ipe bağlı iki diskten oluşan, ip parmağa takılarak aşağı yukarı indirilip çıkarılan oyuncak
- YAŞA
-
-
[ünlem]
Hoşnutluk, sevinç vb. duyguları anlatmak için söylenen bir söz; yaşasın, ole, oley
- "Ey vatan, ey mübarek vatan, bin yaşa!"
-
[ünlem]
Hoşnutluk, sevinç vb. duyguları anlatmak için söylenen bir söz; yaşasın, ole, oley
- YOMA
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim, denizcilik]
Sabit manevralarda ve gemileri bağlamada kullanılan, üç veya dört kollu halat
-
Birçok ipin örülmesiyle oluşturulan, balıkçılıkta kullanılan halat
-
[isim, denizcilik]
Sabit manevralarda ve gemileri bağlamada kullanılan, üç veya dört kollu halat
- YABA
-
-
[isim]
Harman savurmakta kullanılan, çatal biçiminde, tahtadan tarım aracı
-
[isim]
Harman savurmakta kullanılan, çatal biçiminde, tahtadan tarım aracı
- YAYA
-
-
[isim]
Yürüyerek giden kimse; piyade (I)
- "Halk arabalarla, kayıklarla, yaya olarak oralara kadar geliyor ve bu ağaçların altına dağılıyordu."
-
Benzerlerine ayak uydurup ilerleyememiş, gelişememiş kimse
- "Spor işlerinde yayayımdır. Hele futbol gibi sporlarla uğraşmadım."
-
[tarih]
Osmanlılarda Yeniçeri Ocağından önceki dönemlerde Türklerden kurulan piyade teşkilatı ve askeri
-
[zarf]
Bakınız yayan
- "Galiba sen köprüyü bizim gibi yaya geçmiyorsun."
-
[isim]
Yürüyerek giden kimse; piyade (I)
- YASA
-
-
[isim]
Olayların gidişinde olağan dışına yer vermeyen, değişmezlik ve mecburiyet gösteren kural
- "Doğa yasaları."
-
[hukuk]
Devletin yasama organları tarafından konulan ve uyulması gereken kurallar bütünü; kanun (I)
- "Buradaki yasaların yabancıların ev satın almalarına mâni olup olmadığını bilmiyordu henüz."
-
Bilimde çok sayıda deney ve gözlemden sonra, aynı şartlarda aynı sonuçları verdiği kesin olarak belirlenen durum
- "Yer çekimi yasası. Mendel yasaları."
-
Toplumsal hayat içinde kendiliğinden oluşan ve uyulması toplum içinde yaşamanın bir mecburiyeti olan alışkıların bütünü
- "Ahlak yasası."
-
[felsefe]
Düşüncenin mantıksal bir değeri olması için uyulması şart olan temel
- "Düşünme yasaları."
-
[isim]
Olayların gidişinde olağan dışına yer vermeyen, değişmezlik ve mecburiyet gösteren kural
- YAMA
-
-
[isim]
Delik ve yırtığı uygun bir parça ile onarma, kapatma
-
Bu iş için kullanılan parça
- "Bereket versin, benim tente yaması içindeki paracıklara."
-
Deride geniş leke
-
[isim]
Delik ve yırtığı uygun bir parça ile onarma, kapatma
- YONT
-
-
[isim, ağızlardan]
Başıboş hayvan
-
[isim, ağızlardan]
Başıboş hayvan