Başında y olan 3 harfli 31 kelime var. Y harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında y bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YÜZ
-
-
[isim]
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
-
Bu sayıyı gösteren 100, C rakamlarının adı
-
[sıfat]
On kere on, doksan dokuzdan bir artık
-
Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz
- "Hikmet Bey'in kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü." (Sermet Muhtar Alus)
-
[isim]
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
- YOZ
-
-
[sıfat]
Doğada olduğu gibi kalarak işlenmemiş olan
- "Yoz toprak. Yoz bitki."
-
Kaba, adi, bayağı
- "Yoz adam."
-
Soysuz, yozlaşmış, dejenere
-
Kısır
-
[sıfat]
Doğada olduğu gibi kalarak işlenmemiş olan
- YAR
-
-
[isim]
Deniz, göl, ırmak vb. su kıyılarında veya karada dik yer, uçurum
-
[isim]
Deniz, göl, ırmak vb. su kıyılarında veya karada dik yer, uçurum
- YAT
-
-
[isim]
Kalkan, zırh vb. korunma aracı
-
[isim]
Kalkan, zırh vb. korunma aracı
- YAK
-
-
[isim]
Tibet'te, Asya'nın bazı yörelerinde yabani veya evcil olarak yaşayan, kılları uzun öküz türü, Tibet öküzü, Tibet sığırı (Bos grunniens)
-
[isim]
Tibet'te, Asya'nın bazı yörelerinde yabani veya evcil olarak yaşayan, kılları uzun öküz türü, Tibet öküzü, Tibet sığırı (Bos grunniens)
- YAĞ
-
-
[isim]
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde
-
Vazelin, mazot gibi yağları andıran ve sanayide kullanılan bir mineral madde
- "Yağı tükenmiş motor gibi duraklamış, kalmıştı." (Ercüment Ekrem Talu)
-
Vücudun, atılması gereken amonyak, üre vb. maddelerini içine alarak deriden sızan ve ter kokusunu veren madde
-
Güzel kokulu bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
- "Gül yağı."
-
Abartılı övgü
-
[isim]
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde
- YEN
-
-
[isim]
Giysi kolu
- "Yalnız ellerini yıkadı, kuruladı, yenlerini indirdi." (Ömer Seyfettin)
-
Yılanyastığıgiller, muzgiller vb. bitki familyalarında, çiçeklerin üzerinde bir örtü gibi duran ve çoğu renkli olan bir çiçek yaprağı
-
[isim]
Giysi kolu
- YOK
-
-
[sıfat]
Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.), var karşıtı
- "Yok canım, ben belediye taraflısı değilim. Sizden yanayım." (Memduh Şevket Esendal)
- "İki saatte ağaç yetiştireceklermiş. -Yok, devenin başı!"
- "Kurtulmak için ya yok olmalı ya yok etmeli." (Atilla İlhan)
- "İttihat ve Terakki'nin yok olduğu bir günde ben İttihatçı'yım diyen bu adam, onun var olduğu günlerde, kötülüklerine bütün gücü ile karşı koyan adamdı." (Yusuf Ziya Ortaç)
-
Yasak
- "İçki, sigara yok."
- "Yok yok, gidelim!"
-
[isim]
Olmayan, bulunmayan şey
- "Sen yoktan anlamaz mısın?"
-
[edat]
"Hayır" anlamında kullanılan bir söz
- "Geldiler mi? -Yok, daha gelmediler."
-
[bağlaç]
Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz
- "Verdiler, ne âlâ; yok vermediler, döner gelirsin."
-
[bağlaç]
Birinin söylediği sözlerden genelde kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz
- "Yok kâğıdı kalmamış, yok mürekkebi iyi değilmiş, hasılı bir alay bahaneler!"
- "Yok ben seni adam ettim, yok haddini bil, yok üstümüze düşeni yapalım." (Atilla İlhan)
-
[edat]
Savunulan bir düşünceyi doğrulayan sözün başına getirilir
- "Yok, doğrusu iyi adam, kim ne derse desin."
-
[sıfat]
Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.), var karşıtı
- YAN
-
-
[isim]
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü
- "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı." (Memduh Şevket Esendal)
- "Bir görev olmasına karşın, biz bu göreve yan çizmeyi yeğliyoruz." (Selim İleri)
- "El âlem kaloriferli konaklarda yan gelip otururken sen işte böyle tir tir titrersin." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
- "Köşke kurulalım; rahatımıza, keyfimize bakıp yan gelelim." (Sermet Muhtar Alus)
-
Sağ ve solun ortak adı, yön, taraf, cihet
- "Yaşlı garson yanımıza geldi." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
- "Genç bir jandarma zabiti, sert bir eda ile geçiyor, yan gözle bana bakıyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
- "Benden yana helal olsun."
- "Annesini yanına almış."
-
Yer
-
Üst
-
Birlikte, beraberinde olma
- "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler." (Necati Cumalı)
-
Bedenin bir bölümü
- "Sağ yanına inme inmiş."
-
[sıfat]
Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
-
[sıfat]
İkinci derece olan
- "İlacın yan etkileri."
-
[sıfat]
Tali
- "Siyasi partiler kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremezler." (Anayasa)
-
[zarf]
Bir tarafa yönelerek
-
İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri
-
Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri
-
Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri
-
Taç
-
[isim]
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü
- YUH
-
-
[ünlem]
Birine karşı beğenilmeyen veya öfke duyulan bir durumda haykırılan söz, yuha
- "Bu yeni kişilik artık Beşiktaş tribününden hakeme yuh çekemez." (Haldun Taner)
-
[ünlem]
Birine karşı beğenilmeyen veya öfke duyulan bir durumda haykırılan söz, yuha
- YÜN
-
-
[isim]
Koyun tüyü
- "Bu şiltenin yünü az gelmiş."
-
[sıfat]
Bu tüyden yapılmış
- "Rahat, yünden, yumuşak bir terlik giyin." (Sait Faik Abasıyanık)
-
[isim]
Koyun tüyü
- YAŞ
-
-
[isim]
Doğuştan beri geçen ve yıl birimi ile ölçülen zaman, sin (II)
- "Yaş otuz beş, yolun yarısı eder." (Cahit Sıtkı Tarancı)
- "Yaş ilerliyor. Artık geçti bizden / Kişi ev bark edinmeli vakitten." (Cahit Sıtkı Tarancı)
- "Çocuk daha yaşında değil."
- "Hâkimler ve savcılar altmış beş yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler." (Anayasa)
-
Hayatın çeşitli evrelerinden her biri, çağ
- "Genç yaşında. Kızımızı yetiştirdik bu yaşa getirdik." (Mahmut Yesari)
-
Bir kurum, bir kuruluş, düzen vb.nin kurulduğundan bu yana geçen zaman
- "Yetmiş beş yaşına basan Türkiye Cumhuriyeti."
-
Bir gök cisminin oluşmaya başladığı günden bugüne kadar geçirdiği zaman süresi
-
[isim]
Doğuştan beri geçen ve yıl birimi ile ölçülen zaman, sin (II)
- YEK
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[sıfat]
Bir, tek
-
[sıfat]
Bir, tek
- YİV
-
-
[isim]
Bir yüzeyin üzerinde çizgi biçiminde olan, sarmal girinti veya çıkıntı
-
Bir dişli çarkta veya bir vidada iki diş arasında kalan çukur bölüm
-
Bir sütun gövdesinin veya bir vazo karnının çevresine eşit aralıklarla paralel veya sarmal olarak uzunlamasına açılan oyuk
-
Ek çizgisi
- "Kafatasının yivleri."
-
Saçta ayırma yeri
-
[isim]
Bir yüzeyin üzerinde çizgi biçiminde olan, sarmal girinti veya çıkıntı
- YAZ
-
-
[isim]
Kuzey yarım kürede 21 Haziran-23 Eylül tarihleri arasındaki zaman dilimi, ilkbaharla sonbahar arasındaki sıcak mevsim
- "Çok sıcak bir yaz gecesiydi." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
[isim]
Kuzey yarım kürede 21 Haziran-23 Eylül tarihleri arasındaki zaman dilimi, ilkbaharla sonbahar arasındaki sıcak mevsim
- YUF
-
-
[ünlem]
Kınama, üzüntü, nefret bildiren bir söz
- "Allah müstahakkımı versin, gelmişime de geçmişime de ervahıma da yuf olsun!" (Sermet Muhtar Alus)
-
[ünlem]
Kınama, üzüntü, nefret bildiren bir söz
- YÖN
-
-
[isim]
Belli bir noktaya göre olan yer, taraf
-
Bir şeyin belli bir noktaya baktığı yan, veçhe
- "Binanın batı yönü."
-
Bir yere gitmek için izlenen yol, cihet, istikamet
- "Bolu yönüne."
-
Tutulacak, izlenecek yol
- "İşin ekonomik yönü."
-
[isim]
Belli bir noktaya göre olan yer, taraf
- YAL
-
-
[isim]
Köpek ve ineklere yedirilmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek
-
[isim]
Köpek ve ineklere yedirilmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek
- YEĞ
-
-
[sıfat]
Bir başkasından daha çok beğenilip tercih edilen, üstün görülen, müreccah
-
[sıfat]
Bir başkasından daha çok beğenilip tercih edilen, üstün görülen, müreccah
- YEL
-
-
[isim]
Havanın yer değiştirmesinden oluşan esinti, rüzgâr
-
Romatizma ağrısı
-
Kalın bağırsaktaki gaz
-
[isim]
Havanın yer değiştirmesinden oluşan esinti, rüzgâr