Başında y olan 3 harfli 31 kelime var. Y harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında y bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- YÖN
-
-
[isim]
Belli bir noktaya göre olan yer; cihet, taraf
-
Bir şeyin belli bir noktaya baktığı yan; veçhe
- "Binanın batı yönü."
-
Bir yere gitmek için izlenen yol; cihet
- "Bolu yönüne."
-
[mecaz]
Tutulacak, izlenecek yol; doğrultu, istikamet
- "Bu yönde yapılacak araştırmalardan tiyatro tarihimiz için daha başka ipuçlarının çıkması da kuvvetle muhtemeldir."
-
[isim]
Belli bir noktaya göre olan yer; cihet, taraf
- YEM
-
-
[isim]
Hayvanlar için saklanan kışlık yiyecek; yeygi
-
Kuş ve balık tutmak için tuzağa bırakılan, oltaya takılan yiyecek veya yiyecek görüntüsündeki nesne
- "Orfozun görünmesiyle yemin kaybolması bir oldu, çocuğun da kolu koparılırcasına sarsıldı."
-
Bakınız ağızotu
-
[mecaz]
Birini aldatabilmek için hazırlanmış düzen, kullanılan kimse veya şey
-
[argo]
Bakınız rüşvet
-
[argo]
Kumarda ütülecek kimseye oyunun başında bilinçli olarak kazandırılan para
-
[isim]
Hayvanlar için saklanan kışlık yiyecek; yeygi
- YAL
-
-
[isim, ağızlardan]
Köpek ve sığırlara yedirilmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek
-
[isim, ağızlardan]
Köpek ve sığırlara yedirilmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek
- YEL
-
-
[isim]
Bakınız rüzgâr
-
[ağızlardan]
Romatizma ağrısı
-
[ağızlardan]
Kalın bağırsaktaki gaz
-
[isim]
Bakınız rüzgâr
- YAN
-
-
[isim]
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; yamaç, kenar, profil
- "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı."
-
Sağ ve solun ortak adı
- "Yaşlı garson yanımıza geldi."
-
Bir kimseye yakın olan yer
-
Birlikte, beraberinde veya üstünde olma
- "Yolculuk hâli, yanımda hiç para kalmaz ise ne yaparım diye düşündüm."
- "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler"
-
[sıfat]
Ön veya arka kabul edilen yere göre sağ veya solda bulunan
-
[sıfat]
İkinci derece olan
- "Çoğu kez yan uğraş olarak oyuncular filmcilikle uğraşıyordu."
-
[sıfat]
Bakınız ikincil
-
[zarf]
Bir tarafa yönelerek
- "O zaman mindere yan oturup ayaklarını aşağı sallayarak karşılıklı yemeğe başlıyorlardı."
-
[mecaz]
İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri
-
[askerlik]
Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri
-
[matematik]
Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri
-
[spor]
Bakınız taç (II)
-
[isim]
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; yamaç, kenar, profil
- YEN
-
-
[isim]
Giysi kolu
- "Yalnız ellerini yıkadı, kuruladı, yenlerini indirdi."
-
[bitki bilimi]
Yılanyastığıgiller, muzgiller vb. bitki familyalarında, çiçeklerin üzerinde bir örtü gibi duran ve çoğu renkli olan bir çiçek yaprağı
-
[isim]
Giysi kolu
- YOM
-
-
[isim, ağızlardan]
İyi talih, iyi haber
-
[isim, ağızlardan]
İyi talih, iyi haber
- YOL
-
-
[isim]
Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık; sırat, tarik
-
Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer
- "Bahçeleri bahçelere toprak yollar bağlardı."
-
Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi
- "Yolda oynayan çocuklara ne olduğunu sordu."
-
İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer
- "Su yolu. Sel yolu."
-
Bakınız yolculuk
- "Yola çıkmak. Yoldan kalmak."
-
Gidiş çabukluğu, hız
- "Bu vapurun yolu az."
-
Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi
- "Celâl Bey'i sakal bırakma yolunda, kim, hangi örnek özendirdi diye çok düşünmüşümdür."
-
Uyulan ilke; sistem
- "Duyguların eğitimi de en iyi, sanat yoluyla olur."
-
Kumaşta bulunan çizgi
-
Bakınız kez
- "Tohumlar kimi yol, ısmarlandıktan üç dört ay sonra gelirdi."
-
[ağızlardan]
Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan
-
[mecaz]
Bir sonuca, bir amaca ulaşmak için izlenen süreç
- "Bu yolda çok emek harcandı."
-
[mecaz]
Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare
- "Bu işi yapmanın bir yolu vardır."
-
[isim]
Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık; sırat, tarik
- YOK
-
-
[sıfat]
Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.); namevcut, nanay var karşıtı
-
[isim]
Olmayan, bulunmayan şey
- "Sen yoktan anlamaz mısın?"
-
[isim]
Bakınız yasak
- "İçki, sigara yok."
-
[ünlem]
"Hayır" anlamında kullanılan bir söz
- "Geldiler mi? -Yok, daha gelmediler."
-
[bağlaç]
Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz
- "Verdiler, ne âlâ; yok vermediler, döner gelirsin."
-
[bağlaç]
Birinin söylediği sözlerden genelde kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz
- "Yok kâğıdı kalmamış, yok mürekkebi iyi değilmiş, hasılı bir alay bahaneler!"
- "Yok ben seni adam ettim, yok haddini bil, yok üstümüze düşeni yapalım."
-
[ünlem]
Savunulan bir düşünceyi doğrulayan ifadenin başına getirilen bir söz
- "Yok, doğrusu iyi adam, kim ne derse desin."
-
[sıfat]
Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.); namevcut, nanay var karşıtı
- YEK
-
Kelime Kökeni: Farsça yek
-
[sıfat]
Bakınız bir
-
[sıfat]
Bakınız bir
- YÜK
-
-
[isim]
Araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi
- "Çölde yük götüren vasıta develer, insan taşıyan vasıta hecinlerdir."
-
Bir şeyin ağırlığı
-
Araba, hayvan vb.nin taşıyabildiği miktar
- "Bir araba yükü odun."
-
Bakınız eşya
- "Bütün yükü bu bavul."
-
[mecaz]
Birinin üzerine almak zorunda kaldığı ağır görev; hamule
- "Ben bu yükün altına giremem. Bu yüke herkes katlanamaz."
-
[mecaz]
Tedirginlik veren şey
-
[fizik]
Bir cismin yüzeyinde biriken elektrik miktarı
-
[tarih]
Yüz bin kuruşluk mal veya tutar
- "Mademki öyledir, bir yük getirip satan herkes iki akçe versin."
-
Doğacak bebek
-
[eskimiş]
Bakınız yüklük
- "Haydi şu yüke giriver!.."
-
[isim]
Araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi
- YÜN
-
-
[isim]
Koyun tüyü
- "Bu şiltenin yünü az gelmiş."
-
[sıfat]
Bu tüyden yapılmış
- "Sırtımdaki kırmızı yün hırkam devamlı su çekiyordu."
-
[isim]
Koyun tüyü
- YÜZ
-
-
[isim]
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
-
Bu sayıyı gösteren 100 ve C rakamlarının adı
-
[sıfat]
On kere on, doksan dokuzdan bir artık
-
Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz
- "Hikmet Bey'in kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü."
-
[isim]
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
- YEĞ
-
-
[sıfat]
Bir başkasından daha çok beğenilip tercih edilen, üstün görülen; müreccah
- "Bülbül olup dili yüzünden çekmek, kanarya olup dili yüzünden çekmemekten yeğdir."
-
[sıfat]
Bir başkasından daha çok beğenilip tercih edilen, üstün görülen; müreccah
- YIR
-
-
[isim, ağızlardan]
İslamlık öncesi sözlü Türk edebiyatında koşma ve türkülere verilen genel ad
-
[isim, ağızlardan]
İslamlık öncesi sözlü Türk edebiyatında koşma ve türkülere verilen genel ad
- YIL
-
-
[isim]
Dünya'nın, Güneş çevresinde tam bir dolanım yapması için geçen 365 gün, 5 saat ve 49 dakikalık zaman
-
Miladi takvime göre ocak ayının birinde başlayıp aralık ayının otuz birinde sona eren on iki aylık dönem; sene
-
On iki aylık dönem
-
[isim]
Dünya'nın, Güneş çevresinde tam bir dolanım yapması için geçen 365 gün, 5 saat ve 49 dakikalık zaman
- YOĞ
-
-
[isim]
Eski Türklerde ölüler için yapılan tören
-
[isim]
Eski Türklerde ölüler için yapılan tören
- YAĞ
-
-
[isim]
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde
-
Bakınız motor yağı
- "Yağı tükenmiş motor gibi duraklamış, kalmıştı."
-
Vücudun, atılması gereken amonyak, üre vb. maddelerini içine alarak deriden sızan ve ter kokusunu veren madde
-
Güzel kokulu bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
- "Gül yağı."
-
[mecaz]
Abartılı övgü
-
[isim]
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde
- YUH
-
-
[ünlem]
Birine karşı beğenilmeyen veya öfke duyulan bir durumda haykırılan söz; yuha
-
[ünlem]
Birine karşı beğenilmeyen veya öfke duyulan bir durumda haykırılan söz; yuha
- YAS
-
-
[isim]
Ölüm veya bir felaketten doğan acı; matem
- "En büyük bahtiyarlık yasını dindiremez / Baba, benim kalbime sensiz kimse giremez"
-
[isim]
Ölüm veya bir felaketten doğan acı; matem