Başında y olan 3 harfli 31 kelime var. Y harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde y harfi olan kelimeler listesine ya da sonu y harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında y bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

YÖN

  1. [isim] Belli bir noktaya göre olan yer; cihet, taraf
  2. Bir şeyin belli bir noktaya baktığı yan; veçhe
    • "Binanın batı yönü."
  3. Bir yere gitmek için izlenen yol; cihet
    • "Bolu yönüne."
  4. [mecaz] Tutulacak, izlenecek yol; doğrultu, istikamet
    • "Bu yönde yapılacak araştırmalardan tiyatro tarihimiz için daha başka ipuçlarının çıkması da kuvvetle muhtemeldir." (Fahir İz)
YEM

  1. [isim] Hayvanlar için saklanan kışlık yiyecek; yeygi
  2. Kuş ve balık tutmak için tuzağa bırakılan, oltaya takılan yiyecek veya yiyecek görüntüsündeki nesne
    • "Orfozun görünmesiyle yemin kaybolması bir oldu, çocuğun da kolu koparılırcasına sarsıldı." (Halikarnas Balıkçısı)
  3. Bakınız ağızotu
  4. [mecaz] Birini aldatabilmek için hazırlanmış düzen, kullanılan kimse veya şey
  5. [argo] Bakınız rüşvet
  6. [argo] Kumarda ütülecek kimseye oyunun başında bilinçli olarak kazandırılan para
YAL

  1. [isim, ağızlardan] Köpek ve sığırlara yedirilmek için un ve kepekle hazırlanan yiyecek
YEL

  1. [isim] Bakınız rüzgâr
  2. [ağızlardan] Romatizma ağrısı
  3. [ağızlardan] Kalın bağırsaktaki gaz
YAN

  1. [isim] Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü; yamaç, kenar, profil
    • "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı." (Memduh Şevket Esendal)
  2. Sağ ve solun ortak adı
    • "Yaşlı garson yanımıza geldi." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Bir kimseye yakın olan yer
  4. Birlikte, beraberinde veya üstünde olma
    • "Yolculuk hâli, yanımda hiç para kalmaz ise ne yaparım diye düşündüm." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler" (Necati Cumalı)
  5. [sıfat] Ön veya arka kabul edilen yere göre sağ veya solda bulunan
  6. [sıfat] İkinci derece olan
    • "Çoğu kez yan uğraş olarak oyuncular filmcilikle uğraşıyordu." (Metin And)
  7. [sıfat] Bakınız ikincil
  8. [zarf] Bir tarafa yönelerek
    • "O zaman mindere yan oturup ayaklarını aşağı sallayarak karşılıklı yemeğe başlıyorlardı." (Sabahattin Ali)
  9. [mecaz] İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri
  10. [askerlik] Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri
  11. [matematik] Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri
  12. [spor] Bakınız taç (II)
YEN

  1. [isim] Giysi kolu
    • "Yalnız ellerini yıkadı, kuruladı, yenlerini indirdi." (Ömer Seyfettin)
  2. [bitki bilimi] Yılanyastığıgiller, muzgiller vb. bitki familyalarında, çiçeklerin üzerinde bir örtü gibi duran ve çoğu renkli olan bir çiçek yaprağı
YOM

  1. [isim, ağızlardan] İyi talih, iyi haber
YOL

  1. [isim] Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık; sırat, tarik
  2. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer
    • "Bahçeleri bahçelere toprak yollar bağlardı." (Çetin Altan)
  3. Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi
    • "Yolda oynayan çocuklara ne olduğunu sordu." (Ömer Seyfettin)
  4. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer
    • "Su yolu. Sel yolu."
  5. Bakınız yolculuk
    • "Yola çıkmak. Yoldan kalmak."
  6. Gidiş çabukluğu, hız
    • "Bu vapurun yolu az."
  7. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi
    • "Celâl Bey'i sakal bırakma yolunda, kim, hangi örnek özendirdi diye çok düşünmüşümdür." (Haldun Taner)
  8. Uyulan ilke; sistem
    • "Duyguların eğitimi de en iyi, sanat yoluyla olur."
  9. Kumaşta bulunan çizgi
  10. Bakınız kez
    • "Tohumlar kimi yol, ısmarlandıktan üç dört ay sonra gelirdi." (Halikarnas Balıkçısı)
  11. [ağızlardan] Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan
  12. [mecaz] Bir sonuca, bir amaca ulaşmak için izlenen süreç
    • "Bu yolda çok emek harcandı."
  13. [mecaz] Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare
    • "Bu işi yapmanın bir yolu vardır."
YOK

  1. [sıfat] Bulunmayan, mevcut olmayan (nesne, kimse vb.); namevcut, nanay var karşıtı
  2. [isim] Olmayan, bulunmayan şey
    • "Sen yoktan anlamaz mısın?"
  3. [isim] Bakınız yasak
    • "İçki, sigara yok."
  4. [ünlem] "Hayır" anlamında kullanılan bir söz
    • "Geldiler mi? -Yok, daha gelmediler."
  5. [bağlaç] Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilen bir söz
    • "Verdiler, ne âlâ; yok vermediler, döner gelirsin."
  6. [bağlaç] Birinin söylediği sözlerden genelde kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılan bir söz
    • "Yok kâğıdı kalmamış, yok mürekkebi iyi değilmiş, hasılı bir alay bahaneler!"
    • "Yok ben seni adam ettim, yok haddini bil, yok üstümüze düşeni yapalım." (Attilâ İlhan)
  7. [ünlem] Savunulan bir düşünceyi doğrulayan ifadenin başına getirilen bir söz
    • "Yok, doğrusu iyi adam, kim ne derse desin."
YEK

Kelime Kökeni: Farsça yek

  1. [sıfat] Bakınız bir
YÜK

  1. [isim] Araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi
    • "Çölde yük götüren vasıta develer, insan taşıyan vasıta hecinlerdir." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Bir şeyin ağırlığı
  3. Araba, hayvan vb.nin taşıyabildiği miktar
    • "Bir araba yükü odun."
  4. Bakınız eşya
    • "Bütün yükü bu bavul."
  5. [mecaz] Birinin üzerine almak zorunda kaldığı ağır görev; hamule
    • "Ben bu yükün altına giremem. Bu yüke herkes katlanamaz."
  6. [mecaz] Tedirginlik veren şey
  7. [fizik] Bir cismin yüzeyinde biriken elektrik miktarı
  8. [tarih] Yüz bin kuruşluk mal veya tutar
    • "Mademki öyledir, bir yük getirip satan herkes iki akçe versin." (Tarık Buğra)
  9. Doğacak bebek
  10. [eskimiş] Bakınız yüklük
    • "Haydi şu yüke giriver!.." (Sait Faik Abasıyanık)
YÜN

  1. [isim] Koyun tüyü
    • "Bu şiltenin yünü az gelmiş."
  2. [sıfat] Bu tüyden yapılmış
    • "Sırtımdaki kırmızı yün hırkam devamlı su çekiyordu." (Ayla Kutlu)
YÜZ

  1. [isim] Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
  2. Bu sayıyı gösteren 100 ve C rakamlarının adı
  3. [sıfat] On kere on, doksan dokuzdan bir artık
  4. Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz
    • "Hikmet Bey'in kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü." (Sermet Muhtar Alus)
YEĞ

  1. [sıfat] Bir başkasından daha çok beğenilip tercih edilen, üstün görülen; müreccah
    • "Bülbül olup dili yüzünden çekmek, kanarya olup dili yüzünden çekmemekten yeğdir." (Nâzım Hikmet)
YIR

  1. [isim, ağızlardan] İslamlık öncesi sözlü Türk edebiyatında koşma ve türkülere verilen genel ad
YIL

  1. [isim] Dünya'nın, Güneş çevresinde tam bir dolanım yapması için geçen 365 gün, 5 saat ve 49 dakikalık zaman
  2. Miladi takvime göre ocak ayının birinde başlayıp aralık ayının otuz birinde sona eren on iki aylık dönem; sene
  3. On iki aylık dönem
YOĞ

  1. [isim] Eski Türklerde ölüler için yapılan tören
YAĞ

  1. [isim] Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde
  2. Bakınız motor yağı
    • "Yağı tükenmiş motor gibi duraklamış, kalmıştı." (Ercüment Ekrem Talu)
  3. Vücudun, atılması gereken amonyak, üre vb. maddelerini içine alarak deriden sızan ve ter kokusunu veren madde
  4. Güzel kokulu bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
    • "Gül yağı."
  5. [mecaz] Abartılı övgü
YUH

  1. [ünlem] Birine karşı beğenilmeyen veya öfke duyulan bir durumda haykırılan söz; yuha
YAS

  1. [isim] Ölüm veya bir felaketten doğan acı; matem
    • "En büyük bahtiyarlık yasını dindiremez / Baba, benim kalbime sensiz kimse giremez" (Faruk Nafiz Çamlıbel)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü