Sonunda tmak olan 7 harfli 21 kelime var. TMAK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde tmak olan kelimeler listesine ya da başında tmak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Tmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A K M T

3 Harfli Kelimeler

KAM, KAT, MAT, TAK, TAM

2 Harfli Kelimeler

AK, AM, AT, MA, TA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AKITMAK

  1. [-e, -i] Akmasını sağlamak, akmasına yol açmak; dökmek
IŞITMAK

  1. [-i] Bakınız aydınlatmak
    • "Bulutlar geçip gidince kalan gök / Ey içimizi ışıtan has renk" (Selâhattin Batu)
YORTMAK

  1. [nesnesiz, ağızlardan] Sürekli yol yürümek
  2. [mecaz] İşsiz güçsüz gezmek
AVUTMAK

  1. [-i] Bir kimsenin acısını veya sıkıntısını yatıştırmak; avundurmak, teselli etmek
    • "Düşün, bir acın var ki ben avutamıyorum / Gidiyorsun elimden, seni tutamıyorum" (Faruk Nafiz Çamlıbel)
  2. Bir şeyler yaparak oyalamak; eğlemek
    • "Beni bebek gibi avutmak istiyordu." (Ayla Kutlu)
ONATMAK

  1. [-i] Onama işini yaptırmak
TARTMAK

  1. [-i] Bir şeyin birim cinsten ağırlığını bulmak
  2. Bir şeyi avuç içinde sallayarak veya kaldırarak ağırlığını kestirmeye çalışmak
  3. Binek hayvanlarının dizginlerini çekmek
    • "Süvari daima dizginleri tartıp kısrağı zapta muktedir olduğunu ihsas etmeli." (Ömer Seyfettin)
  4. [mecaz] Bir şeyin bütün sonuçlarını düşünmek, ölçüp biçmek, hesap etmek
    • "Acaba, bütün bu söylediklerinin altında bir takaza da var mı diye iyice tartıyorum, yok gibi." (Adalet Ağaoğlu)
  5. [mecaz] Dikkatle incelemek, değer biçmek
    • "Başını ellerinin içine alarak evvela kendini bir tartmak istedi." (Peyami Safa)
ARITMAK

  1. [-i] Temiz duruma getirmek
    • "Fatma abla hastalığı süresince kocaman adamı çocuğu gibi soyup, su ılıtıp onu belki on kere ova ova yıkayıp arıttı." (Yaşar Kemal)
  2. Katışıksız duruma getirmek; tasfiye etmek
YIRTMAK

  1. [-i] Kâğıt, kumaş gibi bükülüp katlanan şeyleri parçalamak
    • "Artık küstahlığın perdelerini yırtmasam da camlarını çatlatabilirim." (Arif Nihat Asya)
  2. Vücudu kanatacak kadar derin çizmek
    • "Kedi çocuğun elini yırttı."
  3. Yok etmek, bastırmak
  4. Sağrısını mahmuzla yaralayarak binek hayvanını alıştırmak
  5. [mecaz] Bir şeyi fazlasıyla zorlamak
    • "Gırtlağımı yırtarcasına haykırırken odaya efendim pürtelaş girdi." (Refik Halit Karay)
  6. [mecaz] Bir işi yapmaktan kurtulmak
  7. [mecaz] Kötü bir durumdan kurtulmak
    • "Artık bu işten yırtman mümkün değil…" (Ahmet Ümit)
  8. [mecaz] Köşeyi dönmek
ULUTMAK

  1. [-i] Ulumasını sağlamak
    • "Şimdi ezanın sustuğu bu öksüz yurtlara çanlarını ulutmak için Selânik'e vapur vapur gelen Kafkasya Rumları yerleşiyorlardı." (Ömer Seyfettin)
ARATMAK

  1. [-e, -i] Arama işini bir başkasına yaptırmak
  2. [mecaz] Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek
    • "Bana senden ayrı kaldığım günleri aratıyorsun." (Refik Halit Karay)
YONTMAK

  1. [-i] Bir şeye istenilen biçimi vermek için dış bölümünü keskin bir araçla biçmek, kesmek; yonmak
    • "Boş zamanlarında tahta kaşık, kepçe yontar, geçimini bunları satarak sağlardı." (Nezihe Araz)
  2. [mecaz] Bir kimsenin azar azar parasını çekmek, birinden para sızdırmak
    • "Hacı Bey'i yontacak, ondan bir hayli fazla para sızdıracaktı." (Ercüment Ekrem Talu)
  3. [mecaz] Bir şeyi kendi görüşüne göre değerlendirmek
UZATMAK

  1. [nesnesiz] Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak
    • "Saçlarını uzatmış, modern giyimli genç, hoş bir adam." (Esin Afşar Aral)
  2. [-i] Başı, kolları veya bacakları bir yere yöneltmek
    • "Koğuşun açık duran kapısından hastalar başlarını uzatıp koridordakilere, yerde duran sedyeye bakıyorlar." (Memduh Şevket Esendal)
  3. [-e] Bir şeyi vermek için birine yöneltmek; atmak
    • "Elçinin altın tası güzel kıza uzattığını görünce el çırptılar, bir ağızdan takıldılar." (M. Turhan Tan)
  4. Bakınız germek
    • "İp uzatmak."
  5. Konuşmayı, tartışmayı sürdürmek
    • "Her iki odadan üçer beşer kişi lakırtıyı uzattılar." (Memduh Şevket Esendal)
  6. [-e] Vermek, göndermek
    • "Can, topu Zeki'ye uzattı."
  7. [-i] Süreyi artırmak, temdit etmek
    • "Yıllardır beklediği bu zevkli anları mümkün olduğu kadar uzatmak istediği her hâlinden belliydi." (İhsan Oktay Anar)
  8. Daha ileriki bir zamana atmak, sonraya bırakmak, ertelemek
  9. Sürüncemede bırakmak
UNUTMAK

  1. [-i] Aklında kalmamak, hatırlamamak, aklından çıkmak
    • "Biz şimdi Evliya'nın hayalhanesinden aktardığı tatları unutmadan gerçeklere dönelim." (Aydın Boysan)
  2. Bir şeyi dalgınlıkla bir yerde bırakmak
    • "Üst katta oturanlar da bu kapıdan işler ve anahtarlarını evde unutup da gecenin ikisinde döndüler mi Birsel'in camını yumruklayıp onu uyandırmaktan çekinmezler." (Salâh Birsel)
  3. Bir şeyi yapamaz duruma gelmek
    • "Onu da bilirdim eskiden memleketteyken amma sonradan unuttum." (Osman Cemal Kaygılı)
  4. Gereken önemi vermemek, üstünde durmamak
    • "İçinde kabaran sevinçten vücudunun berelerini unutarak uyudu." (Halide Edip Adıvar)
  5. Hatırdan, gönülden çıkarmak
    • "İyiliğini de ölünceye kadar unutmam." (Memduh Şevket Esendal)
  6. Üzücü bir şeyin etkisinden kurtulmak
ADATMAK

  1. [-e, -i] Adama işini yaptırmak
UYUTMAK

  1. [-i] Uyumasını sağlamak, uyur duruma getirmek; yatırmak
    • "Bana gülümsedi ve arkasından kapısı açık duran bir küçük odayı işaret etti, yavaş bas, çocukları uyuttum, dedi." (Safiye Erol)
  2. [mecaz] Acı, keder vb.ni hafifletmek
    • "Yeisimi uyutmak için dimağımı tarih okumakla yoruyorum." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. [mecaz] Bir şeyi ilgi konusu olmaktan çıkarmak, unutturmak
  4. [mecaz] Birini aldatmak, kandırmak
    • "Bugün yarın diye uyuttun durdun beni." (Attilâ İlhan)
ILITMAK

  1. [-i] Ilık duruma getirmek; ılıklaştırmak
PORTMAK

  1. [nesnesiz] Sıyrılıp kaçmak, kayıp gitmek
    • "Gelirken karşısına çıktıysam da nafile, tutamadım, gücüm yetmedi, porttu elimden." (Çetin Yiğenoğlu)
ISITMAK

  1. [-i] Sıcak duruma getirmek
    • "Her gün birkaç ev kadını orada çalı çırpıyla su ısıtıp çamaşırını yıkıyor." (Azra Erhat)
  2. [mecaz] Çekici, olumlu, hoş bir duruma getirmek
    • "Orada kapkaranlık, soğuk geceleri ısıtan bir aydınlık vardı." (Sait Faik Abasıyanık)
OKUTMAK

  1. [-i] Okumasını, öğrenim görmesini sağlamak
    • "Babamın beni büyük kentte okutacak parası olmadığı için öğretmen olmuştum." (Nezihe Meriç)
  2. [nesnesiz] Okuma işini yaptırmak
    • "Kumandan paşaya bu akşam şiir okutmak istiyoruz." (Falih Rıfkı Atay)
  3. [nesnesiz] Ders vermek, bir konu üzerinde yetiştirmek
    • "Lisede İngilizce okutuyor."
  4. [argo] Satarak elinden çıkarmak
    • "Bana iki sandık çay verdi. Bunları al okut, dedi." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. [argo] Bir kimseyi yankesicilik, kumar, dolandırıcılık gibi işlerde yetiştirmek
ACITMAK

  1. [-i] Acılık vermek
    • "Karabiber yemeği acıttı."
  2. Ağrı, sızı duyulmasına sebep olmak
    • "Bilmem neden, her iskarpin ayaklarımı acıtıyor." (Peyami Safa)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü