Başında so olan 5 harfli 44 kelime var. So ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde so olan kelimeler listesine ya da sonu so ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında so bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SONDA

Kelime Kökeni: İtalyanca sonda

  1. [isim, teknik] Suyun herhangi bir noktadaki derinliğini ölçmek, dip tabakaların yapısını incelemek için kullanılan araç
  2. Bir boşluğun içini yoklamaya yarayan uzunca ve ucu küt demir araç
  3. [tıp] Vücudun içinde birikip dışarı atılamayan sıvıyı çekmek veya vücuda sıvı vermek için kullanılan araç
SOSİS

Kelime Kökeni: Fransızca saucisse

  1. [isim] Kıyılmış etin baharatla yoğurulduktan sonra ya tam ya da yarı pişirilerek hayvan bağırsağı içine doldurulmasıyla hazırlanan bir yiyecek türü
    • "Sosisin ekmeği ve hardalı o kadar boldur ki bir porsiyonla iki kişi bile doyar." (Salâh Birsel)
SOLCU

  1. [sıfat] Sol görüşlü partilerin yandaşı olan (kimse)
SOĞUK

  1. [sıfat] Isısı düşük olan, sıcak karşıtı
    • "Alnımda soğuk bir el hissediyorum." (Cengiz Dağcı)
  2. Üşütecek derecede ısısı olan
    • "Güneşli, soğuk bir gündü." (Sait Faik Abasıyanık)
  3. [isim] Isının üşütecek kadar az veya düşük olması durumu
    • "Apışlarının arasına bir sac mangal alarak yakıcı soğuktan korunmaya çalışıyordu." (Ercüment Ekrem Talu)
  4. [mecaz] Duygudan, sevgiden yoksun olan, yakın ve içten olmayan; ilgisiz
    • "Soğuk tavırla birbirlerini selamlayıp uzaklaştılar." (Refik Halit Karay)
  5. [mecaz] Sevimsiz veya yersiz; antipatik
    • "Bu soğuk, yavan sözler zevkimi rencide ediyordu." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  6. [mecaz] Cinsel istek duymayan
  7. [zarf] İlgisiz, sevimsiz bir biçimde veya memnuniyetsizliğini belli ederek
    • "Ayşe nişanlandığımı haber aldı, kıskandı, trende onun için soğuk davrandı ve ağladı." (Halide Edip Adıvar)
SOMYA

Kelime Kökeni: Fransızca sommier

  1. [isim] Üzerine yatak ve minder konularak hem oturmaya hem yatmaya yarayan, genellikle yaylı olan, demir vb. malzemeden yapılmış yatak altlığı
    • "Onu uyandıran hafif bir somya gıcırtısı olmuştu." (Sait Faik Abasıyanık)
SONLU

  1. [sıfat] Sonu olan; bitimli
    • "Zamanın sonlu ve sonsuz akışları içinde iki yıl, kısa bir süredir." (Ahmet Cemal)
  2. [matematik] Sonu olan, sonsuz olmayan
SONAT

Kelime Kökeni: Fransızca sonate

  1. [isim, müzik] Bir veya iki çalgı için yazılmış, üç veya dört bölümden oluşan müzik eseri
SOMUT

  1. [sıfat] Varlığı duyularla algılanabilen; müşahhas, konkre, soyut karşıtı
    • "Taş, su, hava somut birer varlıktır."
  2. [isim] Somut olan şey
SONAR

Kelime Kökeni: Fransızca sonar

  1. [isim] Batmış olan nesnenin, yüzeye yakın balıkların yerini ve durumunu yansılanan ses dalgalarıyla belirleyen sistem
  2. Bu sistemden yararlanılarak yapılmış, denizaltılarda kullanılan cihaz
SOMUN

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim] Yuvarlak, altı düz, üstü kabarık ekmek
    • "Çocuk işe başlamadan Şaban amca bir çanak yoğurtla bir yarım somunu getiriyordu." (Halide Edip Adıvar)
SOMON

Kelime Kökeni: Fransızca saumon

  1. [isim, hayvan bilimi] Bakınız somon balığı
SOMAK

  1. [isim, ağızlardan] Hayvanlarda yüzün çıkıntılı ve az çok sivri olan ön bölümü
  2. Taneleri alınmış mısır koçanı
SONKİ

  1. [sıfat] Son olan, en sondaki
    • "Mamafih bu sonki zümreye mensup kavimlerin lisanları arasında bir akrabalık bulunduğu da henüz ispat edilememiştir." (Ziya Gökalp)
SOFTA

Kelime Kökeni: Farsça sūḫte

  1. [isim, eskimiş] Medrese öğrencisi
    • "Okuyanlardan biri on altı, on yedi yaşlarında genç bir softa." (Memduh Şevket Esendal)
  2. [eskimiş] İlmiyeden olanlara aşağılamak amacıyla verilen ad
  3. [mecaz] Bir görüşe, bir inanışa körü körüne bağlanan kimse
    • "İnandığından başka inanılacak şey olmadığına inanan insan softadır." (Orhan Veli Kanık)
  4. [mecaz] Yaşadığı çağın gerisinde kalmış, geri kafalı kimse
    • "Bizim moruk yeni kafalı görünmek ister amma halis muhlis softadır." (Peyami Safa)
SOYMA

  1. [isim] Soymak işi
    • "Hariçten ortak hırsızlar bulup evimizi soymaya kalkar." (Ömer Seyfettin)
SOFYA

  1. [isim] Bulgaristan'ın başkenti
SOYLU

  1. [sıfat] Doğuştan veya hükümdar buyruğuyla, bazı ayrıcalıklara sahip olan ve özel ünvanlar taşıyan (kimse); asaletli, asil, asilzade, kerim, aristokrat
    • "Soylu kişidir, iyi bir öğrenim görmüştür, zekidir, yeteneklidir." (Necati Cumalı)
  2. İyi tanınmış, köklü bir aileden gelen (kimse); kişizade, asil, aristokrat
    • "İzmir'in varlıklı ve soylu ailelerinden birinin tek erkek çocuğu." (Tarık Buğra)
  3. Saygı uyandıran, yücelik taşıyan
    • "Japonların soylu ve çetin savaşçılık gururuna, bu eğiliş ağır geldi." (Falih Rıfkı Atay)
  4. Soyu iyi nitelikli olan, iyi cins soydan gelen (at vb.)
  5. Bakınız kökten sürme
SOYUŞ

  1. [isim] Soymak işi
SORMA

  1. [isim] Sormak işi
SORİT

Kelime Kökeni: Fransızca sorite

  1. [isim, mantık] Öncül sayısı ikiden çok olan tasımsal çıkarım
    • "A=B, B=C, C=D ise A=D'dir."
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü