Başında so olan 5 harfli 44 kelime var. So ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde so olan kelimeler listesine ya da sonu so ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında so bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SOYKA

  1. [isim] Ölünün üzerinden çıkan giysi

SORTİ

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Elektrik tesisatında lamba veya fiş konacak kolların her biri
    • "Bu evde yirmi sorti vardır."
  2. Çıkış

SORUN

  1. [isim] Araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken durum, mesele, problem
    • "İskemlesinde sıkıntıyla kıpırdanarak iç geçirdiğini duydum, sorun çıkarmaya başladığımı düşünüyordu." (Ahmet Ümit)
  2. Sıkıntı veren durum, dert

SONRA

  1. [zarf] Daha ileri bir zamanda, müteakiben, önce karşıtı
    • "Hadi sen git yağmur bastırmadan ben sonra gelirim." (Atilla İlhan)
  2. Daha uzak ve ileri bir yerde
    • "Bahçeden sonra geriye dönerek biraz da sokaklarda dolaştık." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Makam, sıra, değer ve önemde arkada oluşu bildiren bir söz
    • "Evvela arabada, sonra sundurmada uyuyup dinlendiğime fena etmiştim." (Reşat Nuri Güntekin)
  4. Yoksa, aksi hâlde
    • "Tembellik etmesin, sonra sınıfta kalır."
  5. [isim] Arkadan gelen bölüm veya zaman
    • "Bunun sonrası yok. Bu işi sonraya bırakmamalı."

SORUM

  1. [isim] Sorumluluk
    • "Başkalarının okuyacağı bir yazıyı yazarken o yazının bize ne türlü bir sorum yüklediğini hiçbir vakit hatırdan çıkarmamalıyız." (Orhan Veli Kanık)

SONAR

Kelime Kökeni : İngilizce

  1. [isim] Batmış olan nesnenin, yüzeye yakın balıkların yerini ve durumunu akustik dalgalarla belirleyen sistem
  2. Bu sistemden yararlanılarak yapılmış, denizaltılarda kullanılan cihaz

SOYLU

  1. [sıfat] Doğuştan veya hükümdar buyruğuyla, bazı ayrıcalıklara sahip olan ve özel unvanlar taşıyan (kimse), asaletli, asil
    • "Soylu kişidir, iyi bir öğrenim görmüştür, zekidir, yeteneklidir." (Necati Cumalı)
  2. İyi tanınmış, köklü bir aileden gelen (kimse), necip, kişizade, asil
    • "İzmir'in varlıklı ve soylu ailelerinden birinin tek erkek çocuğu." (Tarık Buğra)
  3. Saygı uyandıran, yücelik taşıyan
    • "Japonların soylu ve çetin savaşçılık gururuna, bu eğiliş ağır geldi." (Falih Rıfkı Atay)
  4. Soyu iyi nitelikli olan, iyi cins soydan gelen (at vb.)

SOKUR

  1. [isim] Köstebek
  2. [sıfat] İçeriye batmış
    • "Sokur göz."
  3. [sıfat] Bir gözü kör
    • "Sokur hayvan."

SONUÇ

  1. [isim] Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice
    • "Her koşu beklenilmeyen, şaşırtıcı bir sonuç verebilirdi." (Necati Cumalı)
    • "Çalışmaları sonuç vermedi."
  2. Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey
    • "Sınav sonucu."
    • "Görüşmelerden sonuç alınamadı."
  3. Öz, özet
  4. Bir yarışmada, spor karşılaşmasında tarafların elde ettikleri puan, sayı, skor
  5. Yazının veya sözün bitim bölümü

SOĞUK

  1. [sıfat] Isısı düşük olan, sıcak karşıtı
    • "Bu el soğuktu ve titriyordu." (Peyami Safa)
    • "Soğuk almak yahut hırsızlara soyulmak tehlikesi de yok." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Suat ilgilerine heyecanla karşılık vermiyor, biraz uzak ve soğuk duruyordu." (Atilla İlhan)
    • "Bir cenaze alayında böyle bir latife az buçuk soğuk kaçmakla beraber pek yersiz de sayılmazdı." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Üşütecek derecede ısısı olan
    • "Güneşli, soğuk bir gündü." (Sait Faik Abasıyanık)
  3. [isim] Isının üşütecek kadar az veya düşük olması durumu
    • "Karın soğuğu başka bir tür soğuktur." (Sait Faik Abasıyanık)
  4. [zarf] İlgisiz, sevimsiz bir biçimde veya memnuniyetsizliğini belli ederek
  5. Duygudan, sevgiden yoksun olan, yakın ve içten olmayan, ilgisiz
    • "Soğuk tavırla birbirlerini selamlayıp uzaklaştılar." (Refik Halit Karay)
  6. Sevimsiz veya yersiz, antipatik
    • "Bu soğuk, yavan sözler zevkimi rencide ediyordu." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  7. Cinsel istek duymayan
    • "Soğuk bir kadın."

SOKUŞ

  1. [isim] Sokma işi veya biçimi

SOLUŞ

  1. [isim] Solma işi veya biçimi

SONDA

Kelime Kökeni : İtalyanca

  1. [isim] Suyun herhangi bir noktadaki derinliğini ölçmek, dip tabakaların yapısını incelemek için kullanılan araç
  2. Bir boşluğun içini yoklamaya yarayan uzunca ve ucu küt demir araç
  3. Vücudun içinde birikip dışarı atılamayan sıvıyı çekmek için kullanılan araç

SOKAK

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] İl, ilçe vb. yerleşim bölgelerinde, iki yanında evler olan, caddeye oranla daha dar veya kısa olabilen yol
    • "Biraz sonra şehrin bütün sokaklarında süvariler dörtnala koşmaya başladılar." (Ömer Seyfettin)
    • "İnsanı kolundan tutup sokağa atmazlar." (Halikarnas Balıkçısı)
    • "Her zaman, saat on bir buçuk dedi mi kadın erkek, kol kola sokağa dökülürlerdi." (Peyami Safa)
    • "Ben böyle şeye gelemem efendim... Ben canımı sokakta bulmadım efendim." (Reşat Nuri Güntekin)

SORMA

  1. [isim] Sormak işi

SOKUM

  1. [isim] Lokma
  2. Yufka ekmeğinden yapılan dürüm

SORİT

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Öncül sayısı ikiden çok olan tasımsal çıkarım
    • "A=B, B=C, C=D ise A=D'dir."

SOFTA

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Medrese öğrencisi
    • "Okuyanlardan biri on altı, on yedi yaşlarında genç bir softa." (Memduh Şevket Esendal)
  2. İlmiyeden olanlara aşağılamak amacıyla verilen ad
  3. Bir görüşe, bir inanışa körü körüne bağlanan kimse
    • "İnandığından başka inanılacak şey olmadığına inanan insan softadır." (Orhan Veli Kanık)
  4. Yaşadığı çağın gerisinde kalmış, geri kafalı kimse
    • "Bizim moruk yeni kafalı görünmek ister amma halis muhlis softadır." (Peyami Safa)

SOFRA

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Masa, sini vb. şeylerin, yemek yemek üzere hazırlanmış durumu
    • "Yemek vakti gelmiş, misafirler sofraya oturmuşlardı." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Sofrayı topladıktan sonra yanımıza uğramadı." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Hanımlar sessiz hareketlerle ortaya iki sofra kurmuşlardı." (Aka Gündüz)
  2. Birlikte yemek yiyenlerin tümü
    • "Bizim sofra çok şendir."
  3. Genellikle tekerlek biçiminde, üzerinde yemek de yenebilen ayaklı hamur tahtası
    • "Bir gün sofra masasının altına saklanmıştım da beni bir türlü bulamamıştın." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  4. Halı göbeğinde daire biçimindeki çiçekli bölüm
  5. Anüs
    • "Çocuğun sofrası dışarı fırlamış."

SOYMA

  1. [isim] Soymak işi

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü