Sonunda rmek olan 6 harfli 9 kelime var. RMEK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde rmek olan kelimeler listesine ya da başında rmek olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Rmek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E K M R
4 Harfli Kelimeler
KREM
3 Harfli Kelimeler
ERK, KEM, KER
2 Harfli Kelimeler
EK, EM, ER, KE, ME, RE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- GİRMEK
-
-
[-e]
Dışarıdan içeriye geçmek; kaçmak
- "Birlikte kiliseden içeri giriyoruz, ben topallıyorum."
-
Bakınız sığmak
- "Elim bu eldivene girmiyor."
-
Bakınız katılmak (I)
- "Bugün edebiyat imtihanına girdim."
-
Almak, fethetmek
- "Ordularımız İstanbul'a girdiler."
-
İncelemek, ayrıntılara inmek
-
Girişmek, başlamak
- "Kaçırdım gene ipin ucunu, bir türlü konuya giremiyorum."
-
Bakınız bulaşmak
- "Koyunlara kelebek hastalığı girdi."
-
Su dolu bir yerin içine batmak veya dalmak
- "Şimdi git, at içinden sıkıntıyı. Denize gir. Yorul."
-
[nesnesiz]
Zaman anlamlı kavramlar için gelmek
- "İlkbahar girdi."
-
Ağrı, sancı başlamak, saplanmak
-
Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek
- "Göğün morlaşan kenarı eriyor, menekşe rengine giriyordu."
-
İyice anlamak, iyice bilmek
-
Kavgaya tutuşmak
-
Erişmek, ulaşmak
- "Yirmisine girdi."
-
Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak
- "Tuz genellikle her yemeğe girer."
-
Yazılmak, başlamak
- "Okula girdi."
-
[mecaz]
Bakınız yüklenmek
-
[hukuk]
Tecavüz etmek, bir yere geçmek
- "Komşu, tarlamıza beş metre girdi."
-
[-e]
Dışarıdan içeriye geçmek; kaçmak
- YERMEK
-
-
[-i]
Kötülüklerini söylemek; zemmetmek
-
Birinin veya bir şeyin kusurlarını ortaya koymak, övmek karşıtı
-
Beğenmemek, hoşlanmamak, tiksinmek
-
[-i]
Kötülüklerini söylemek; zemmetmek
- GÖRMEK
-
-
[-i]
Gözle algılamak, seçmek
-
Anlamak, kavramak, sezmek
- "Türk iradesinin ne demek olduğunu da sen göreceksin."
-
Yanına gidip konuşmak
- "Bugün müdürü göreceğim."
-
Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek
-
Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak
- "Hangi memlekete gitsek resmî makamlar kadar halkın da rağbetini görürdük."
-
Yapmak, etmek
- "İş görmek. Masraf görmek."
-
[-i, -den]
Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak
-
[nesnesiz]
Bir şeye erişmek
- "Cebi para görmek."
-
Çok değer vermek
- "Gözü yalnız parayı görüyor."
-
[nesnesiz]
Bir işleme uğramak
- "Teftiş görmek."
-
[nesnesiz]
Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak
- "Ev güneş görüyor."
-
Ziyaret etmek
-
Karşılaşmak, rastlaşmak
-
[-le]
Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak
- "Körler parmaklarıyla görürler."
-
[nesnesiz]
Sahne olmak, geçirmek
- "Bu ova çok savaş gördü."
-
Saymak, herhangi bir şey gibi görmek
-
Gezmek
- "Ankara'yı gördün mü?"
-
[teklifsiz konuşmada]
Para vermek
- "Baba hiç param yok, biraz görsen beni, dediği sabahı minnetle anımsar Ali Bey."
-
[spor]
Takım arkadaşlarından en uygun olanına pas atmak
-
[-i]
Gözle algılamak, seçmek
- VERMEK
-
-
[-e, -i]
Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek; lütfetmek, lütfeylemek
- "Okumadığım zaman tavukların bahçesindeyim, yemlerini ben veririm."
-
Bırakmak veya bağışlamak
-
Ondan bilmek, atfetmek
- "Bilgin'in bu çekingen tavırlarını kusurlu ve zayıf oluşuna verdi."
-
Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına bildirmek
- "Geçenlerde bir derginin, 'Eski ünlüler ne yapıyor?' adlı bir röportajına verdiği cevapları okudum."
-
Döndürmek, çevirmek, yöneltmek
- "Arabanın burnunu en tenha kahvelerden birinin önünde rıhtıma verdiler."
-
Bir şeyi satmak
- "Ucuz pahalı deme de ver gitsin; ver de kurtul."
-
Kızı, kadını biriyle evlendirmek
- "Uzun Osman, Zeynep'le Süleyman'a, ikisini birbirine vereceğini söylediği zaman şaşmadılar."
-
Bakınız yaymak (I)
- "Ses vermek. Işık vermek."
-
Bitki ortaya çıkarmak
- "Ağaç bu sene filiz verdi."
-
Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak
- "Kendisi de muhakkak artistlerden, güzel eser veren, güzel konuşan, hayalleri işlek adamlardan hoşlanıyor."
-
Bir hâli bir kimse veya yerde hâkim kılmak
- "Korku vermek. Ateşe vermek. Ortalığı heyecana vermek."
-
Sahip olmasını sağlamak
-
Bakınız kazandırmak
- "Hareket vermek. Biçim vermek."
-
Bakınız katmak
- "Tat, çeşni vermek."
-
Bir şey ayırmak
- "Zaman vermek."
-
Bir şey harcamak
- "Emek vermek."
-
Bir yere dayamak
- "Duvara sırtını verip çömeldi. Gözünü hamamcının geleceği yola çiviledi."
-
Bakınız doğurmak
- "Kezban, ona yedi evlat vermişti."
-
Bilgi edinmesi için göndermek
- "Kursa vermek. Okula vermek."
-
Bakınız belirlemek
- "Derse girmeden sinema için saat ver, dedi."
-
[argo]
Cinsel yönden kendisini kullandırmak
-
[yardımcı fiil]
Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur
- "alıvermek, dizivermek, yapıvermek, görüvermek."
-
Elindeki parayı kaptırmak; uçlanmak
-
[-e, -i]
Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek; lütfetmek, lütfeylemek
- SERMEK
-
-
[-e, -i]
Kurutmak için asmak
- "Kar gibi çamaşırları serip eve döndü."
-
Göstermek amacıyla asmak veya yaymak
- "Çeyiz sermek."
-
Düz bir yere yaymak
- "Üzüm sermek. Bulgur sermek."
-
Açarak yaymak veya döşemek
- "Çerçeveli çerçevesiz bir sürü fotoğraf çıkarıp masanın üzerine serdi."
-
Boylu boyunca yere yatırmak, düşürmek veya hırpalamak
- "Onun için bir an önce leşlerini köpek leşi gibi İstanbul'un çamurlu kaldırımlarına sermek zamanı gelmişti."
-
[mecaz]
Boşlamak, savsaklamak
-
[-e, -i]
Kurutmak için asmak
- SÜRMEK
-
-
[-e, -i]
At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
- "Azapların güneş görmeyen, erkeklerden saklanan güzel kızları şimdi üstlerine eski elbiselerini giymişler, başlarına yırtık şallarını örtmüşler, kimisi araba sürüyor, kimisi yerde yürüyor."
-
Başlamış bir iş veya durum devam etmek
-
Önüne katıp götürmek
- "Koyunları sürmek."
-
Uzatmak, ileri doğru itmek
- "Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor."
-
Dokundurmak, değdirmek
- "Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim."
-
Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek; nefyetmek
- "Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler."
-
Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek
- "Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor."
-
[ticaret]
Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak
- "Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler."
-
Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak
-
[-i]
Herhangi bir durum içinde bulunmak
- "Dört duvar arasında bir memur hayatı sürüyordu."
-
[-i]
Pulluk veya sabanla toprağı işlemek
- "Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi."
-
[nesnesiz]
Olmaya devam etmek
- "Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum."
-
[nesnesiz]
Zaman geçmek
- "Çok sürmez, her şey düzelir."
-
[nesnesiz]
Zaman almak
- "Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü."
-
[bitki bilimi]
Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek
- "Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı."
-
[nesnesiz]
Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak
-
[-i, -den]
Kovmak, kovalamak, uzaklaştırmak
-
Pencere, kafes kanatları bir tarafa iterek açmak veya kapamak
-
[-e, -i]
At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek
- DERMEK
-
-
[-i, ağızlardan]
Bir araya getirmek, toplamak
- "Bir çiçek dermeden sevgi bağından / Huduttan hududa atılmışım ben"
-
[-i, ağızlardan]
Bir araya getirmek, toplamak
- GERMEK
-
-
[-i]
Bir şeyin uçlarından veya kenarlarından çekerek gergin duruma getirmek; çekmek, uzatmak
- "Yayı daha germe / Kıracaksın"
-
[-e, -i]
Gergin bir şeyle örtmek
-
Kolu, bacağı açılabileceği kadar açıp, uzatılabileceği kadar uzatıp dümdüz ve dimdik tutmak
-
[mecaz]
Gerginlik yaratmak, sinirlendirmek
-
[-i]
Bir şeyin uçlarından veya kenarlarından çekerek gergin duruma getirmek; çekmek, uzatmak
- DÜRMEK
-
-
[-i]
Bir şeyi kıvırıp silindir biçiminde kendi üzerine sarmak
- "Kâğıdı dürmek. Halıyı dürmek."
-
Bir şeyi üst üste katlamak
-
[-i]
Bir şeyi kıvırıp silindir biçiminde kendi üzerine sarmak