Sonunda rmak olan 8 harfli 62 kelime var. RMAK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde rmak olan kelimeler listesine ya da başında rmak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Rmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A K M R
4 Harfli Kelimeler
MARK
3 Harfli Kelimeler
ARK, KAM, KAR, RAM
2 Harfli Kelimeler
AK, AM, AR, MA, RA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KAÇIRMAK
-
-
[-i]
Kaçmasını sağlamak veya kaçmasına imkân yaratmak
-
Bir işi belirlenen zamanda yapamamak
- "Maçı kaçırdım."
-
[nesnesiz]
Zor kullanarak yanında götürmek; kaldırmak
- "Kız kaçırmak."
-
Bir daha ele geçmemek üzere yitirmek
- "Fırsatı kaçırdım."
-
Yararlanamamak
- "Penaltıyı kaçırdı."
-
Gitmek, kaçmak zorunda bırakmak
- "Söylene söylene adamı kaçırdı."
-
[nesnesiz, -den]
Çalmak, kimsenin haberi olmadan götürmek
- "İcradan eşya kaçırdılar."
-
[nesnesiz, hukuk]
Yasal olmayan yoldan bir ülkeye mal sokmak veya çıkarmak
- "Uyuşturucu kaçırmak."
-
Ölçüyü, sınırı aşmak, fazlasına gitmek
- "Kulübün yemeğinde biraz fazlaca kaçırmıştım."
-
[nesnesiz]
Sıvı, gaz vb. sızdırmak
- "Çakmak, gaz kaçırıyor."
- "Makine buhar kaçırıyor."
-
[-e]
İstemeyerek altını kirletmek
- "Donuna kaçırmak."
-
[nesnesiz]
Bakınız delirmek
- "Zavallı kaçırmış."
-
Bir araç veya aletle iş görürken aracı iyi kullanamama yüzünden kendine veya bir başkasına zarar vermek
- "Usturayı elimden kaçırdım, yanağımı kestim."
-
[-i, -den]
Birini veya bir şeyi göstermemek
- "Karısını benden kaçırıyor."
-
[spor]
Yarışan bir koşucu diğeri tarafından hızla geçilip ara açılmak
-
[spor]
Futbol veya basketbolda savunma yaptığı oyuncunun topla yanından geçmesine engel olamamak
-
[-i]
Kaçmasını sağlamak veya kaçmasına imkân yaratmak
- ÇIĞIRMAK
-
-
[-i, ağızlardan]
Bakınız çağırmak
- "Nerde olsa savaşımız / Türk’üz türkü çığırırız"
-
[-i, ağızlardan]
Bakınız çağırmak
- TOMURMAK
-
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Ağacı dibinden kesmek
-
Ağaç ve asmalarda filiz vermek üzere gözler kabarmak; tomurcuklanmak
- "Ağaçlar çiçekliydi, çoğunda meyveler tomurmuştu."
-
Şişip kabarmak
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Ağacı dibinden kesmek
- KAYIRMAK
-
-
[-i]
Koruyarak başarısını sağlamak, elinden tutmak; himmet etmek
- "Bizi kayıran, arayan yok."
-
Birini, başkalarının veya işin zararı pahasına tutmak
- "Güzelle yüceltirim insanlığı, işim bu / Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki"
-
Birine haksız yere kolaylıklar sağlamak; iltimas etmek
-
[-i]
Koruyarak başarısını sağlamak, elinden tutmak; himmet etmek
- KUDURMAK
-
-
[nesnesiz]
Kuduz hastalığına yakalanmak, kuduz olmak
-
[mecaz]
Aşırı davranışlarda bulunmak, taşkınlık göstermek
- "Kudurmuş bir heyecanla döndü."
-
[mecaz]
Çok yaramazlaşmak, ele avuca sığmamak
- "Dört tarafı haraca kesen bu kudurmuş oğlanı kodese attırana kadar el birliğiyle çalışacağımıza söz veriyor muyuz?"
-
[mecaz]
Gücünü artırmak, tehlikeli bir durum almak, tehlikeli bir duruma gelmek
- "Oraya üşüşen Avrupalılar, doymak bilmez kudurmuş bir açlıkla din kardeşlerimizin kanlarını emip dururlar."
-
[mecaz]
Çok kızmak, öfkelenmek
- "Kırlarda saatlerce böyle dolaştı, durdu / Söylendi, homurdandı. Düşündükçe kudurdu!"
-
[nesnesiz]
Kuduz hastalığına yakalanmak, kuduz olmak
- IHTIRMAK
-
-
[-i, ağızlardan]
Deve çöktürüp oturtmak
-
[-i, ağızlardan]
Deve çöktürüp oturtmak
- SIZIRMAK
-
-
[-i]
Bakınız sızdırmak
-
[-i]
Bakınız sızdırmak
- YOĞURMAK
-
-
[-i]
Katı veya toz durumundaki bir maddeyi herhangi bir sıvı ile karıştırarak hamur durumuna getirmek
-
[mecaz]
Bir kişiye istenilen nitelikleri kazandırmak, yeteneklerini geliştirmek
- "Taşı yoğuran mimarın yanında bir de hayali yoğuran şair bulunuyordu."
-
[-i]
Katı veya toz durumundaki bir maddeyi herhangi bir sıvı ile karıştırarak hamur durumuna getirmek
- SAVURMAK
-
-
[-i]
Havaya atıp dağıtmak
- "İşçiler buğdayı savurmakta ve taneyi samandan ayırmaktadır."
-
Rüzgâr, şiddetle eserek bir yeri, bir şeyi altüst etmek, havaya kaldırmak
-
Kaldırıp atmak; fırlatmak
- "Adam birden silkinip beni yavaşça yana savurdu."
-
[nesnesiz]
Şiddetle döndürerek sallamak, kaldırarak vurmak
- "Kılıç savurmak. Değnek savurmak."
-
Bir sıvının havalanmasını sağlamak, kaynayan sıvının taşmasını önlemek veya sıvıyı soğutmak amacıyla bir kaptan veya yerden alıp yine kendi kabına veya yerine dökmek
- "Sarnıcın suyunu savurmak."
-
Sallamak, uçurmak, dalgalandırmak
- "Ayaklarını boşluğa savururken küçük dolap gürültüyle yıkıldı."
-
[nesnesiz]
Yalan, küfür vb. söylemek
- "Onun bütün çapkınlığı Solmaz'a yoldan geçerken savurduğu birkaç kelimeden ibaretti."
-
[mecaz]
Boşuna ve çok miktarda harcamak; israf etmek
- "Paraları savurmak."
-
[-i]
Havaya atıp dağıtmak
- YATIRMAK
-
-
[-e, -i]
Bir kimsenin bir yere yatmasını sağlamak
- "Çocuğu bir kenara yatırdım ve kadını omuzlarından tutup bir taşa dayadım."
-
[-i, -de]
Bakınız uyutmak
-
Geceyi geçirmesini sağlamak
- "Gece beni en üst katta bir odada yatırdılar."
-
[-i]
Eğmek, yatık duruma getirmek
- "Yağmur ekinleri yatırdı."
-
[-i]
Konuk etmek
-
Parayı, işletmek amacıyla bir yere vermek
- "Eline geçen serveti emlaka yatırıyordu."
-
Parayı ödemek amacıyla bir kuruluşa vermek, teslim etmek
- "Telefon parasını PTT'ye yatırdım."
-
Bir yiyeceği korumak veya tatlandırmak amacıyla tuz, soğan, yağ vb.nde bir süre bekletmek
- "Pastırmayı çemene yatırmak."
-
[-i]
Bir şeyi düzeltmek, bastırmak, yassıltmak
- "Kemal Rıfat avucunun içiyle saçlarını yatırıyor."
-
Bir şeyi satın almak için para harcamak
- "Sınırlı hoca aylığının yarısını her ay kitaplara yatırır."
-
[argo]
Başarısızlığa uğramasına yol açmak
-
[-e, -i]
Bir kimsenin bir yere yatmasını sağlamak
- ANDIRMAK
-
-
[-i]
Benzer yanları bulunmak; çağrıştırmak
- "Şiirde gazete havadisini andıran bir mısra da bulunabilir."
-
[-i]
Benzer yanları bulunmak; çağrıştırmak
- KAVURMAK
-
-
[-i]
Bir şeyi bir kabın içinde kendisinden başka bir malzeme koymadan karıştıra karıştıra pişirmek
- "Madenden bir kap içine bunları koyup kavuracağız."
-
Rüzgâr, soğuk, sıcak vb. kurutmak, yakmak
- "Rüzgâr ekinleri kavurdu."
-
[mecaz]
Çok üzmek, yakmak, mahvetmek
- "Memleketi kavuran kıtlık buranın semtine uğramamıştır."
-
[-i]
Bir şeyi bir kabın içinde kendisinden başka bir malzeme koymadan karıştıra karıştıra pişirmek
- ŞIMARMAK
-
-
[nesnesiz]
Kendisine gösterilen sevgi ve saygıdan veya verilen değerden yüreklenerek yersiz ve aşırı davranışlarda bulunmak
- "Şımardım, lakırtıyı senli benliye çevirip sordum."
-
[nesnesiz]
Kendisine gösterilen sevgi ve saygıdan veya verilen değerden yüreklenerek yersiz ve aşırı davranışlarda bulunmak
- AKTARMAK
-
-
[-e, -i]
Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek
-
[-i]
Bir şeyin yolunu, yönünü değiştirmek
-
[dil bilimi]
Bir lehçeyi başka bir lehçeye uyarlamak
-
Bakınız bellemek (II)
-
Bir konu, haber vb.ni iletmek, bildirmek
- "Derdini size aktarıp arınmış, sizi zehirleyip bırakmıştır."
-
Bir kitabı başından sonuna kadar okumak
-
Birinin başka biriyle telefonla konuşmasını sağlamak
-
[-i]
Çatı kiremitlerinin kırık ve bozuk olanlarının yerlerine sağlamlarını koymak
-
[-i, edebiyat]
Bakınız alıntılamak
- "Onun yerine Salâh Birsel'in bir şiirini aktaracağız."
-
[edebiyat]
Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyurmak ve yaymak
-
[edebiyat]
Tür değişikliği yapmak
- "Romanı dizi filme aktarmak."
-
[bilişim]
Bir veri veya programı bulunduğu yerden bir başka yere taşımak
-
[teknik]
Üretilmiş olan bir enerjiyi, başka organlara iletmek
-
[-e, -i]
Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek
- UYDURMAK
-
-
[-e, -i]
Uymasını sağlamak; yakıştırmak
- "Gözlerini kilidi sökülmüş ve büyümüş anahtar deliğine uydurdu."
-
[-i]
Hayal gücünden yararlanarak gerçek dışı bir şey söylemek, yakıştırmak; düzmek
- "Terzinin kendi sözünü yanlış anlamış olduğu hikâyesini uydurmuş olmalıydı."
-
Yalan söylemek, düzmece laflar etmek
-
[-i, teklifsiz konuşmada]
Yolunu bulup elde etmek, sağlamak, bulmak, tedarik etmek
-
[-i, kaba konuşmada]
Cinsel birleşmede bulunmak
-
[-e, -i]
Uymasını sağlamak; yakıştırmak
- AŞTIRMAK
-
-
[-e, -i]
Aşma işini yaptırmak
-
[-e, -i]
Aşma işini yaptırmak
- YAŞARMAK
-
-
[nesnesiz]
Islanmak, nemlenmek
-
[nesnesiz]
Islanmak, nemlenmek
- ASTIRMAK
-
-
[-e, -i]
Asma işini yaptırmak
- "Yıkanan çamaşırları evin arkasında, uzak bir yere astırıyorum."
-
[-e, -i]
Asma işini yaptırmak
- KIZARMAK
-
-
[nesnesiz]
Kırmızı veya ona yakın bir renk almak; alarmak
- "Nihat, yüzü kızarmış, alçak sesle söylendi."
-
Bazı sebze ve meyveler olgunlaşmaya başlamak
- "Meyveler kızarmadan dalı üstünde soldu / Irmak yatağı kumsal, kırlar dikenlik oldu"
-
Utanç, öfke vb. duyguların etkisiyle, kanın yüze hücumu sonucu yüz kırmızı bir renk almak
- "Nihat, yüzü kızarmış, alçak sesle söylendi."
-
Yiyecekler tavada kızgın yağ içinde veya ateşte kırmızılaşarak pişmek
- "Sofrada tarhana çorbası, kızarmış tavuk, bulgur pilavı vardı."
-
[nesnesiz]
Kırmızı veya ona yakın bir renk almak; alarmak
- BATIRMAK
-
-
[-e, -i]
Bir şeyin sıvı veya yumuşak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak, batmasını sağlamak
- "Yumuşak lifi alarak kurnaya batırdı."
-
[-i]
Sivri uçlu bir şeyi yumuşak bir yere saplamak
- "... sonra bir iğne bulup kaba etlerine art arda batırmışlar da o bunların hiçbirine tepki göstermemiş."
-
[-i]
Denizde ve suda yüzen taşıtların suya gömülmesine, batmasına sebep olmak
-
[-i]
Elindeki mal, para vb. varlığını kaybetmek
-
[-i]
Çok kirletmek
- "Üstünü başını batırmış."
-
Bakınız bulamak
-
Bir şeye aşırı derecede maruz bırakmak
- "Borca batırmak."
-
[-i]
Son bulmasına sebep olmak
-
[-i, mecaz]
Bir kimseyi çekiştirip iyice kötülemek
-
[-i, mecaz]
Bakınız mahvetmek
- "Ne saklayayım gaflet ettiğimi / Elimle batırmışım gençliğimi"
-
[-e, -i]
Bir şeyin sıvı veya yumuşak bir maddenin içine gömülmesine yol açmak, batmasını sağlamak