Sonunda rmak olan 7 harfli 13 kelime var. RMAK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde rmak olan kelimeler listesine ya da başında rmak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Rmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A K M R
4 Harfli Kelimeler
MARK
3 Harfli Kelimeler
ARK, KAM, KAR, RAM
2 Harfli Kelimeler
AK, AM, AR, MA, RA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AĞARMAK
-
-
[nesnesiz]
Bakınız beyazlaşmak
- "Sakalı ağardı fakat gönlü kocamadı."
-
Bakınız aydınlanmak
- "Selim çıkını aldı, güneşte ağaran patika yolunu tuttu."
-
Rengi solmak
- "Sandıkta dura dura küf kokan feracenin rengi ağarmıştı."
-
[nesnesiz]
Bakınız beyazlaşmak
- APARMAK
-
-
[-i, ağızlardan]
Alıp götürmek
- "Geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni."
-
[argo]
Gizlice almak, alıp kaçmak
- "Sözü geçen para ehemmiyetsiz bir şeydi ve müdür muavini, onu çok ustalıkla aparmıştı."
-
[-i, ağızlardan]
Alıp götürmek
- AYIRMAK
-
-
[-e, -i]
Bir bütünü kendi içinde parçalara bölmek
- "Elmayı dörde ayırmak."
-
[-e, -den]
Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak
- "Günün fıkralarından bu kitaba ayırdıklarım pek azdır."
-
Bir yeri bir engelle bölmek
-
[-i, -den]
Birbirinden uzaklaştırmak; fasletmek
- "Paraydı bunlar, anayı kızdan ayıran."
-
[-i]
Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek
-
[-i, -den]
İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak
- "Karıyı kocasından ayırmak."
-
[-i, -den]
Farklı davranmak, ayrı tutmak
-
Bir şey veya yeri bir kimsenin hizmetine hazır tutmak; tahsis etmek
- "Odayı çocuklara ayırmak."
-
[-e, -i]
Bir bütünü kendi içinde parçalara bölmek
- ANIRMAK
-
-
[nesnesiz]
Eşek bağırmak
- "Kurtulan ürkmüş eşek çifte ata ata kestane ağaçlarının altına kaçıyor, hem de avazı çıktığı kadar anırıyordu."
-
[nesnesiz]
Eşek bağırmak
- OTURMAK
-
-
[-e]
Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
- "Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu."
-
[nesnesiz]
Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak
- "Bakın, hikâye zordur, acımasız ve hoşgörüsüzdür. Oturursunuz ve başından kalkamazsınız."
-
[-i]
Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak
- "Ütüsüz ve beli oturmamış pantolonunu çekti."
-
[-de]
Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek
- "Aynı semtte oturdukları için komşu da sayılırlar."
-
[nesnesiz]
Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak
- "Böyle oturacağınıza çalışsanız olmaz mı?"
-
[nesnesiz]
Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek
- "Temelin bu tarafı on santim oturmuş."
-
[-le]
Biriyle beraber yaşamak
- "O günden beri enişte beyle oturuyorum."
-
Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak
-
Yer almak, geçmek
- "Valilik makamına oturdu."
-
[nesnesiz]
Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek
- "Gelenekler gün geçtikçe iyice oturdu."
-
Belli bir yörüngede dönmeye başlamak
- "Uydu yörüngeye oturdu."
-
Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak
-
[nesnesiz]
Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak
- "Arif gibi bir adamla çene yarışına girmek istememekle beraber susup oturamazdı."
-
[-e]
Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
- ONARMAK
-
-
[-i]
Bozulmuş, eskimiş olan bir şeyi düzeltip işler veya kullanılır duruma sokmak, işe yarar duruma getirmek; tamir etmek
- "Bozuk bir saati onardı."
-
Bir yapının, bir heykelin, bir resmin bozulmuş yerlerini yeniden yapmak, ilk duruma getirme; restore etmek
-
[mecaz]
İşlenen bir kusuru, yapılan bir yanlışlığı giderecek veya önleyecek davranışlarda bulunmak
-
[-i]
Bozulmuş, eskimiş olan bir şeyi düzeltip işler veya kullanılır duruma sokmak, işe yarar duruma getirmek; tamir etmek
- OSURMAK
-
-
[nesnesiz, kaba konuşmada]
Bakınız yellenmek
-
[nesnesiz, kaba konuşmada]
Bakınız yellenmek
- OTARMAK
-
-
[-i, ağızlardan]
Bakınız otlatmak
-
[-i, ağızlardan]
Bakınız otlatmak
- UYARMAK
-
-
[-i]
Bir kimseye bir davranışta bulunmasını veya bulunmamasını söylemek; ikaz etmek
- "Mustafa Kemal Paşa gittikten sonra gelen mebuslar beni uyarıyorlardı."
-
Görevini gereği gibi yapmayan kimseye nasıl davranması gerektiğini hatırlatmak, ihtarda bulunmak
-
[biyoloji]
Bir canlının herhangi bir organını dıştan bir etki ile görev yapmaya zorlamak
-
[ağızlardan]
Öğütle yola getirmeye çalışmak
-
[-i]
Bir kimseye bir davranışta bulunmasını veya bulunmamasını söylemek; ikaz etmek
- ISIRMAK
-
-
[-i]
Dişleri arasına alıp sıkmak
- "Dolu bir kadeh içti ve meze yerine alt dudağını ısırdı."
-
[nesnesiz]
Dişleriyle koparmak; yemek (II)
- "Ekmekten bir lokma ısırırken hole bakıyorum."
-
Rüzgâr sert esmek, keskin bir biçimde etkilemek
- "Ayaz insanın yüzünü ısırıyordu."
-
Kumaş dalamak, kaşındırmak
-
[-i]
Dişleri arasına alıp sıkmak
- ALARMAK
-
-
[nesnesiz]
Bakınız kızarmak
-
Ala renkli duruma gelmek
-
[nesnesiz]
Bakınız kızarmak
- UÇURMAK
-
-
[-i]
Uçma işini yaptırmak; uçurtmak
-
Hızlı götürmek, hızlı sürmek
- "Arabayı kuvvetli atlar tenha yolda uçuruyordu."
-
[argo]
Gizlice alıp gitmek
-
[-i]
Uçma işini yaptırmak; uçurtmak
- AŞIRMAK
-
-
[-i, -den]
Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden diğer yanına geçirmek; aşırtmak
- "Partizanlar sınırdaki dağ geçitlerinden hocayı sırtlarında aşırdılar, İsviçre'ye, özgürlüğe ulaştırdılar."
-
[-i, argo]
Başkasına ait bir şeyi izinsiz olarak almak
- "Borcunu ödeyemeyecek fakat bavulunu oradan nasıl aşırabilecekti?"
-
[-e, -i]
Tehlike içinde bulunan bir şeyi acele kaçırmak
- "Padişahı aralarına aldılar ve harem kapısından içeriye aşırdılar."
-
[edebiyat]
Başkasının eserinden parçalar alıp kendisininmiş gibi göstermek; intihal yapmak
-
[-i, -den]
Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden diğer yanına geçirmek; aşırtmak