Sonunda rmak olan 6 harfli 12 kelime var. RMAK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde rmak olan kelimeler listesine ya da başında rmak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Rmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A K M R

4 Harfli Kelimeler

MARK

3 Harfli Kelimeler

ARK, KAM, KAR, RAM

2 Harfli Kelimeler

AK, AM, AR, MA, RA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

VARMAK

  1. [-e] Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak; vasıl olmak
    • "Hangi limana varacağını bilmeyen gemiciye derin bir denizcilik bilgisinin faydası ne?" (İsmet Özel)
  2. Belli bir duruma veya düzeye gelmek
    • "Yaşı elliye vardı. O şimdi yolun yarısına varmıştı."
  3. Hoş olmayan bir sona ermek
    • "Beni tahkir etmeye kadar varıyorsun." (Peyami Safa)
  4. Bir şeyi iyice anlamak veya duymak
    • "Tadına varmak. Sırrına varmak."
  5. [-i] Acımadan, çekinmeden yapmak
    • "Eli varmak. Dili varmak."
  6. Kadın, evlenmek
    • "Gönül verdin derlerdi o delikanlıya / En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya" (Ahmet Muhip Dıranas)
  7. Bir durumdan başka duruma geçmek
    • "Secdeye varmak. Uykuya varmak."
VURMAK

  1. [-e] Elini veya elinde tuttuğu bir şeyi bir yere veya bir kimseye hızla çarpmak; çakmak, geçirmek, inmek
    • "Masaya vurmak. Birinin başına vurmak."
  2. [-i] Ses çıkarmak için bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca çarpmak
    • "Kapılarını vurmadan, kartını göstermeden, kademeye aldırmadan odalara giriyor." (Refik Halit Karay)
  3. Etkisi bir yere kadar ulaşmak
    • "Su dışarı vurdu."
  4. Duyulmak, hissedilmek
  5. Üzerinde görünmek, üzerine düşmek, yansımak, aksetmek
    • "Yıkık damından içeriye parça parça güneş vurur." (Refik Halit Karay)
  6. Olumsuz yönde etkilemek
    • "Kriz kitap dünyasını da vurdu."
  7. [-e, -i] Hızla değmek, çarpmak
    • "Arabalar aniden birbirine vurdu. Ayağını güm güm yere vurarak..."
  8. Bir yere bir şey sürmek
    • "Duvara boya, tahtaya cila vurmak istedi."
  9. Takmak, koymak, bağlamak
    • "Seni buradan ellerine kelepçe, ayaklarına zincir vurup öyle götürecekler!" (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  10. Bağlamak, ilişkilendirmek
    • "Bohçacı ve yazmacı kadınların tuhaflığına vurarak etrafını alırlar." (Refik Halit Karay)
  11. Olduğundan başka biçimde görünmek
    • "Deliliğe vurmak."
  12. [nesnesiz] Batıcı veya kesici cisimleri saplamak, kakmak
    • "Bıçak vurmak."
  13. [nesnesiz] Uygulamak, basmak, koymak
    • "Damga vurmak."
  14. Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak
  15. [-i] Amaçladığı şeye rast getirmek
  16. [-i] Silahla yaralamak, öldürmek
    • "Bir gün kızı kurtarmışlar, ayıyı vurmuşlar." (Halide Edip Adıvar)
  17. Dokunmak, hasta etmek
    • "Bizim evin bacası çekmiyor. Bütün kış, maaile kömür vuruyor bizi bu yüzden." (Nâzım Hikmet)
  18. [nesnesiz] Soğuk, dolu vb. ürünlere zarar vermek
    • "Dolu, bu yıl ekinlerin çoğunu vurmuş." (Fikret Otyam)
  19. [nesnesiz] Kalp atmak, çarpmak
    • "Kalbi öylesine kopacakmış gibi vuruyordu."
  20. Piyango vb. çıkmak, isabet etmek
  21. [-i] Desteklemek, dayamak
    • "Akşam olunca kapının desteğini vurduk."
  22. Koymak, yerleştirmek
    • "Hamalın biri sırtına koca bir ayna vurmuş götürüyordu." (Haldun Taner)
  23. Bir şeyi başka bir şey üzerine koymak
  24. Tavla oyununda pulu kırmak
  25. [mecaz] Manevi olarak yaralamak
  26. [argo] İçki içmek
  27. [argo] Kadeh tokuşturmak
  28. [-i, argo] Herhangi bir biçimde haksız yoldan para almak, soymak
    • "Birinin on milyon lirasını vurmak."
  29. [-e, -i, matematik] Çarpma işlemini yapmak
    • "İkiyi dörde vurursak sekiz eder."
SARMAK

  1. [-i] Çevresini çevirmek, çepeçevre dolanmak
  2. Bakınız kuşatmak
    • "Gece, ahenk içinde divanımı/ Şenlendirse pırıl pırıl rakkaseler / Gece, gece, her yanımı / Sarsa güller, laleler, menekşeler" (Halit Fahri Ozansoy)
  3. Dolayında yer almak
  4. Bakınız kaplamak
    • "Kültür düşüklüğündeki çöküş, yaygın bir hastalık gibi sarar toplumu." (Necati Cumalı)
  5. Bir şeyi üzerine başka bir şey koyarak kaplamak
    • "Ah işte tövbe ettik bütün suçlarımızdan / Bir gaflet perdesiydi gözlerimizi saran" (Enis Behiç Koryürek)
  6. Bakınız kucaklamak
  7. Yumak yapmak
    • "İpliği sarmak."
  8. Şerit, ip vb.ni başka bir şeyin üzerine dolamak
  9. Kâğıt veya bir bitki yaprağıyla dürmek
    • "Dolma sarıyorum diye yaprağı parmağıma doladım." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  10. Sarılıp tırmanmak
    • "Asma çardağı sardı."
  11. [-e, -i] Bir şeyi başka bir şeyin içine koyup onunla kaplamak
    • "Kitabı kâğıda sarmak."
  12. Taşıt tırmanmak, yükseğe doğru çıkmak
  13. Saldırmak, hücum etmek
    • "Faik Efendi biliyordu ki saracaklar hem de fena saracaklar." (Memduh Şevket Esendal)
  14. Bir görev veya işin yerine getirilmesini başkasına yüklemek
  15. [mecaz] Sözle saldırmak; tedirgin etmek
    • "Evdekilerin hepsi bana sarıyor."
  16. [mecaz] Hoşuna gitmek, zevkini okşamak
    • "Bu canlılık, insanı on yıl önce görmüş olduğum muhteşem yazdan daha başka türlü sarıyordu." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
KIRMAK

  1. [-i] Sert şeyleri vurarak veya ezerek parçalamak
    • "Taşları kırmak. Bardağı kırmak."
  2. İri parçalara ayırmak
  3. [nesnesiz] Belirli bir biçimde katlamak
    • "Forma kırmak."
  4. Öldürmek, yok olmasına neden olmak
    • "Bu yıl soğuk, hayvanları kırdı."
  5. Tavlada karşı oyuncunun pulunu oyun dışında bırakmak
  6. Vücut kemiklerinden birini parçalamak
    • "Ayol, yapma, gel, düşüp bir yerini kıracaksın!" (Osman Cemal Kaygılı)
  7. Tahılı iri ve kaba öğütmek
  8. [-e] Hareket durumundaki canlının veya taşıtın yönünü değiştirmek, çevirmek, döndürmek
    • "Ne tarafa doğru meyil varsa gidonu o tarafa doğru kıracaksınız ki bisiklet doğrulsun." (Burhan Felek)
  9. [mecaz] Dileğini kabul etmeyerek veya beklenmeyen bir davranış karşısında bırakarak gücendirmek; yaralamak
    • "Bazen bir kelimenin, bir ses tonunun sevdiğimiz bir insanı kırdığını görürüz." (Mehmet Kaplan)
  10. [mecaz] Yok etmek
    • "Bir gündüz olsa belki bu derdi kıracağım / Yoksa bu sensizlikten artık çıldıracağım" (Enis Behiç Koryürek)
  11. [mecaz] Gücünü, etkisini azaltmak
    • "Birkaç gün evvel yağan yağmur sıcağı kırmamış." (Burhan Felek)
  12. [argo] Kaçmak, uzaklaşmak
  13. [nesnesiz, ticaret] Değerinden düşük fiyata almak
    • "Bono kırmak. Çek kırmak."
KURMAK

  1. [-i] Makine, cihaz, mobilya vb.ni oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek; monte etmek
    • "Geniş çöl ufukları arasında çadırlarımızı kurduk." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Bakınız hazırlamak
    • "Kurduğu sofraya, yaptığı salataya git de bak!" (Refik Halit Karay)
  3. Yaylı, zemberekli şeylerde yayı veya zembereği germek
    • "Çocukça bir sevinçle kurduğun çalar saatleri çalıp duruyor." (Haldun Taner)
  4. Gereken şartları hazırlayıp kendi kendine olmaya bırakmak
    • "Turşu kurmak."
  5. Etkisi ve önemi geniş şeyler meydana getirmek; tesis etmek
    • "Dünyanın en büyük imparatorluklarını kuran kimlerdi?" (Orhan Seyfi Orhon)
  6. Yapmak, inşa etmek
    • "Çirkin yapıları örtecek güzel yapılar kuralım." (Nurullah Ataç)
  7. Yapmak, oluşturmak
  8. [ticaret] Ortaklık sağlamak
  9. Belli bir işte beraber çalışacak kimseleri belirlemek
    • "Teşkilatı ilçede sevilip sayılan bir avukat kurmuştu." (Tarık Buğra)
  10. Bir araya getirmek, toplamak
    • "Divan kurmak."
  11. Bakınız düşünmek
    • "Yalnız hayalle geçiniyorum, ben yalnız hayal kuruyorum." (Sait Faik Abasıyanık)
  12. Aklına koymak
    • "O gitmeyi bir kez kurdu mu artık durmaz."
  13. Zihinde büyütmek
    • "Bayram Ağa, uşakların söylediklerini kurdukça kurdu." (Halide Edip Adıvar)
  14. Sağlamak, oluşturmak
    • "Dostluk kurmak. İlişki kurmak."
  15. [mecaz] Bir kimseyi dedikodu veya telkinlerle başkasına karşı öfkelendirmek
YARMAK

  1. [-i] Uzunlamasına bölüp ayırmak; dilmek
    • "Odunu yarmak."
  2. Buğday, arpa vb. tahıl tanelerini değirmende kırmak
  3. Derin yara açmak
  4. Yarık açmak
  5. [tıp] Tıbbi işlem için bir organı kesmek, meydana çıkarmak; açmak
  6. [mecaz] Ortasından, içinden geçmek
    • "Vapurun yardığı sular, iki yanından güya neşelerinden köpüre köpüre Üsküdar'a gidişler, daima eğlenceliydi." (Abdülhak Şinasi Hisar)
DURMAK

  1. [nesnesiz] Hareketsiz durumda olmak
    • "Motorlu su taşıtlarından biri de kanal rıhtımının tam bizim önümüze düşen bir noktasında demir atmış duruyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. İşlemez olmak, çalışmamak
    • "Bileğimdeki saat durmuş." (Aka Gündüz)
  3. Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek; tevakkuf etmek
    • "Yolda nerede çeşme gördümse durdum, elimi yüzümü yıkadım, su içtim." (Necati Cumalı)
  4. Sona ermek; kesilmek
    • "Yağmur durdu."
  5. Varlığını sürdürmek
    • "Türklerin yüzlerce yıl önceki kitabeleri hâlâ duruyor."
  6. Var olmak
    • "Bu kadar dersim dururken sinemaya nasıl gideyim?"
  7. Beklemek, dikilmek
    • "Oturacak değil, ayakta duracak yer yok." (Reşat Nuri Güntekin)
  8. Birisinin malı olarak bulunmak veya o malla ilişkisi olmak
    • "Yazlık eviniz hâlâ duruyor mu?"
  9. Bir yerde kalmak
    • "Artık çok durmamış, yanındaki hanımla birlikte balodan çıkmış." (Mahmut Yesari)
  10. Bir yerde olmak veya bulunmak
    • "Aspirin getirmeyeceğini adı gibi biliyordu çünkü çekmecesinde dokunulmamış bir kutu duruyordu." (Tarık Buğra)
  11. Belli bir durumda, bir görevde bulunmak
    • "Her gelişimde ben de maçları seyreder, kaleci dururdum." (Haldun Taner)
  12. Ara vermek
    • "Sabahtan beri hiç durmadım."
  13. [mecaz] Bakınız yaşamak
    • "Anneannen duruyor mu?"
  14. [yardımcı fiil] Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: Çalışadurmak, bakadurmak, getiredurmak, yiyedurmak gibi
BURMAK

  1. [-i] Bir şeyi iki ucundan tutup ekseni etrafında ters yönlere çevirerek bükmek
    • "Bazı sıkı zamanlarda öyle olur ki sırtımdan çıkan gömleği elimde burup sıktığım zaman, tekneden çıkmış çamaşır gibi zırıl zırıl su akar." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Hadım etmek
  3. İğdiş etmek
  4. Ağza kekre tat vermek
    • "Bu ayva ağzımı burdu."
  5. Mide, bağırsak sancımak
PARMAK

  1. [isim, anatomi] İnsanda ve bazı hayvanlarda ellerin ve ayakların son bölümünü oluşturan, boğumlu, oynak, uzunca organların her biri
    • "Parmaklarımızla masanın tahtasında tempo tutuyoruz." (Adalet Ağaoğlu)
  2. [sıfat] Eni veya boyu bu organ kadar olan
  3. [sıfat] Koyu sıvılara daldırılıp çıkarıldığında bu organa bulaşan miktar kadar olan
    • "Bir parmak bal."
  4. Bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri
  5. [matematik] Bakınız inç
  6. [mecaz] Bir işe karışmış olma ilgisi
    • "Bu işte onun parmağı var."
  7. [eskimiş] Arşının yirmi dörtte biri boyunda bir uzunluk ölçüsü
YORMAK

  1. [-i] Yorgun duruma getirmek
    • "Teknik teferruatla okurlarımı yormak istemiyorum." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [mecaz] Sıkıntıya sokmak, üzmek
    • "Ömer, kalbimi en çok yoran bir sima gibi hatırımda kaldı." (Halide Edip Adıvar)
KARMAK

  1. [-i] Karıştırmak, birbirine katmak
  2. [nesnesiz] Toz durumundaki bir şeyi sıvı ile karıştırarak çamur veya hamur durumuna getirmek
    • "Çimento torbalarını taşıdı. Kardılar elbirliğiyle. Sonra kaldırdılar direkleri." (Fakir Baykurt)
SORMAK

  1. [-e, -i, -den] Birine soru yönelterek herhangi bir konuda bilgi istemek; sual etmek
    • "Hastanenin nöbetçi doktoru yok mu? diye soruyorum." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Bir işin sorumluluğu kendisinde olmak, bir işten sorumlu bulunmak
    • "Bu işi benden sorarlar."
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü