Sonunda r olan 3 harfli 61 kelime var. R harfi ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde r harfi olan kelimeler listesine ya da başında r harfi olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

NUR

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Aydınlık, ışık, parıltı, ziya
    • "Oğlan nur topu gibi idi." (Peyami Safa)
  2. İlahi bir güç tarafından gönderildiğine inanılan parlaklık
    • "Kuru kadın okurken önündeki mezarın bir yeşil nurla tutuştuğunu gördü." (Ömer Seyfettin)

ÇİR

  1. [isim] Kayısı, erik, zerdali vb. meyvelerin kurusu

TOR

  1. [isim] Sık gözlü ağ

MOR

  1. [isim] Kırmızı ile mavinin karışmasından oluşan renk, menekşe renginin kırmızıya çalanı
  2. [sıfat] Bu renkte olan
    • "Mor patlıcan."

TIR

  1. [isim] Genellikle uluslararası kara yolu taşımacılığında kullanılan, dingil sayısı fazla olan uzun kamyon

FIR

  1. [zarf] Fırıl fırıl
    • "Kızı, annesinin çevresinde fır dönüyor."
  2. [isim] Piç, fırlama

CER

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Çekme, sürükleyerek götürme
    • "... padişahlardan birinin torunu çıkageldi, yarı ümmi bir adamla cerre çıkmıştı ." (Refik Halit Karay)

DAR

  1. [sıfat] İçine alacağı şeye oranla ölçüleri yetersiz olan, geniş ve bol karşıtı
    • "Dar elbise. Dar ev."
    • "Zavallı ihtiyarlar, sabah oldu mu bir yangından kaçar gibi kendilerini evden dar atıyorlar, gece yarısına kadar kahvede oturuyorlar, kavga ediyorlar, uyukluyorlardı." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Acaba bu içinde yaşadığımız hava neden bu kadar dar geliyor?" (Yahya Kemal Beyatlı)
    • "Madam onu çocuğu gibi seviyordu. Dara düştüğü günlerde hizmetini hiç aksatmadan para mara istemedi." (Tarık Buğra)
  2. Genişliği az veya yetersiz olan, ensiz, mikro
    • "Sahilleri kucaklayan tatlı meltemler, bu mahallenin dar sokaklarından geçmiyordu." (Suat Derviş)
    • "Lala da pek darda kaldığı zaman kabahati Gülsüm'ün üstüne yıkıyor." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Az, elverişsiz, sınırlı
    • "Bu dar gelirle hiçbir şey yapılamaz. Dar zaman."
  4. Sıkıntılı
    • "Dar bir gün gelmiş birinden üç beş kuruş almışım, ne çıkar!" (Memduh Şevket Esendal)
  5. Yetersiz
    • "Dar düşünce. Hayali dar."
  6. [zarf] Güçlükle, ucu ucuna, ancak
    • "En sonra, pek çok sıkılan çocukların zoru ile akşam altı postasına dar yetiştiler." (Memduh Şevket Esendal)

ZOR

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Sıkıntı, güçlük, rahatsızlık
    • "Onun için hiçbir zorum, sıkıntım yokmuş gibi ara sıra denize taşlarımı atmakta devam ederek hızlı hızlı yürüdüm." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Ama, sevdiğimiz insanın acı çekmesini seyretmek, ölüm acısından çok daha zor gelmiştir bana." (Kemal Tahir)
    • "Bizim anlayacağımız, bu memleketin iki tek zoru var. Biri okul, öteki de yol." (Bedri Rahmi Eyuboğlu)
    • "Onları susmak zorunda bırakmanın sıkıntısını duyuyorum." (Necati Cumalı)
  2. Yüküm, mecburiyet
    • "Artık kızının evinde kalışının zordan olduğunu biliyordu." (Necati Cumalı)
  3. Baskı
    • "Hocaların zoru ile çıkarılmış olan bu kanun yürümedi." (Memduh Şevket Esendal)
  4. [sıfat] Sıkıntı veya güçlükle yapılan, kolay karşıtı
    • "Sabır güzel, faydalı; fakat zor şeydir." (Burhan Felek)
  5. [zarf] Güçlükle, zorla
    • "El ele vermiş polisler kaldırımlardan taşan halk kütlesini zor zapt ediyorlardı." (Haldun Taner)
  6. [ünlem] "Yapamazsın" anlamında kullanılan bir söz

TER

  1. [isim] Derinin gözeneklerinden sızan, kendine özgü bir kokusu olan, yapışkan, renksiz, tuzlu sıvı
    • "O kadar sırsıklam ter içinde idi ki cesaret edemedi." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
    • "... göbek taşında ter atarken bunaldı."
    • "Elleri ayakları buz kesildi, soğuk bir ter boşandı bütün vücudundan." (Çetin Altan)

BİR

  1. [isim] Sayıların ilki
    • "Süfli gayeler, kütleleri ya oldukları yere mıhlayan ve bir arpa boyu ileri götürmeyen sefil isteklerdir." (Samiha Ayverdi)
    • "Karabibik tenha sokakta bir aşağı bir yukarı gezinmekteydi." (Nabizade Nazım)
    • "Yanımızdan bir ayak evvel kaçmak için içinden yanıyordu." (Halide Edip Adıvar)
    • "Bir ayak üstünde kırk yalanın belini büktüğü hâlde para hesabına bir türlü akıl erdiremez, bakkala bozdurulan paranın gerisini daima eksik getirirdi." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Bu sayıyı gösteren 1, I rakamlarının adı
    • "Bir de ne göreyim! Bir de öyle demişim ne çıkar?"
    • "Bu çocuğa bir hâl oldu, bu çocuk avareleşti." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
    • "Bana bir şeyler oluyor dedi ve bayıldı."
  3. [sıfat] Bu sayı kadar olan
    • "Bir kalem."
    • "Bana bir şey olursa çocuklar size emanet."
  4. [sıfat] Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı)
    • "Bir adam sizi arıyor."
  5. [sıfat] Tek
    • "Allah birdir."
  6. [sıfat] Beraber
    • "Hep biriz, ayrılmayız."
  7. [sıfat] Eş, aynı, bir boyda
    • "Bu kalemlerin ikisi birdir, hangisini isterseniz alınız."
  8. [sıfat] Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek
    • "Bizim kesemiz birdir."
  9. [sıfat] Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer
  10. [zarf] Bir kez
    • "Bir ona, bir ona, bir bana baktı, sonra..."
  11. [zarf] Sadece
    • "Her şey bitti, bir bu kaldı."
  12. [zarf] Ancak, yalnız
    • "Bunu bir sen yapabilirsin."

ŞOR
...
MİR

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Baş, kumandan, amir
  2. Bey, emir

GAR

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Demir yolu ile yolculuk edenlerin gereksinimlerinin geniş ölçüde karşılandığı büyük tren istasyonu
    • "Bu beylerle Selanik garının civarında bazı bahçelerden geçerek gidiyorduk." (Yahya Kemal Beyatlı)

HOR

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [sıfat] Değersiz, önemi olmayan, aşağı
    • "Para kazanamadığın için para kazananları hor görüp alaya alarak kendini avutuyor olmalısın." (Haldun Taner)

TUR

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Dolaşma
    • "Yemekten sonra araba ile tura çıktık." (Yahya Kemal Beyatlı)
    • "Bir kaşıkçı kuşu çok yükseklerde tur atıyor." (Haldun Taner)
    • "Her ay, mehtapta bir iki kere merkeplerle tura çıkardık." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  2. Bir sonuca ulaşıncaya kadar yapılan iş
  3. Başladığı noktada biten, bir veya daha fazla yere önceden belirlenmiş bir programa göre yapılan seyahat

NAR

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Nargillerden, yaprakları karşılıklı, çiçekleri büyük, koyu kırmızı renkte, küçük bir ağaç (Punica granatum)
  2. Bu ağacın kırmızımtırak sarı sert bir kabukla örtülü, içinde çok sayıda kırmızımtırak, sulu taneler bulunduran yuvarlak yemişi

GÜR

  1. [sıfat] Bol ve güçlü olarak çıkan veya fışkıran
    • "Gür, kumral saçlarının çerçevelediği narin yüzü kıpkırmızı idi." (Ömer Seyfettin)
  2. Bol, verimli, feyyaz
    • "Oralarda deve dikenleri ve çalı süpürgeleri gür, yeşil, pembe bitmişti." (Sait Faik Abasıyanık)

KAR

  1. [isim] Havada beyaz ve hafif billurlar biçiminde donarak yağan su buharı
    • "Kıştı, yerler iki karış kar tutmuştu." (Tarık Buğra)
    • "Ben kışın kar yağarken bile kova kova soğuk su dökünürüm." (Refik Halit Karay)
    • "Karda yürüyüp izini belli etmemek, cümlesiyle tarif edilen bu sinsilik, hedefine asla varamayan adi bir hiledir." (Peyami Safa)

LİR

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Kaynağı mitolojik çağlara dayanan kirişli bir çalgı

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü