Başında ot olan 7 harfli 23 kelime var. Ot ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde ot olan kelimeler listesine ya da sonu ot ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında ot bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

OTOKLAV

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Vida ve cıvatalarla tutturulmuş basit bir kapağı olan, iç basınca dayanıklı kap
  2. Laboratuvar işlerinde ve ameliyatlarda yararlanılan her türlü araç ve gereci mikropsuzlaştırmak için kullanılan basınçlı buhar kazanı

OTOSTOP

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Bir yayanın yoldan geçen bir otomobili durdurarak binmesi ve gideceği yere para vermeden gitmesi

OTOGRAF

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [sıfat] Bir yazarın veya kişinin kendi elinden çıkan (yazı)

OTLANMA

  1. [isim] Otlanmak işi

OTLAKÇI

  1. [sıfat] Asalak
    • "Bizim rahmetli İlhami de otlakçı idi ama hiç olmazsa bir inceliği vardı, adamı eğlendirirdi." (Memduh Şevket Esendal)

OTORİTE

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Yaptırma, yasak etme, emretme, itaat ettirme hakkı veya gücü, yetke, sulta, velayet
    • "Sakarya zaferi ile gazi ve müşir Mustafa Kemal Paşa tam otoritesini elde etmiştir." (Falih Rıfkı Atay)
    • "Reisleri de tam bir otorite temin etmiş olduğunu her vesile ile belli ediyordu." (Etem İzzet Benice)
  2. Siyasi veya idari güç
  3. Çalışmalarıyla kendini kabul ettirmiş, başarılı kimse

OTOTROF

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [sıfat] Özbeslenen

OTOKRAT

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [sıfat] Siyasal kudreti elinde bulunduran (hükümdar)

OTOSİST

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] İşitme kesesi

OTALAMA

  1. [isim] Otalamak işi

OTİSTİK

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [sıfat] İçe yönelik olan

OTOPARK

Kelime Kökeni : Almanca

  1. [isim] Taşıtların trafik bakımından uygun olan ve belli bir süre bırakıldıkları açık veya kapalı yer, park yeri, park

OTUZLUK

  1. Yaşı otuz civarında olan
  2. İçinde otuz adet bulunan
  3. Otuz lira değerinde olan

OTARMAK

  1. [-i] Otlatmak

OTURMUŞ

  1. [sıfat] Yerleşik, yerleşmiş, güçlenmiş
    • "Oturmuş bir kurum."

OTLATMA

  1. [isim] Otlatmak işi

OTONOMİ

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Özerklik
    • "Bizans'ta Sırp memleketlerini zapt ettilerse de bir müddet sonra bazı kısımlara geniş otonomiler verdiler." (Falih Rıfkı Atay)

OTLAMAK

  1. [nsz] Hayvan, dolaşarak yerdeki ot, çimen, yaprak vb.ni yemek, yayılmak
    • "Çimenler üzerinde çocuklar oynuyor, kuzular otluyor." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  2. Meşgul olmak
    • "Liseyi bitirmiş, üniversiteye gitmiş, birkaç sene otlamış orada, çakmış." (Atilla İlhan)
  3. Para ve emek harcamadan başkalarının sırtından geçinmek

OTOKTON

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [sıfat] Yerli
    • "Bugüne kadar semtin otokton ahalisi ile kooperatifin üyeleri, ayırt edilemiyor." (Haldun Taner)

OTURMAK

  1. [-e] Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
    • "Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
    • "Daha ilk gecesinden karı lafı ile oturup kalkmaya başlarsa konu nereye varır?" (Memduh Şevket Esendal)
  2. [nsz] Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak
    • "Bakın, hikâye zordur, acımasız ve hoşgörüsüzdür. Oturursunuz ve başından kalkamazsınız." (Tarık Dursun K)
  3. [-i] Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak
    • "Ütüsüz ve beli oturmamış pantolonunu çekti." (Tarık Buğra)
  4. [-de] Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek
    • "Aynı semtte oturdukları için komşu da sayılırlar." (Burhan Felek)
  5. [nsz] Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak
    • "Böyle oturacağınıza çalışsanız olmaz mı?"
  6. [nsz] Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek
    • "Temelin bu tarafı on santim oturmuş."
  7. [-le] Biriyle beraber yaşamak
    • "O günden beri, enişte beyle oturuyorum." (Sermet Muhtar Alus)
  8. Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak
    • "Bu saat, kendimi bildim bileli sofraya oturma saatimizdir." (Yusuf Ziya Ortaç)
  9. Yer almak, geçmek
    • "Valilik makamına oturdu."
  10. [nsz] Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek
    • "Gelenekler gün geçtikçe iyice oturdu."
  11. Belli bir yörüngede dönmeye başlamak
    • "Uydu yörüngeye oturdu."
  12. Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak
  13. [nsz] Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak
    • "Arif gibi bir adamla çene yarışına girmek istememekle beraber susup oturamazdı." (Memduh Şevket Esendal)
  14. Mal olmak
    • "Bu bize pahalıya oturdu."

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü