Başında ot olan 7 harfli 26 kelime var. Ot ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde ot olan kelimeler listesine ya da sonu ot ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ot bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- OTURTMA
-
-
[isim]
Oturtmak işi
-
Halka halka kesilmiş patates, patlıcan, kabak vb. sebzelerden yapılan bir çeşit kıymalı yemek
-
[isim]
Oturtmak işi
- OTANTİK
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[sıfat]
Gerçek olan, gerçeğe veya aslına dayanan, orijinal, mevsuk
- "Otantik bir belge."
-
[sıfat]
Gerçek olan, gerçeğe veya aslına dayanan, orijinal, mevsuk
- OTODRAG
- ...
- OTONOMİ
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Özerklik
- "Bizans'ta Sırp memleketlerini zapt ettilerse de bir müddet sonra bazı kısımlara geniş otonomiler verdiler." (Falih Rıfkı Atay)
-
[isim]
Özerklik
- OTORİTE
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Yaptırma, yasak etme, emretme, itaat ettirme hakkı veya gücü, yetke, sulta, velayet
- "Sakarya zaferi ile gazi ve müşir Mustafa Kemal Paşa tam otoritesini elde etmiştir." (Falih Rıfkı Atay)
- "Reisleri de tam bir otorite temin etmiş olduğunu her vesile ile belli ediyordu." (Etem İzzet Benice)
-
Siyasi veya idari güç
-
Çalışmalarıyla kendini kabul ettirmiş, başarılı kimse
-
[isim]
Yaptırma, yasak etme, emretme, itaat ettirme hakkı veya gücü, yetke, sulta, velayet
- OTALAMA
-
-
[isim]
Otalamak işi
-
[isim]
Otalamak işi
- OTOSKOP
- ...
- OTURMUŞ
-
-
[sıfat]
Yerleşik, yerleşmiş, güçlenmiş
- "Oturmuş bir kurum."
-
[sıfat]
Yerleşik, yerleşmiş, güçlenmiş
- OTOKTON
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[sıfat]
Yerli
- "Bugüne kadar semtin otokton ahalisi ile kooperatifin üyeleri, ayırt edilemiyor." (Haldun Taner)
-
[sıfat]
Yerli
- OTOSİST
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
İşitme kesesi
-
[isim]
İşitme kesesi
- OTLAMAK
-
-
[nsz]
Hayvan, dolaşarak yerdeki ot, çimen, yaprak vb.ni yemek, yayılmak
- "Çimenler üzerinde çocuklar oynuyor, kuzular otluyor." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
-
Meşgul olmak
- "Liseyi bitirmiş, üniversiteye gitmiş, birkaç sene otlamış orada, çakmış." (Atilla İlhan)
-
Para ve emek harcamadan başkalarının sırtından geçinmek
-
[nsz]
Hayvan, dolaşarak yerdeki ot, çimen, yaprak vb.ni yemek, yayılmak
- OTİZMLİ
- ...
- OTOKLAV
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Vida ve cıvatalarla tutturulmuş basit bir kapağı olan, iç basınca dayanıklı kap
-
Laboratuvar işlerinde ve ameliyatlarda yararlanılan her türlü araç ve gereci mikropsuzlaştırmak için kullanılan basınçlı buhar kazanı
-
[isim]
Vida ve cıvatalarla tutturulmuş basit bir kapağı olan, iç basınca dayanıklı kap
- OTARMAK
-
-
[-i]
Otlatmak
-
[-i]
Otlatmak
- OTOKRAT
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[sıfat]
Siyasal kudreti elinde bulunduran (hükümdar)
-
[sıfat]
Siyasal kudreti elinde bulunduran (hükümdar)
- OTURTUM
-
-
[isim]
Bir müzik parçasının seslendirilişinde insan sesleri ile çalgıların görevlendiriliş düzeni
-
[isim]
Bir müzik parçasının seslendirilişinde insan sesleri ile çalgıların görevlendiriliş düzeni
- OTLAKÇI
-
-
[sıfat]
Asalak
- "Bizim rahmetli İlhami de otlakçı idi ama hiç olmazsa bir inceliği vardı, adamı eğlendirirdi." (Memduh Şevket Esendal)
-
[sıfat]
Asalak
- OTURMAK
-
-
[-e]
Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
- "Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
- "Daha ilk gecesinden karı lafı ile oturup kalkmaya başlarsa konu nereye varır?" (Memduh Şevket Esendal)
-
[nsz]
Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak
- "Bakın, hikâye zordur, acımasız ve hoşgörüsüzdür. Oturursunuz ve başından kalkamazsınız." (Tarık Dursun K)
-
[-i]
Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak
- "Ütüsüz ve beli oturmamış pantolonunu çekti." (Tarık Buğra)
-
[-de]
Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek
- "Aynı semtte oturdukları için komşu da sayılırlar." (Burhan Felek)
-
[nsz]
Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak
- "Böyle oturacağınıza çalışsanız olmaz mı?"
-
[nsz]
Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek
- "Temelin bu tarafı on santim oturmuş."
-
[-le]
Biriyle beraber yaşamak
- "O günden beri, enişte beyle oturuyorum." (Sermet Muhtar Alus)
-
Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak
- "Bu saat, kendimi bildim bileli sofraya oturma saatimizdir." (Yusuf Ziya Ortaç)
-
Yer almak, geçmek
- "Valilik makamına oturdu."
-
[nsz]
Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek
- "Gelenekler gün geçtikçe iyice oturdu."
-
Belli bir yörüngede dönmeye başlamak
- "Uydu yörüngeye oturdu."
-
Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak
-
[nsz]
Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak
- "Arif gibi bir adamla çene yarışına girmek istememekle beraber susup oturamazdı." (Memduh Şevket Esendal)
-
Mal olmak
- "Bu bize pahalıya oturdu."
-
[-e]
Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek
- OTOTROF
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[sıfat]
Özbeslenen
-
[sıfat]
Özbeslenen
- OTUZLUK
-
-
Yaşı otuz civarında olan
-
İçinde otuz adet bulunan
-
Otuz lira değerinde olan
-
Yaşı otuz civarında olan