Başında ok olan 7 harfli 26 kelime var. Ok ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ok olan kelimeler listesine ya da sonu ok ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ok bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- OKSALİK
-
Kelime Kökeni: Fransızca oxalique
-
[isim, kimya]
Kuzukulağı vb. bitkilerde rastlanan, özellikle temizleme maddesi olarak kullanılan asit; kuzukulağı asidi, oksalik asit
-
[isim, kimya]
Kuzukulağı vb. bitkilerde rastlanan, özellikle temizleme maddesi olarak kullanılan asit; kuzukulağı asidi, oksalik asit
- OKŞANMA
-
-
[isim]
Okşanmak işi
-
[isim]
Okşanmak işi
- OKŞANIŞ
-
-
[isim]
Okşanmak işi
-
[isim]
Okşanmak işi
- OKYANUS
-
Kelime Kökeni: Arapça ukyānūs
-
[isim, coğrafya]
Kıtaları birbirinden ayıran deniz; ana deniz, umman
- "Atlas Okyanusu. Hint Okyanusu."
-
[isim, coğrafya]
Kıtaları birbirinden ayıran deniz; ana deniz, umman
- OKKALIK
-
-
[sıfat]
Herhangi bir okka ağırlığında veya oylumunda olan
- "Ceviz kadar sünger, iki üç yılda üç okkalık karpuz kadar büyür."
-
[sıfat]
Herhangi bir okka ağırlığında veya oylumunda olan
- OKAZYON
-
Kelime Kökeni: Fransızca occasion
- OKUYUCU
-
- OKLAMAK
-
-
[nesnesiz]
Ok gibi fırlamak
-
[-i]
Okla vurmak
-
[nesnesiz]
Ok gibi fırlamak
- OKUTMAK
-
-
[-i]
Okumasını, öğrenim görmesini sağlamak
- "Babamın beni büyük kentte okutacak parası olmadığı için öğretmen olmuştum."
-
[nesnesiz]
Okuma işini yaptırmak
- "Kumandan paşaya bu akşam şiir okutmak istiyoruz."
-
[nesnesiz]
Ders vermek, bir konu üzerinde yetiştirmek
- "Lisede İngilizce okutuyor."
-
[argo]
Satarak elinden çıkarmak
- "Bana iki sandık çay verdi. Bunları al okut, dedi."
-
[argo]
Bir kimseyi yankesicilik, kumar, dolandırıcılık gibi işlerde yetiştirmek
-
[-i]
Okumasını, öğrenim görmesini sağlamak
- OKUTMAN
-
-
[isim]
Yükseköğretim kurumlarında ortak, zorunlu dersleri okutmak için görevlendirilen, uygulamalı çalışmaları yöneten öğretim elemanı; lektör
-
[isim]
Yükseköğretim kurumlarında ortak, zorunlu dersleri okutmak için görevlendirilen, uygulamalı çalışmaları yöneten öğretim elemanı; lektör
- OKSİJEN
-
Kelime Kökeni: Fransızca oxygène
-
[isim, kimya]
Atom numarası 8, atom ağırlığı 16 olan, hidrojenle birleşerek suyu oluşturan, rengi, kokusu ve tadı olmayan, havada beşte bir oranında bulunan bir gaz; müvellidülhumuza (simgesi O)
- "Hayatın ham maddeleri de azot, karbon, oksijen gibi kimyevi unsurlardır."
-
[isim, kimya]
Atom numarası 8, atom ağırlığı 16 olan, hidrojenle birleşerek suyu oluşturan, rengi, kokusu ve tadı olmayan, havada beşte bir oranında bulunan bir gaz; müvellidülhumuza (simgesi O)
- OKŞAYIŞ
-
-
[isim]
Okşama işi
- "Orada sıcak alna latif bir serinlik veren bir okşayış meltemi eser."
-
[isim]
Okşama işi
- OKLANMA
-
-
[isim]
Oklanmak işi
-
[isim]
Oklanmak işi
- OKŞATMA
-
-
[isim]
Okşatmak işi
-
[isim]
Okşatmak işi
- OKUNMAK
-
-
[nesnesiz]
Okuma işine konu olmak
- "Gece olmuş, yatsılar okunmuş, daha damat bey gelmemişti."
-
Bakınız okunulmak
-
[mecaz]
Belli olmak, açıkça görünmek
- "Bütün söyleyecekleri yüzünden okunuyor."
-
[ağızlardan]
Davet edilmek, çağrılmak
-
[nesnesiz]
Okuma işine konu olmak
- OKŞAMAK
-
-
[-i]
Sevgi, şefkat belirtisi olarak elini bir şeyin üzerinde yavaş yavaş gezdirmek veya ona hafifçe vurmak; sevmek, sıvazlamak
- "Oğlan kızın yanına geldi, saçlarını okşuyor."
-
Hafifçe dokunmak
- "Esen rüzgâr siliyor alnımdan kaderimi / Okşuyor saçlarımı, yüzümü, ellerimi"
-
[nesnesiz, mecaz]
Hafifçe dövmek
- "Huysuzluk ettiği için biraz okşamış."
-
[mecaz]
Hoşnut etmek
- "Mektuplarında onun onurunu okşayacak, endişelerini hafifletecek cümleleri artırdı."
-
Benzemek, andırmak, hatırlatmak
- "Bu iki sarı birbirini okşuyor."
-
[-i]
Sevgi, şefkat belirtisi olarak elini bir şeyin üzerinde yavaş yavaş gezdirmek veya ona hafifçe vurmak; sevmek, sıvazlamak
- OKSİLİT
-
Kelime Kökeni: Fransızca oxylithe
-
[isim, kimya]
Suyla birleştiğinde oksijen açığa çıkaran, birleşiminde nikel ve bakır tozları bulunan sodyum ve potasyum peroksit
-
[isim, kimya]
Suyla birleştiğinde oksijen açığa çıkaran, birleşiminde nikel ve bakır tozları bulunan sodyum ve potasyum peroksit
- OKŞANTI
-
-
[isim]
Bakınız okşama
-
[isim]
Bakınız okşama
- OKÇULUK
-
-
[isim]
Ok yapma veya satma işi
-
Okçu olma durumu; kemankeşlik
-
[spor]
Ok ve yay kullanılarak yapılan spor
-
[isim]
Ok yapma veya satma işi
- OKSALAT
-
Kelime Kökeni: Fransızca oxalate
-
[isim, kimya]
Billurları idrarda bulunabilen ve idrar yolunda taş yapan kalsiyum oksalatın kısa biçimi
- "Eh, ara sıra raporlarında biraz şeker yahut oksalat izine rastlandığı da olurdu."
-
[isim, kimya]
Billurları idrarda bulunabilen ve idrar yolunda taş yapan kalsiyum oksalatın kısa biçimi