Başında ok olan 6 harfli 19 kelime var. Ok ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ok olan kelimeler listesine ya da sonu ok ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ok bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- OKULLU
-
-
[isim]
Bir okula devam eden kimse, öğrenci
-
[isim]
Bir okula devam eden kimse, öğrenci
- OKUYUŞ
-
-
[isim]
Okumak işi
-
[isim]
Okumak işi
- OKUNMA
-
-
[isim]
Okunmak işi
- "Her şairin içinde bir okunma, bir yayılma, bir beğenilme hırsı vardır."
-
[isim]
Okunmak işi
- OKTANT
-
Kelime Kökeni: Fransızca octant
-
[isim, gök bilimi]
Yıldızların birbirlerine olan uzaklıklarını veya ufuk çizgisinden 450o C’lik yükseklikteki yıldızları gözlemeye yarayan alet
-
[matematik]
Dairenin sekizde biri
-
[isim, gök bilimi]
Yıldızların birbirlerine olan uzaklıklarını veya ufuk çizgisinden 450o C’lik yükseklikteki yıldızları gözlemeye yarayan alet
- OKKALI
-
-
[sıfat]
Kiloca fazla olan, ağır çeken
- "Ablak yüzlü, okkalı bir adamdı nazır hazretleri."
-
[mecaz]
Çok, fazla
- "Müfettiş Bey, öncekilerden çok daha okkalı bir yudum içti."
-
[mecaz]
Ağır, şiddetli
- "Önce Bekir'in omzuna okkalı bir sille indirdi."
-
[sıfat]
Kiloca fazla olan, ağır çeken
- OKUMAK
-
-
[-i]
Bir metni sadece harf ve işaretlere bakıp anlamak veya metni seslendirmek
- "Bana umutsuz bir sesle son raporları okudu."
-
[nesnesiz]
Yazılmış bir metnin iletmek istediği şeyleri öğrenmek
- "Gazete bile okumak istemiyorum."
-
[nesnesiz]
Bir konuyu öğrenmek için okulda, bir öğretmenin yanında veya yazılı şeyler üzerinde çalışmak, öğrenim görmek
- "Çabuk dil öğrenmedi, okumak istemedi."
-
[nesnesiz]
Sesli olarak söylemek
- "Salon boşalmaya başladı, biz şiirler okuyup dinliyoruz."
-
[nesnesiz]
Şarkı, türkü vb.ni sesli olarak nağme ile söylemek
-
[nesnesiz]
Bir şeyin anlamını çözmek
- "Şifre okumak."
-
Nazarı önlemek veya gidermek, bir hastanın iyi olmasını, bir işin çözülmesini sağlamak için bazı duaları usulüne göre söylemek
-
[mecaz]
Bazı belirtilerle bir anlamı, gizli bir duyguyu anlamak, kavramak
- "Yüzünü benden saklıyor. Niçin? Çehresinde, melalinde aşkının matemini okumayayım diye mi?"
-
[mecaz]
Yazı dışındaki işaret ve izleri değerlendirerek çözmek, yorumlamak
-
[nesnesiz, argo]
Sövmek, küfretmek
-
[ağızlardan]
Bir yere çağırmak, davet etmek; okuntu göndermek
-
[nesnesiz, argo]
Anlatmak, ortaya dökmek
- "Komiser delilleri söylemeye başlayınca hırsız bütün bildiklerini okudu."
-
[-i]
Bir metni sadece harf ve işaretlere bakıp anlamak veya metni seslendirmek
- OKLAVA
-
-
[isim]
Hamur açmakta kullanılan, silindir biçiminde, uzunca, ince değnek
- "Yufkacılar burada açarlar, koskocaman oklavalarla."
-
[isim]
Hamur açmakta kullanılan, silindir biçiminde, uzunca, ince değnek
- OKRAMA
-
-
[isim]
Okramak işi
-
[isim]
Okramak işi
- OKEYCİ
-
-
[isim]
Okey oynayan kimse
-
Okey oynamaya düşkün olan kimse
-
[isim]
Okey oynayan kimse
- OKUTMA
-
-
[isim]
Okutmak işi
- "Ertesi gün onu okutmaya başlayacağını, adam edeceğini müjdeledi."
-
[isim]
Okutmak işi
- OKTRUA
-
Kelime Kökeni: Fransızca octroi
-
[isim, eskimiş]
Şehre giren bazı mallardan alınan vergi
-
[isim, eskimiş]
Şehre giren bazı mallardan alınan vergi
- OKLAMA
-
-
[isim]
Oklamak işi
-
Bakınız dart
-
[isim]
Oklamak işi
- OKUMUŞ
-
-
[sıfat]
Okuyarak bilgisini genişletmiş, öğrenim görmüş (kimse)
- "Bizim aramızda en görmüş geçirmişi, en okumuşu sensin."
-
[sıfat]
Okuyarak bilgisini genişletmiş, öğrenim görmüş (kimse)
- OKSİDE
-
Kelime Kökeni: Fransızca oxydé
-
[sıfat]
Paslanmış
- "Üzerinde küçücük bir billur hokka ile okside madenden narin bir kalem ve yalnız iki kitap vardı."
-
[sıfat]
Paslanmış
- OKÜLER
-
Kelime Kökeni: Fransızca oculaire
-
[isim, fizik]
Optik aletlerinde objektiften aldığı ışınları göze veren mercek sistemi
- "Gözüne götürdüğü bu optik aletin okülerini iki parmağının iki zarif hareketiyle çevirerek görüş alanı içine aldığı düşmanların görüntüsünü netleştirdi."
-
[isim, fizik]
Optik aletlerinde objektiften aldığı ışınları göze veren mercek sistemi
- OKUNTU
-
-
[isim, ağızlardan]
Küçük armağanlarla yapılan düğün çağrısı
-
[isim, ağızlardan]
Küçük armağanlarla yapılan düğün çağrısı
- OKŞAMA
-
-
[isim]
Okşamak işi; okşantı
- "Yemeğini vaktinde vermezsem sesini çatarak mırıldanır, canı istemediği vakit okşamaya kalkarsam elimi tırmalar."
-
[isim]
Okşamak işi; okşantı
- OKUNUŞ
-
-
[isim]
Okunmak işi
- "Şiir, okunuş yöntemini kendisi hatırlatır."
-
[isim]
Okunmak işi
- OKUTUŞ
-
-
[isim]
Okutmak işi
-
[isim]
Okutmak işi