Başında o olan 4 harfli 67 kelime var. O harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde o harfi olan kelimeler listesine ya da sonu o harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

OTEL

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Yolcu ve turistlere geceleme imkânı sağlamak, bunun yanında yemek, eğlence vb. hizmetleri sunmak amacıyla kurulmuş işletme
    • "Beyoğlu civarında bir otelde yatmıştım." (Sait Faik Abasıyanık)

OVMA

  1. [isim] Ovmak işi

OZON

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Molekülünde üç atom bulunan oksijenden oluşan, ağır kokulu, gaz durumundaki basit element (O3)

OLAY

  1. [isim] Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka
    • "O olaydan sonra bir daha yalnız kalmamıştık onunla." (Necati Cumalı)
    • "Hınzır sıfır, sağda da olsa solda da olsa olaylar yaratıyor." (Aydın Boysan)
  2. Önemli tarihsel olgu, fenomen
    • "Nötron bombası günümüzün olayıdır."

OMCA

  1. [isim] Kalça kemiğinin bir bölümü
  2. Kesilmiş ağaç kökü, bağ kütüğü

OYUM

  1. [isim] Oyma işi
    • "Tünel açmak için bu dağın oyumu iki ay sürdü."

OCAK

  1. [isim] Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer
    • "Üç balıkçı güneş batarken kumların üzerine iki taştan bir ocak yaptılar ve ateş yaktılar." (Halikarnas Balıkçısı)
    • "Aşk tuzakları birçok ocakların sönmesine sebep olmuştur." (Falih Rıfkı Atay)
    • "Birini bulup da evlenirsem birkaç yıl içinde, yeniden bir ocak tütmeye başlar, diye düşünüyordum." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Hanımefendi, gençliğin kadrini biliniz... Ocağınıza düştük." (Peyami Safa)
  2. Şömine
    • "Ocağın önünde oturup acayip bir dikkatle odunların yanışına bakar." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan, pişiren, kaynatan, eriten araç veya alet
    • "Anlaşılan çamaşırcı giderken ocağı tam söndürmemiş olacak." (Haldun Taner)
  4. Kahvelerde, kuruluşlarda çay, kahve vb.nin yapıldığı yer
    • "Konuşmalar iyice kızışmaya başladığı vakit kahve ocağının önünde görünür." (Salâh Birsel)
  5. Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer
    • "Mermer ocağı. Kömür ocağı."
  6. Bahçelerde ve bostanlarda her tür meyve ve sebze ekimine ayrılmış, çevresinden biraz yükseltilmiş toprak parçası
    • "Mustafa, arkasına güçlü kuvvetli bir kadın takmış, üç evleğine çizgiler, ocaklar açıyordu." (Sait Faik Abasıyanık)
  7. Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer
    • "Başlangıçtan beri burası bir vatansever ocağı idi." (Falih Rıfkı Atay)
  8. Yılın otuz bir gün süren, birinci ayı, kânunusani
    • "Ocak ayını sevmem, oldum olası." (Burhan Felek)
  9. Yeniçeri teşkilatını oluşturan odalardan her biri
  10. Ev, aile, soy
    • "Henüz temelleri atılmayan kendi ocağım kurulmadan yıkılmıştı." (Aka Gündüz)
  11. Bazı hastalıkları iyi ettiğine inanılan aile

ORYA

Kelime Kökeni : Rumca

  1. [isim] Karo

OLTA

Kelime Kökeni : Rumca

  1. [isim] Genellikle, bir olta takımının ava hazır bütünü
    • "Sersem balık gibi bu oltaya düşeceklerdi." (Halit Fahri Ozansoy)
  2. Balık avlamada kullanılan, ucuna çengelli iğne takılı, çoğunlukla at kuyruğu kılından olan veya naylon tellerden yapılmış iplik
    • "Oltanın ucuna bir şeyler takılmış olmalıydı." (Tarık Buğra)
  3. Hile, düzen, oyun, yem
    • "Ankara'nın sorumluları bu oltanın yabancısı değillerdi." (Tarık Buğra)

OBUA

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Orkestrada yer alan çift kamışlı, tahtadan yapılmış üflemeli çalgı

ORUN

  1. [isim] Özel yer
  2. Makam, mansıp, mesnet, mevki

OMUZ

  1. [isim] Boynun iki yanında, kolların gövdeye bağlandığı bölüm
    • "Başı omuzları içine çökmüş gibi idi." (Falih Rıfkı Atay)
    • "Seni hizmetime alacağım, dedim. Âdeta omuz silkerek: -Pekâlâ, dedi." (Falih Rıfkı Atay)

OTUZ

  1. [isim] Yirmi dokuzdan sonra gelen sayının adı
  2. Bu sayıyı gösteren 30, XXX rakamlarının adı
  3. [sıfat] Üç kere on, yirmi dokuzdan bir artık

OKUL

  1. [isim] Her türlü eğitim ve öğretimin toplu olarak yapıldığı yer, mektep
    • "Daha gelir gelmez, ayağının tozu ile vilayet merkezinin okullarını gezdi." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Ortaokulun üçüncü yılına geçince okuldan ayrıldı." (Necati Cumalı)
  2. Bir okuldaki öğrenci ve görevlilerin bütünü
    • "Okul dağıldı."
  3. Ekol

ONUM

  1. [isim] Kötü bir durumdan kurtulma

OKEY

  1. [isim] Plastik, tahta, mika vb. maddelerden yapılmış taşlarla oynanan ve konkene benzeyen bir tür oyun

OLMA

  1. [isim] Olmak işi veya durumu

OBUR

  1. [sıfat] Gereğinden çok yemek yiyen, doymak bilmeyen (kimse)
    • "Kendi derecesinde olmamakla beraber o da hatırı sayılan oburlardan." (Reşat Nuri Güntekin)

OLUR

  1. [sıfat] Olabilir
    • "Bu olur iş mi?"
    • "Olur ki kıza bir söz atar, olur ki sarkıntılık ederler." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Olur tesadüf değil, dün Büyükada iskelesinde karşı karşıya gelince şaşırakaldım." (Refik Halit Karay)
  2. [isim] Onay, tasdik, yapabilme izni
  3. [edat] “Evet” anlamında bir kabul sözü
    • "Gazeteyi okur musun? -Olur."

OZAN

  1. [isim] Sazla şiirler söyleyen halk şairi, âşık
    • "Oralarda âşıklar, halkı coşturmak için ozanların kopuzlarını çalıyorlar." (Orhan Seyfi Orhon)
  2. Şiir yazan kimse, şair

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü