Sonunda lmek olan 8 harfli 66 kelime var. LMEK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde lmek olan kelimeler listesine ya da başında lmek olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Lmek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E K L M

3 Harfli Kelimeler

ELK, KEL, KEM

2 Harfli Kelimeler

EK, EL, EM, KE, LE, ME

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SÖKÜLMEK

  1. [nesnesiz] Sökme işine konu olmak
    • "Kitaplıklarım da oradan buradan sökülmüş, tahtalar sarkıyor." (Adalet Ağaoğlu)
  2. [-i, argo] Parayı istemeyerek vermek, harcamak
SÜZÜLMEK

  1. [nesnesiz] Süzme işine konu olmak
    • "Bal süzüldü."
  2. Bakınız akmak
    • "Gözlerimden yaşlar süzüldü."
  3. Kuş kanatları gerili olarak görünür bir hareket yapmadan havada ilerlemek
    • "Kuş, gene havada süzülüp daireler çiziyor." (Memduh Şevket Esendal)
  4. [mecaz] Sessizce ve görünür bir hareket yapmadan ilerlemek
    • "Baktım süzülüp geçti açıktan iki sandal." (Yahya Kemal Beyatlı)
  5. [mecaz] İnsan sessiz, gizlice ve kayıyormuş gibi gitmek
    • "Bir daha vurdum ve cevap alamayınca her zaman yaptığım gibi usulca kapıyı açıp içeri süzüldüm." (Haldun Taner)
  6. [mecaz] Göz baygınlaşmak, mahmurlaşmak
    • "Bu sözleri söylerken mebusun gözleri süzülerek ufalıyordu." (Peyami Safa)
  7. [mecaz] Uyumlu bir biçimde ve salınarak yürümek
    • "Bir tanesinin elinde -muhakkak çalmış olacak- bir şık şemsiye, o günün sosyete hanımlarını taklit ederek kırıtıyor, süzülüyorlardı." (Halide Edip Adıvar)
  8. [mecaz] Yüzüne nazlı bir anlam vermek
  9. [mecaz] Çok zayıflamak
    • "Yedi sekiz gün içinde kızcağız, süzülmüş, solmuş, gözleri çukura kaçmıştı." (Memduh Şevket Esendal)
DÖKÜLMEK

  1. [nesnesiz] Dökme işi yapılmak veya dökme işine konu olmak
    • "Bekliyorum. Bir gül döküldü vazoda / Bekliyorum. Ses yok ölgün piyanoda" (Halit Fahri Ozansoy)
  2. Yaprak, saç, diş, sıva bağlı bulunduğu yerden veya organdan kopup düşmek
  3. Kumaş dökümlü olmak
  4. Bir işi, bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik olmak
  5. [-e] Bir yere düşmek
    • "Bizim motor ikiye bölünüp suya döküldüğümüzde dört kişiydik." (Zeyyat Selimoğlu)
  6. Çıkmak, ortaya konulmak
    • "Âdeta düşünmeksizin kaleminden masal sahnelerine benzeyen dağ, dere, uçurum resimleri dökülüyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
  7. Bir şey kaplamak, yayılmak
    • "Duvarlar bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor." (Memduh Şevket Esendal)
  8. [-e] Salınmak, serbest bırakılmak
    • "Saçlarını arkaya atıp ensesine dökülen buklelerini kabarttı." (Haldun Taner)
  9. [-e, mecaz] Kır, sokak vb. yerlerde insanlar çokça birikmek
    • "Bahar o sene erken gelmiş, herkes tarlalara dökülmüştü." (Sait Faik Abasıyanık)
  10. [mecaz] Çok eskimiş olmak, değerini ve güzelliğini yitirmek
    • "Yaşayan, var olan her şey eskiyip dökülecek." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
  11. [mecaz] Çok yorgun, hasta olmak
    • "Erkek arıların takatleri kesilmeye başlar, bir bir dökülür, ölür giderler." (Tarık Buğra)
  12. [coğrafya] Akarsular, göl veya denize akmak
ÇÖMELMEK

  1. [nesnesiz] Dizlerini bükerek topukları üzerine oturmak; çömmek, çökmek
    • "O yüzden annem bulaşıklarını kapıya yakın bir yere çömelerek yıkardı." (Ayla Kutlu)
ÇİZİLMEK

  1. [nesnesiz] Çizme işine konu olmak
    • "Şişenin bir tarafı birer santimetre ara ile çizilmiş ve üzerine de birer rakam konulmuş." (Ahmet Midhat Efendi)
ÇÖZÜLMEK

  1. [nesnesiz] Çözme işine konu olmak
    • "Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri / Atlarımız çözüldü girdik handan içeri" (Faruk Nafiz Çamlıbel)
  2. Gevşeyip yumuşamak, erimeye başlamak
  3. [mecaz] Birliğini, beraberliğini yitirmek, dağılmak, parçalanmak
  4. [mecaz] Güçsüz kalmak; gevşemek
    • "Acı haberi duyunca eli ayağı çözülmüş."
  5. [mecaz] Dağılmak, çökmek
    • "Yunan cephesinin çözülüp Anadolu'dan çekilmesiyle yine sulh elde edilmez." (Yahya Kemal Beyatlı)
EVRİLMEK

  1. [nesnesiz] Bir biçimden başka bir biçime doğal olarak dönmek
EĞRİLMEK

  1. [nesnesiz] Eğri duruma gelmek
    • "Bardağı bırakırken masa eğrilir gibi oldu." (Yusuf Atılgan)
YERİLMEK

  1. [nesnesiz] Yerme işine konu olmak
DEŞİLMEK

  1. [nesnesiz] Deşme işi yapılmak
    • "Çıban deşildi."
BÜZÜLMEK

  1. [nesnesiz] Büzme işi yapılmak
    • "Sağ gözünün kuyruğu çiçek bozuğundan hafifçe büzülmüştü." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. [-e, mecaz] Korku, şaşkınlık, soğuk vb. etkenlerle bir kenara sinmek, bir kenara çekilmek
    • "Geniş hasırlı sofanın bir kenarına da biz büzülmüştük." (Falih Rıfkı Atay)
SERİLMEK

  1. [-e] Serme işi yapılmak; yayılmak
    • "Sanki sedirlerine Bursa ipeklileri serilen bizim odalarımız değildi." (Orhan Seyfi Orhon)
  2. Bir yere uzanıp yatmak
    • "Yorgun ve bitkin, korkudan tir tir titrer bir hâlde salın üstüne serildik." (Nâzım Hikmet)
DÖNELMEK

  1. [nesnesiz] En yüksek noktaya çıktıktan sonra alçalmaya başlamak
YÖNELMEK

  1. [-e] Belli bir yön tutmak, yüzünü belli bir yöne doğru çevirmek; yönlenmek, bükülmek, teveccüh etmek
    • "Onlar da adama yöneldiler. Dükkân sahibi endişeli bir ifadeyle onlara bakıyordu." (Ahmet Ümit)
  2. [mecaz] Amaç olarak benimsemek; yönlenmek
    • "Şiire veda etti ve sanatın başka bir bölümüne yöneldi, hikâye ve romana." (Yusuf Ziya Ortaç)
  3. [mecaz] Hedef almak
    • "Suçlamalar bana yöneldi."
GÜDÜLMEK

  1. [nesnesiz] Gütme işi yapılmak
  2. [mecaz] Bir kimse veya topluluk birinin düşünce ve amacı doğrultusunda yönetilmek
DİNELMEK

  1. [nesnesiz, ağızlardan] Ayakta durmak
  2. Ayağa kalkmak, dik durmak
    • "Önce ayaklarıyla, kollarıyla bir diz çöküp bir dinelerek ölçü aldılar." (Lâtife Tekin)
  3. [-e, mecaz] Bakınız diklenmek
BEZİLMEK

  1. [nesnesiz, -den] Bezme işine konu olmak, bezme durumuna gelinmek
ÇEKİLMEK

  1. [nesnesiz] Çekme işi yapılmak
    • "Ağlar çekiliyor dalyanlarda." (Orhan Veli Kanık)
  2. [-e] Kendini geriye veya bir yana çekmek
  3. [-den] Bir işten, bir görevden kendi isteğiyle ayrılmak; istifa etmek
    • "Hiçbir zaman mebusluktan çekilmek niyetinde değilim." (Tarık Buğra)
  4. Bir şey azalmak
    • "Gölün suları çekildi."
  5. Yok olmak
    • "İneğin sütü çekildi."
  6. Bir yerden uzaklaşmak, bir yere uğramamak
    • "Dükkân karmakarışık, mallar bayat, kibar müşteriler birer birer çekiliyor, ayaktakımı her gün artıyor." (Halide Edip Adıvar)
  7. Geri gitmek; ricat etmek
  8. [-den] Katılmamak, vazgeçmek
    • "Yarışmadan çekildi."
  9. Katlanmak, üstlenmek, tahammül etmek
    • "Tabii kuaför salonu da çekilmez oluyor, sen konuşup güldürmeyince milleti." (Elif Şafak)
  10. Bakınız tartılmak
  11. Parça hâlindeki et kıyma biçimine getirilmek
  12. [mecaz] Uzaklaşmak, araya mesafe koymak
    • "Yalnız ben baştan boş bulundum, buna fazla sokuldum. Şimdi çekildiğimi de belli etmek istemiyorum." (Falih Rıfkı Atay)
SEÇİLMEK

  1. [nesnesiz] Seçme işine konu olmak
    • "Seçilmiş ve görevlendirilmiş bir ekip tarafından satın alınıyordu." (Tarık Buğra)
DİZİLMEK

  1. [-e] Dizi durumuna getirilmek, dizme işi yapılmak
    • "Yazılar dizilecek, sayfalar bağlanacak, makineye verilecekti." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  2. Sıraya girmek
  3. Yan yana veya üst üste sıralanmak
    • "Yağ, peynir satanlar, baharcılar, inci boncuk, koku satanlar sokaklara salaşlar kurar, sıra sıra dizilirler." (Memduh Şevket Esendal)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü