Sonunda lmak olan 8 harfli 85 kelime var. LMAK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde lmak olan kelimeler listesine ya da başında lmak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Lmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A K L M
3 Harfli Kelimeler
KAL, KAM, LAK, LAM, MAL
2 Harfli Kelimeler
AK, AL, AM, LA, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SAVILMAK
-
-
[nesnesiz]
Savma işine konu olmak; tardedilmek, tardolunmak
- "En sonunda kaza savıldı."
-
[nesnesiz]
Savma işine konu olmak; tardedilmek, tardolunmak
- KAÇILMAK
-
-
[nesnesiz]
Kaçma işi yapılmak
-
Çekilmek, savulmak
- "Kaçılın, araba geliyor."
-
[nesnesiz]
Kaçma işi yapılmak
- SAPILMAK
-
-
[-e]
Sapma işi yapılmak
-
[-e]
Sapma işi yapılmak
- ARDILMAK
-
-
[-e, ağızlardan]
Birisinin sırtına asılmak
-
Birisine sataşmak, çatmak
-
[mecaz]
Birisine musallat olmak
-
[-e, ağızlardan]
Birisinin sırtına asılmak
- KIYILMAK
-
-
[nesnesiz]
Kıyma işi yapılmak
- "Zavallıya nasıl kıyıldı?"
-
[nesnesiz]
Kıyma işi yapılmak
- TAKILMAK
-
-
[nesnesiz]
Takma işi yapılmak
- "O gece üst katla bizim odayı birleştiren merdivenin üstüne koca kapak takıldı."
-
[-e]
Bir yere iliştikten veya dokunduktan sonra oradan kurtulamamak
- "Önünü çok iyi göremeyen hayvanın ayağı bir taşa takıldı."
-
[-e]
Engelle karşılaşıp geçici olarak işlemez duruma gelmek
- "İğne bir müddetten beri plağın bozuk yerine takılmış, ha babam ha, bir melodiyi tekrar edip duruyordu."
-
[-e]
Bir yerde bir süre kalmak
- "Yolda bir arkadaşına takıldı."
-
[-e, mecaz]
Olumsuz veya aksayan, eksik bir yanını görerek üstünde durmak
- "Son günlerde bir de usta sözüne takılır oldum."
-
[-e, mecaz]
Kızdırmak, üzmek, şaşırtmak amacıyla şaka yollu konuşmak
- "İstasyon memuru onun şehre seyrek indiğini bildiğinden her seferinde takılır."
-
[-e]
Biriyle, bir toplulukla sık sık birlikte olmak, onlara katılmak
-
[-e]
Kahvehane, meyhane vb.ne sık sık gitmek, eğlenmek
-
[-e]
Birinin sürekli peşinden gitmek
-
[nesnesiz]
Takma işi yapılmak
- BURULMAK
-
-
[nesnesiz]
Ekseni çevresinde döndürülmek
-
Bakınız sancımak
- "Bağırsaklarım buruluyor."
-
[-e, mecaz]
Alınarak küskünlük göstermek
- "Yavere burulduğumu sezdirmeden başka bir laf açtım."
-
[nesnesiz]
Ekseni çevresinde döndürülmek
- SORULMAK
-
-
[-e, nesnesiz, -den]
Sorma işine konu olmak
- "Bu husus el altından soruldu."
-
[-e, nesnesiz, -den]
Sorma işine konu olmak
- TANILMAK
-
-
[nesnesiz, eskimiş]
Bakınız tanınmak
- "Bu adam, işine tekrar başlayan Ebu Ali idi ama ... soluk benzi, ufalmış vücudu, acıklı tebessümü ve kendisi gibi pörsümüş gururuyla tanılmaz hâle gelmişti."
-
[nesnesiz, eskimiş]
Bakınız tanınmak
- KAZILMAK
-
-
[nesnesiz]
Kazma işi yapılmak
- "Kazılmış mezarın önüne geldiklerinde daha fazla dayanamayıp oracığa çöktü."
-
[nesnesiz]
Kazma işi yapılmak
- AYRILMAK
-
-
[-e]
Ayırma işine konu olmak
- "Geçen hafta, Akşehir'de Nasrettin Hoca törenine ayrılmıştı."
-
[-den]
Bir yerden, bir kimseden, bir şeyden uzaklaşmak
- "Arkadaşlarından ayrıldığını, tam ters yola düştüğünü sezinlemedi bile."
-
[-den]
Bakınız boşanmak
- "Adamdan ayrılmak istediğini söyledi."
-
[-e]
Ayırma işine konu olmak
- DAĞILMAK
-
-
[nesnesiz]
Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak
- "Zaten arkadaşlarımın her biri bir yana dağılmıştı,"
-
Değer ve birimler belli etkenlerle, oranlı olarak bölünmek
-
Parçalanarak yayılmak, ufalanmak
- "Kentin eski merkezindeki evler kendiliğinden yıkılıyor, bahçe duvarları dökülüp dağılıyordu."
-
Karışık duruma gelmek, düzeni bozulmak
- "Siyah saçları hare hare suyun yüzüne dağıldı."
-
[mecaz]
Birliği, beraberliği bozulmak
- "Golü yiyince takım dağıldı. Babanın ölümünden sonra aile dağıldı."
-
[mecaz]
Bir topluluğun, kuruluşun varlığı son bulmak; fesholunmak, münfesih olmak
-
[mecaz]
Yavaş yavaş kaybolmak, yok olmak
-
[nesnesiz]
Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak
- DURULMAK
-
-
[nesnesiz]
Duru duruma gelmek
- "Akmayan su, kımıldanmayan, olduğu yerde bir çukurun içinde pıhtılaşan, ağırlaşan durgun ve durulmuş su ölümü hatırlatır bana."
-
Gürültü, kımıldanış, karışıklık, yağış, yel vb. dinmek
- "Dışarıda nemli bir rüzgâr esiyordu, dalgalar durulmamış, yalnız biraz ağırlaşmıştı."
-
[mecaz]
Bakınız sakinleşmek
- "Hüdai ile olan anlaşmazlıklar durulacak gibi değildi."
-
[nesnesiz]
Duru duruma gelmek
- ÇOĞALMAK
-
-
[nesnesiz]
Azken çok olmak, çok duruma gelmek; artmak (II), bereketlenmek, fazlalaşmak, yükselmek, ziyadeleşmek
- "Ansızın aşağıda ayak sesleri, uğultular çoğaldı."
-
[nesnesiz]
Azken çok olmak, çok duruma gelmek; artmak (II), bereketlenmek, fazlalaşmak, yükselmek, ziyadeleşmek
- TADILMAK
-
-
[nesnesiz]
Tatma işi yapılmak
- "Onun en aksi istikametinde olanlara göreyse aşk ancak bir kere tadılır."
-
[nesnesiz]
Tatma işi yapılmak
- SUNULMAK
-
-
[-e]
Sunma işine konu olmak veya sunma işi yapılmak; arz edilmek, arz olunmak, takdim edilmek, takdim olunmak
-
[-e]
Sunma işine konu olmak veya sunma işi yapılmak; arz edilmek, arz olunmak, takdim edilmek, takdim olunmak
- BUNALMAK
-
-
[nesnesiz]
Soluk alması güçleşmek
- "Hoca bu son sözleri söylerken havasızlıktan bunalıyor gibi başını tavana kaldırıyor."
-
[mecaz]
Çok sıkılmak, çok tedirgin olmak; boğulmak, darlanmak
- "Geçenlerde yeni çıkan uzunca bir şiirini okuyuncaya kadar bunaldım."
-
[nesnesiz]
Soluk alması güçleşmek
- SIKILMAK
-
-
[nesnesiz]
Sıkma işi yapılmak
- "Çamaşırlar sıkıldı."
-
[-den]
Can sıkıntısı duymak
- "Ama lunaparkların işlemeli dönme dolaplarına bakmaktan hiç sıkılmadı."
-
Utanıp çekinmek
- "O dakikadan dakikaya daha ziyade şaşırıyor, sıkılıyor, buradan kurtulmak istiyordu."
-
Sıkıntıya düşmek
-
[nesnesiz]
Sıkma işi yapılmak
- YAZILMAK
-
-
[nesnesiz]
Yazma işi yapılmak
- "Kusursuz şiirler öyle kolay kolay yazılmıyor."
-
Bir yere kaydını yaptırmak; kaydolmak
- "İlk limanda gemici yazıldım."
-
[nesnesiz]
Yazma işi yapılmak
- DARALMAK
-
-
[nesnesiz]
Dar duruma gelmek; darlaşmak
-
Bakınız azalmak
- "Yıllar geçer, bir gün bakarsınız vakitler daralmış."
-
Bir şey zayıf duruma gelmek
- "Hafızası o kadar daralmış, bir sene evvelini hatırlamıyor gibi."
-
[mecaz]
Bakınız güçleşmek
- "Geçimi daraldı."
-
[mecaz]
Bakınız sıkışmak
- "Daralan soluğu ile çıkamayacağı merdivenleri oğlunun da çıkmasını yasaklıyordu."
-
[mecaz]
Başı dara gelmek; bunalmak
-
[nesnesiz]
Dar duruma gelmek; darlaşmak