Sonunda lmak olan 8 harfli 85 kelime var. LMAK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde lmak olan kelimeler listesine ya da başında lmak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Lmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A K L M

3 Harfli Kelimeler

KAL, KAM, LAK, LAM, MAL

2 Harfli Kelimeler

AK, AL, AM, LA, MA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SAVILMAK

  1. [nesnesiz] Savma işine konu olmak; tardedilmek, tardolunmak
    • "En sonunda kaza savıldı." (Eren Aysan)
KAÇILMAK

  1. [nesnesiz] Kaçma işi yapılmak
  2. Çekilmek, savulmak
    • "Kaçılın, araba geliyor."
SAPILMAK

  1. [-e] Sapma işi yapılmak
ARDILMAK

  1. [-e, ağızlardan] Birisinin sırtına asılmak
  2. Birisine sataşmak, çatmak
  3. [mecaz] Birisine musallat olmak
KIYILMAK

  1. [nesnesiz] Kıyma işi yapılmak
    • "Zavallıya nasıl kıyıldı?"
TAKILMAK

  1. [nesnesiz] Takma işi yapılmak
    • "O gece üst katla bizim odayı birleştiren merdivenin üstüne koca kapak takıldı." (Ayla Kutlu)
  2. [-e] Bir yere iliştikten veya dokunduktan sonra oradan kurtulamamak
    • "Önünü çok iyi göremeyen hayvanın ayağı bir taşa takıldı." (Osman Cemal Kaygılı)
  3. [-e] Engelle karşılaşıp geçici olarak işlemez duruma gelmek
    • "İğne bir müddetten beri plağın bozuk yerine takılmış, ha babam ha, bir melodiyi tekrar edip duruyordu." (Haldun Taner)
  4. [-e] Bir yerde bir süre kalmak
    • "Yolda bir arkadaşına takıldı."
  5. [-e, mecaz] Olumsuz veya aksayan, eksik bir yanını görerek üstünde durmak
    • "Son günlerde bir de usta sözüne takılır oldum." (Nezihe Meriç)
  6. [-e, mecaz] Kızdırmak, üzmek, şaşırtmak amacıyla şaka yollu konuşmak
    • "İstasyon memuru onun şehre seyrek indiğini bildiğinden her seferinde takılır." (Haldun Taner)
  7. [-e] Biriyle, bir toplulukla sık sık birlikte olmak, onlara katılmak
  8. [-e] Kahvehane, meyhane vb.ne sık sık gitmek, eğlenmek
  9. [-e] Birinin sürekli peşinden gitmek
BURULMAK

  1. [nesnesiz] Ekseni çevresinde döndürülmek
  2. Bakınız sancımak
    • "Bağırsaklarım buruluyor."
  3. [-e, mecaz] Alınarak küskünlük göstermek
    • "Yavere burulduğumu sezdirmeden başka bir laf açtım." (Refik Halit Karay)
SORULMAK

  1. [-e, nesnesiz, -den] Sorma işine konu olmak
    • "Bu husus el altından soruldu." (Ahmet Kabaklı)
TANILMAK

  1. [nesnesiz, eskimiş] Bakınız tanınmak
    • "Bu adam, işine tekrar başlayan Ebu Ali idi ama ... soluk benzi, ufalmış vücudu, acıklı tebessümü ve kendisi gibi pörsümüş gururuyla tanılmaz hâle gelmişti." (Refik Halit Karay)
KAZILMAK

  1. [nesnesiz] Kazma işi yapılmak
    • "Kazılmış mezarın önüne geldiklerinde daha fazla dayanamayıp oracığa çöktü." (İhsan Oktay Anar)
AYRILMAK

  1. [-e] Ayırma işine konu olmak
    • "Geçen hafta, Akşehir'de Nasrettin Hoca törenine ayrılmıştı." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [-den] Bir yerden, bir kimseden, bir şeyden uzaklaşmak
    • "Arkadaşlarından ayrıldığını, tam ters yola düştüğünü sezinlemedi bile." (Abbas Sayar)
  3. [-den] Bakınız boşanmak
    • "Adamdan ayrılmak istediğini söyledi." (Ahmet Ümit)
DAĞILMAK

  1. [nesnesiz] Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak
    • "Zaten arkadaşlarımın her biri bir yana dağılmıştı," (Ahmet Ümit)
  2. Değer ve birimler belli etkenlerle, oranlı olarak bölünmek
  3. Parçalanarak yayılmak, ufalanmak
    • "Kentin eski merkezindeki evler kendiliğinden yıkılıyor, bahçe duvarları dökülüp dağılıyordu." (Ayla Kutlu)
  4. Karışık duruma gelmek, düzeni bozulmak
    • "Siyah saçları hare hare suyun yüzüne dağıldı." (Cahit Uçuk)
  5. [mecaz] Birliği, beraberliği bozulmak
    • "Golü yiyince takım dağıldı. Babanın ölümünden sonra aile dağıldı."
  6. [mecaz] Bir topluluğun, kuruluşun varlığı son bulmak; fesholunmak, münfesih olmak
  7. [mecaz] Yavaş yavaş kaybolmak, yok olmak
DURULMAK

  1. [nesnesiz] Duru duruma gelmek
    • "Akmayan su, kımıldanmayan, olduğu yerde bir çukurun içinde pıhtılaşan, ağırlaşan durgun ve durulmuş su ölümü hatırlatır bana." (Nâzım Hikmet)
  2. Gürültü, kımıldanış, karışıklık, yağış, yel vb. dinmek
    • "Dışarıda nemli bir rüzgâr esiyordu, dalgalar durulmamış, yalnız biraz ağırlaşmıştı." (Azra Erhat)
  3. [mecaz] Bakınız sakinleşmek
    • "Hüdai ile olan anlaşmazlıklar durulacak gibi değildi." (Ayşe Kulin)
ÇOĞALMAK

  1. [nesnesiz] Azken çok olmak, çok duruma gelmek; artmak (II), bereketlenmek, fazlalaşmak, yükselmek, ziyadeleşmek
    • "Ansızın aşağıda ayak sesleri, uğultular çoğaldı." (Yusuf Ziya Ortaç)
TADILMAK

  1. [nesnesiz] Tatma işi yapılmak
    • "Onun en aksi istikametinde olanlara göreyse aşk ancak bir kere tadılır." (Mine Sultan Ünver)
SUNULMAK

  1. [-e] Sunma işine konu olmak veya sunma işi yapılmak; arz edilmek, arz olunmak, takdim edilmek, takdim olunmak
BUNALMAK

  1. [nesnesiz] Soluk alması güçleşmek
    • "Hoca bu son sözleri söylerken havasızlıktan bunalıyor gibi başını tavana kaldırıyor." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. [mecaz] Çok sıkılmak, çok tedirgin olmak; boğulmak, darlanmak
    • "Geçenlerde yeni çıkan uzunca bir şiirini okuyuncaya kadar bunaldım." (Necati Cumalı)
SIKILMAK

  1. [nesnesiz] Sıkma işi yapılmak
    • "Çamaşırlar sıkıldı."
  2. [-den] Can sıkıntısı duymak
    • "Ama lunaparkların işlemeli dönme dolaplarına bakmaktan hiç sıkılmadı." (Adalet Ağaoğlu)
  3. Utanıp çekinmek
    • "O dakikadan dakikaya daha ziyade şaşırıyor, sıkılıyor, buradan kurtulmak istiyordu." (Memduh Şevket Esendal)
  4. Sıkıntıya düşmek
YAZILMAK

  1. [nesnesiz] Yazma işi yapılmak
    • "Kusursuz şiirler öyle kolay kolay yazılmıyor." (Ahmet Kabaklı)
  2. Bir yere kaydını yaptırmak; kaydolmak
    • "İlk limanda gemici yazıldım." (Halikarnas Balıkçısı)
DARALMAK

  1. [nesnesiz] Dar duruma gelmek; darlaşmak
  2. Bakınız azalmak
    • "Yıllar geçer, bir gün bakarsınız vakitler daralmış." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Bir şey zayıf duruma gelmek
    • "Hafızası o kadar daralmış, bir sene evvelini hatırlamıyor gibi." (Sait Faik Abasıyanık)
  4. [mecaz] Bakınız güçleşmek
    • "Geçimi daraldı."
  5. [mecaz] Bakınız sıkışmak
    • "Daralan soluğu ile çıkamayacağı merdivenleri oğlunun da çıkmasını yasaklıyordu." (Necati Cumalı)
  6. [mecaz] Başı dara gelmek; bunalmak
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü