Sonunda lmak olan 6 harfli 10 kelime var. LMAK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde lmak olan kelimeler listesine ya da başında lmak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Lmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A K L M
3 Harfli Kelimeler
KAL, KAM, LAK, LAM, MAL
2 Harfli Kelimeler
AK, AL, AM, LA, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- DALMAK
-
-
[-e]
Suyun içine bütün vücuduyla ve hızla girmek
- "O çirkin, kaba kunduralarla sıcak günde serin denize dalmışım gibi rahatladım."
-
[nesnesiz]
Bir yerin içine girmek
- "Hızla içeri dalıp mumun başında duran adama doğru iki adım attı."
-
[nesnesiz, mecaz]
Kendini bilmez duruma gelmek, kendinden geçmek
- "Çocuk ateşi çıkınca daldı."
-
[nesnesiz]
Bakınız uyumak
- "O serinlik içinde Tevfik dalmış. Uyandığı vakit güneş çoktan doğmuştu."
-
[mecaz]
Başka bir şeyle uğraşamayacak veya başka bir şeyi düşünemeyecek biçimde kendini bir şeye kaptırmak; daldırmak
-
[spor]
Güreşte rakibinin bacağını aniden tutmak
-
[-e]
Suyun içine bütün vücuduyla ve hızla girmek
- ÇALMAK
-
-
[-e, -i]
Başkasının malını gizlice almak; hırsızlamak, kaldırmak, tüydürmek, uğrulamak
- "İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan bedeviler dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı."
-
Vurarak veya sürterek ses çıkartmak
- "Bir yandan mızıka istiklal havasını çalıyordu."
-
[nesnesiz]
Çalgı aleti ile bir müzik parçasını seslendirmek
- "Fevkalade zekidir, iyi dans eder, piyano çalar, tenis oynar, ata biner, avcıdır, kayakçıdır."
-
[nesnesiz]
Ses çıkarmak, ses vermek
- "Hafif hafif ıslıklar çalan sesi eski keskinliğini kaybetmiştir."
-
Bir şeyi bir yere çarpmak, vurmak
- "Oklavayla açtığı yufkaları başının üstünde döndürüp mermere çalar, iyice yayar ve inceltirdi."
-
Üzerine sürmek
- "Ekmeğin üzerine yağ çaldı."
-
[-i]
Bozmak, zarar vermek
-
[-i]
Bakınız çelmek
-
Madeni oymak, kalemle işlemek
-
[-e]
Benzemek, andırmak
- "Geniş alınlı, kırmızıya çalar, kahverengi saçlı, altın dişli tuhaf bir delikanlı gülümsedi."
-
[mecaz]
Zamanı boşa harcatmak, ziyan edilmesine yol açmak
-
[-i, ağızlardan]
Süpürmek, temizlemek
- "Tozu çalmak."
-
[dil bilgisi]
Kök durumunda veya zarf-fiil eki alarak hızlı, aralıksız ve özensiz tekrarlanan anlamı veren birleşik kelimeler yapar
-
[-e, -i]
Başkasının malını gizlice almak; hırsızlamak, kaldırmak, tüydürmek, uğrulamak
- BULMAK
-
-
[-i]
Bir şeyle, bir kimseyle arayarak veya aramadan karşılaşmak
- "Kafam her an bir konu bulmak için binbir çeşit şeye müracaat ediyor."
-
Bir şeyi elde etmek
-
Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek
- "Paramı buldum."
-
Bakınız keşfetmek
- "Şu kuvvetin, cevherin sırrını bulmaya çalışıyorum."
-
İcat etmek
-
İstenilen şeye kavuşmak
- "Kadınlık namına düşündüğüm şeylerin hiçbirini karımda bulamadım."
-
Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak
- "Böylece yılın ortasını bulduk."
-
Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak
- "Ben de bunu akıllıca buldum."
-
Uygun görüp seçmek
- "Bazen onlara yeni ve güzel kıyafetler buluyor."
-
Bir şeyi temin etmek
- "Sen otur ye, ben yatarken, kendim bir şeyler bulur, yerim."
-
[nesnesiz]
Cezaya uğramak
- "Eden bulur ağam, eden bulur."
-
Bakınız anımsamak
- "Bir türlü bulamadım caminin ismini dersem inanır mısınız?"
-
[nesnesiz]
Bir şeyi belirlemek
- "Süleyman bu Rum gencine bir de Müslüman isim buldu."
-
[-i]
Bir şeyle, bir kimseyle arayarak veya aramadan karşılaşmak
- KALMAK
-
-
[nesnesiz]
Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
- "Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı."
-
Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak
- "Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı."
-
[-de]
Bakınız konaklamak
- "Hemen karargâha yerleşmezsem ne geri dönebilir ne de otelde kalabilirdim."
-
[-le]
Bakınız yaşamak
- "Tam beş sene benimle beraber kaldı."
-
Bakınız eğleşmek
-
Hayatını sürdürmek
- "O aileden bir bu çocuk kaldı."
-
Varlığını korumak, sürdürmek
- "Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı."
-
[-de]
Oyalanmak, vakit geçirmek
- "Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı."
-
Sınıf geçmemek
- "Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de."
-
[-de]
İşlemez, yürümez duruma gelmek
- "Araba yarı yolda kaldı."
-
[-e]
İleriye atılmak; ertelenmek
- "Mahkeme ayın on sekizine kaldı."
-
[-de]
Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak
- "Oda duman içinde kaldı."
-
[-de]
Bir işi belli bir noktada bırakmak
- "Bugün iş maddesinde kaldık."
-
[-den]
Miras olarak geçmek
- "Çiftlik ana babasından kalmış."
-
[-den]
Yapamamak
- "Misafir geldi, gezmeden kaldık."
-
Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak
- "Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına."
-
[-le]
Bakınız yetinmek
- "Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı."
-
[-le]
Bakınız sınırlanmak
- "Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı."
-
Herhangi bir durumu sürdürmek
-
[yardımcı fiil]
Olmak, herhangi bir durumda bulunmak
- "Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık."
-
[yardımcı fiil]
Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
- "Bakakalmak."
- "Şaşakalmak."
- "Donakalmak. Şaşırıp kalmak. Donup kalmak."
-
[nesnesiz]
Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
- KILMAK
-
-
[yardımcı fiil]
Etmek, yapmak
-
[yardımcı fiil]
Etmek, yapmak
- SALMAK
-
-
[-e, -i]
Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak; bırakmak
-
Yollamak, göndermek
- "Bununla beraber peşine adam salmak gerekir."
-
Koymak, katmak
- "Halk ruhunun benliğinizde yeniden uyanıp hararetini gönlünüze saldığını duyarsınız."
-
Bakınız sürmek
- "Bunun içindir ki dal budak saldı, yemiş vermeye başladı."
-
Bakınız uğratmak
- "Başını derde salmak."
-
Vergi yüklemek
- "Ona elli bin lira salmışlar."
-
Üzerine yürütmek
- "Tazıyı tavşana salmak."
-
[-e]
Bakınız saldırmak
- "Aç kurt, yılana da salar, taşa da, dedi."
-
Bakınız sarkıtmak
- "Soğutmak için kuyuya su kabı saldı."
-
Bakınız koyuvermek
-
[denizcilik]
Gemi demir üzerinde dört yana dönmek
-
[-i, mecaz]
Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek
-
[-e, -i]
Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak; bırakmak
- YOLMAK
-
-
[-i]
Bitki, tüy vb.ni çekerek yerinden çıkarmak, çekip koparmak; almak
- "Yoluyor mu, ne yapıyor bilmem, pişik suratlı olmuş."
-
[mecaz]
Dolandırarak, hile ile birinin parasını almak
- "Adamcağızı iyice yoldular."
-
[-i]
Bitki, tüy vb.ni çekerek yerinden çıkarmak, çekip koparmak; almak
- DOLMAK
-
-
[nesnesiz]
Dolu duruma gelmek
-
Bitkiler olgunlaşmak, erginleşmek
- "Gök ekini biçer gibi!.. Başaklar daha dolmadan."
-
Bir yere iyice yayılmak, kaplamak
- "Sarıova bir mahşer, bir ana baba günü hâlini aldı; sokaklar baştan başa kadın, çocuk vaveylalarıyla doldu."
-
Bir yerde pek çok eşya veya kimse toplanmak, kalabalık duruma gelmek
- "Kıştan kurtulur kurtulmaz deniz kenarları insanla, sandalla dolar."
-
Süre, hesap tamamlanmak
- "Süresi doldu, emekliye ayrıldı."
-
[mecaz]
Sabrı tükenip öfkesi taşacak duruma gelmek
-
[nesnesiz]
Dolu duruma gelmek
- YILMAK
-
-
[-den]
Bir işten gözü korkup vazgeçmek
- "Konu hasır altı edilince yılmıyor, bir kez daha yazıyordum."
-
Bıkmak, usanmak
- "Güçlüğün hiçbir çeşidinden yılmamak, dil arıtıcısı olmanın vazgeçilmez bir koşuludur."
-
[-den]
Bir işten gözü korkup vazgeçmek
- SOLMAK
-
-
[nesnesiz]
Rengini yitirmek, rengi uçmak
- "Sen, yüzü beyaz güller gibi solan / Adın ve senin?"
-
Tazeliğini, diriliğini veya parlaklığını yitirmek
- "Kuşlar ağlıyor, çiçekler soluyor, yapraklar dökülüyor, ufuklar kararıyordu."
-
[nesnesiz]
Rengini yitirmek, rengi uçmak