Sonunda lmak olan 6 harfli 10 kelime var. LMAK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde lmak olan kelimeler listesine ya da başında lmak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Lmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A K L M

3 Harfli Kelimeler

KAL, KAM, LAK, LAM, MAL

2 Harfli Kelimeler

AK, AL, AM, LA, MA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

DALMAK

  1. [-e] Suyun içine bütün vücuduyla ve hızla girmek
    • "O çirkin, kaba kunduralarla sıcak günde serin denize dalmışım gibi rahatladım." (Ayla Kutlu)
  2. [nesnesiz] Bir yerin içine girmek
    • "Hızla içeri dalıp mumun başında duran adama doğru iki adım attı." (Elif Şafak)
  3. [nesnesiz, mecaz] Kendini bilmez duruma gelmek, kendinden geçmek
    • "Çocuk ateşi çıkınca daldı."
  4. [nesnesiz] Bakınız uyumak
    • "O serinlik içinde Tevfik dalmış. Uyandığı vakit güneş çoktan doğmuştu." (Memduh Şevket Esendal)
  5. [mecaz] Başka bir şeyle uğraşamayacak veya başka bir şeyi düşünemeyecek biçimde kendini bir şeye kaptırmak; daldırmak
  6. [spor] Güreşte rakibinin bacağını aniden tutmak
ÇALMAK

  1. [-e, -i] Başkasının malını gizlice almak; hırsızlamak, kaldırmak, tüydürmek, uğrulamak
    • "İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan bedeviler dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Vurarak veya sürterek ses çıkartmak
    • "Bir yandan mızıka istiklal havasını çalıyordu." (Ruşen Eşref Ünaydın)
  3. [nesnesiz] Çalgı aleti ile bir müzik parçasını seslendirmek
    • "Fevkalade zekidir, iyi dans eder, piyano çalar, tenis oynar, ata biner, avcıdır, kayakçıdır." (Refik Halit Karay)
  4. [nesnesiz] Ses çıkarmak, ses vermek
    • "Hafif hafif ıslıklar çalan sesi eski keskinliğini kaybetmiştir." (Reşat Nuri Güntekin)
  5. Bir şeyi bir yere çarpmak, vurmak
    • "Oklavayla açtığı yufkaları başının üstünde döndürüp mermere çalar, iyice yayar ve inceltirdi." (Sevinç Çokum)
  6. Üzerine sürmek
    • "Ekmeğin üzerine yağ çaldı."
  7. [-i] Bozmak, zarar vermek
  8. [-i] Bakınız çelmek
  9. Madeni oymak, kalemle işlemek
  10. [-e] Benzemek, andırmak
    • "Geniş alınlı, kırmızıya çalar, kahverengi saçlı, altın dişli tuhaf bir delikanlı gülümsedi." (Sait Faik Abasıyanık)
  11. [mecaz] Zamanı boşa harcatmak, ziyan edilmesine yol açmak
  12. [-i, ağızlardan] Süpürmek, temizlemek
    • "Tozu çalmak."
  13. [dil bilgisi] Kök durumunda veya zarf-fiil eki alarak hızlı, aralıksız ve özensiz tekrarlanan anlamı veren birleşik kelimeler yapar
BULMAK

  1. [-i] Bir şeyle, bir kimseyle arayarak veya aramadan karşılaşmak
    • "Kafam her an bir konu bulmak için binbir çeşit şeye müracaat ediyor." (Halide Edip Adıvar)
  2. Bir şeyi elde etmek
  3. Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek
    • "Paramı buldum."
  4. Bakınız keşfetmek
    • "Şu kuvvetin, cevherin sırrını bulmaya çalışıyorum." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. İcat etmek
  6. İstenilen şeye kavuşmak
    • "Kadınlık namına düşündüğüm şeylerin hiçbirini karımda bulamadım." (Ömer Seyfettin)
  7. Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak
    • "Böylece yılın ortasını bulduk." (Refik Halit Karay)
  8. Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak
    • "Ben de bunu akıllıca buldum." (Memduh Şevket Esendal)
  9. Uygun görüp seçmek
    • "Bazen onlara yeni ve güzel kıyafetler buluyor." (Halide Edip Adıvar)
  10. Bir şeyi temin etmek
    • "Sen otur ye, ben yatarken, kendim bir şeyler bulur, yerim." (Sait Faik Abasıyanık)
  11. [nesnesiz] Cezaya uğramak
    • "Eden bulur ağam, eden bulur." (Aka Gündüz)
  12. Bakınız anımsamak
    • "Bir türlü bulamadım caminin ismini dersem inanır mısınız?" (Sait Faik Abasıyanık)
  13. [nesnesiz] Bir şeyi belirlemek
    • "Süleyman bu Rum gencine bir de Müslüman isim buldu." (İsmail Metin)
KALMAK

  1. [nesnesiz] Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
    • "Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı." (Tarık Buğra)
  2. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak
    • "Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı." (Osman Cemal Kaygılı)
  3. [-de] Bakınız konaklamak
    • "Hemen karargâha yerleşmezsem ne geri dönebilir ne de otelde kalabilirdim." (Falih Rıfkı Atay)
  4. [-le] Bakınız yaşamak
    • "Tam beş sene benimle beraber kaldı." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. Bakınız eğleşmek
  6. Hayatını sürdürmek
    • "O aileden bir bu çocuk kaldı."
  7. Varlığını korumak, sürdürmek
    • "Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  8. [-de] Oyalanmak, vakit geçirmek
    • "Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı." (Necati Cumalı)
  9. Sınıf geçmemek
    • "Çocukların içinde kalanlar da var geçenler de."
  10. [-de] İşlemez, yürümez duruma gelmek
    • "Araba yarı yolda kaldı."
  11. [-e] İleriye atılmak; ertelenmek
    • "Mahkeme ayın on sekizine kaldı." (Sait Faik Abasıyanık)
  12. [-de] Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak
    • "Oda duman içinde kaldı."
  13. [-de] Bir işi belli bir noktada bırakmak
    • "Bugün iş maddesinde kaldık."
  14. [-den] Miras olarak geçmek
    • "Çiftlik ana babasından kalmış."
  15. [-den] Yapamamak
    • "Misafir geldi, gezmeden kaldık."
  16. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak
    • "Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına." (Haldun Taner)
  17. [-le] Bakınız yetinmek
    • "Yalnız dayak atmakla kalmadı, onu işinden de çıkardı."
  18. [-le] Bakınız sınırlanmak
    • "Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı." (Atatürk)
  19. Herhangi bir durumu sürdürmek
  20. [yardımcı fiil] Olmak, herhangi bir durumda bulunmak
    • "Fatma'nın yemek çantası olmasaydı dün aç kalmıştık." (Falih Rıfkı Atay)
  21. [yardımcı fiil] Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur
    • "Bakakalmak."
    • "Şaşakalmak."
    • "Donakalmak. Şaşırıp kalmak. Donup kalmak."
KILMAK

  1. [yardımcı fiil] Etmek, yapmak
SALMAK

  1. [-e, -i] Bağımlılığına, tutukluluğuna veya baskı altındaki durumuna son vererek serbest kılmak; bırakmak
  2. Yollamak, göndermek
    • "Bununla beraber peşine adam salmak gerekir." (Aka Gündüz)
  3. Koymak, katmak
    • "Halk ruhunun benliğinizde yeniden uyanıp hararetini gönlünüze saldığını duyarsınız." (Refik Halit Karay)
  4. Bakınız sürmek
    • "Bunun içindir ki dal budak saldı, yemiş vermeye başladı." (Ruşen Eşref Ünaydın)
  5. Bakınız uğratmak
    • "Başını derde salmak."
  6. Vergi yüklemek
    • "Ona elli bin lira salmışlar."
  7. Üzerine yürütmek
    • "Tazıyı tavşana salmak."
  8. [-e] Bakınız saldırmak
    • "Aç kurt, yılana da salar, taşa da, dedi." (Memduh Şevket Esendal)
  9. Bakınız sarkıtmak
    • "Soğutmak için kuyuya su kabı saldı."
  10. Bakınız koyuvermek
  11. [denizcilik] Gemi demir üzerinde dört yana dönmek
  12. [-i, mecaz] Bakmamak, ilgilenmemek, özen göstermemek
YOLMAK

  1. [-i] Bitki, tüy vb.ni çekerek yerinden çıkarmak, çekip koparmak; almak
    • "Yoluyor mu, ne yapıyor bilmem, pişik suratlı olmuş." (Memduh Şevket Esendal)
  2. [mecaz] Dolandırarak, hile ile birinin parasını almak
    • "Adamcağızı iyice yoldular."
DOLMAK

  1. [nesnesiz] Dolu duruma gelmek
  2. Bitkiler olgunlaşmak, erginleşmek
    • "Gök ekini biçer gibi!.. Başaklar daha dolmadan." (Tarık Buğra)
  3. Bir yere iyice yayılmak, kaplamak
    • "Sarıova bir mahşer, bir ana baba günü hâlini aldı; sokaklar baştan başa kadın, çocuk vaveylalarıyla doldu." (Reşat Nuri Güntekin)
  4. Bir yerde pek çok eşya veya kimse toplanmak, kalabalık duruma gelmek
    • "Kıştan kurtulur kurtulmaz deniz kenarları insanla, sandalla dolar." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. Süre, hesap tamamlanmak
    • "Süresi doldu, emekliye ayrıldı."
  6. [mecaz] Sabrı tükenip öfkesi taşacak duruma gelmek
YILMAK

  1. [-den] Bir işten gözü korkup vazgeçmek
    • "Konu hasır altı edilince yılmıyor, bir kez daha yazıyordum." (Muzaffer İzgü)
  2. Bıkmak, usanmak
    • "Güçlüğün hiçbir çeşidinden yılmamak, dil arıtıcısı olmanın vazgeçilmez bir koşuludur." (Nermi Uygur)
SOLMAK

  1. [nesnesiz] Rengini yitirmek, rengi uçmak
    • "Sen, yüzü beyaz güller gibi solan / Adın ve senin?" (Turan Oflazoğlu)
  2. Tazeliğini, diriliğini veya parlaklığını yitirmek
    • "Kuşlar ağlıyor, çiçekler soluyor, yapraklar dökülüyor, ufuklar kararıyordu." (Ömer Seyfettin)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü