Başında ka olan 5 harfli 188 kelime var. Ka ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ka olan kelimeler listesine ya da sonu ka ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ka bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ka Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AK
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KAÇMA
-
-
[isim]
Kaçmak işi; firar
- "Fabrikayı boşaltmaları için dışarıdan çağrı yapılırken kaçma arzusuyla yanıp tutuşanlar oldu."
-
[isim]
Kaçmak işi; firar
- KATKI
-
-
[isim]
Bir işin yapılmasına, gerçekleşmesine emek, bilgi, para vb. ile katılma; yardım, pay
- "Her geçen gün ününe, sanatına yeni katkılar getiriyordu."
-
Bir şeye katılan başka bir madde
-
Metal ve alaşımların hazırlanması sırasında içlerine katılan değişik nitelikteki maddeler
-
[ağızlardan]
Düğün günü davetlilerin öğleye kadar gönderdikleri armağan
-
[isim]
Bir işin yapılmasına, gerçekleşmesine emek, bilgi, para vb. ile katılma; yardım, pay
- KATİP
-
Kelime Kökeni: Arapça kātib
-
[isim]
Bakınız sekreter
- "Bir müddet sonra Talat Bey'in hususi kalemine kâtip oldum."
-
[isim]
Bakınız sekreter
- KAYRA
-
-
[isim]
Bakınız lütuf
-
[isim]
Bakınız lütuf
- KAYAR
-
-
[isim, ağızlardan]
Hayvanların eskiyen nallarının çivilerini değiştirme işlemi
-
[isim, ağızlardan]
Hayvanların eskiyen nallarının çivilerini değiştirme işlemi
- KALEM
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳalem
-
[isim]
Yazma, çizme vb. işlerde kullanılan çeşitli biçimlerde araç
- "Kâğıt, kalem, mürekkep, hepsi masanın üstündedir."
-
Resmî kuruluşlarda yazı işlerinin görüldüğü yer
- "Kalemindeki odacıya aylığını kırdırırmış."
-
Yontma işlerinde kullanılan ucu sivri veya keskin araç
- "Taşçı kalemi."
- "Oymacı kalemi."
-
Bir listede, bir hesapta sıra ile yazılmış maddelerden her biri
- "Üç kalem yiyecek."
- "Beş kalem ilaç."
-
[mecaz]
Bazı deyimlerde yazı
- "Kaleme almak."
-
[mecaz]
Bakınız yazar
- "Peyami Safa, edebiyatımızın usta kalemlerindendir."
-
Aşı yapmak için bir ağaçtan kesilen ince çubuk
-
Kaşlara ve gözlere makyaj yapmak, dudak kenarlarını çizmek için kullanılan boyama aracı
-
[sıfat]
Kalem biçiminde olan
- "Bizde ise pek iyi bilirim, üç kalem pirzola isteyeni kasap tersler."
-
[isim]
Yazma, çizme vb. işlerde kullanılan çeşitli biçimlerde araç
- KAZAK
-
-
[isim]
Kazakistan Cumhuriyeti'nde yaşayan Türk soylu halk veya bu halktan olan kimse
-
Güney Rusya'da yaşayan Slavlaşmış bir topluluk ve bu topluluktan olan kimse
-
[isim]
Kazakistan Cumhuriyeti'nde yaşayan Türk soylu halk veya bu halktan olan kimse
- KAKIM
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳāḳum
-
[isim, hayvan bilimi]
Sansargillerden, yazın esmer kırmızı, kışın beyaz renkli kürkü değerli, etçil hayvan; as (I), ermin (Mustela erminea)
- "Beğendiyse onları yerine samur, sincap, kakım kürkleri bıraktırır.”"
-
[isim, hayvan bilimi]
Sansargillerden, yazın esmer kırmızı, kışın beyaz renkli kürkü değerli, etçil hayvan; as (I), ermin (Mustela erminea)
- KALIP
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳālib
-
[isim]
Bir şeye biçim vermeye veya eski biçimini korumaya yarayan araç
- "İstenilen kalıplarda ve istenilen nüanslarda heykeller yapılabilir."
-
Bakınız patron (II)
-
[sıfat]
Genellikle küp biçiminde yapılan
- "Bir kalıp peynir."
- "İki kalıp sabun."
-
[mecaz]
Gösterişli görünüş
- "Kalıbına bakarsan aslan gibi."
-
[mecaz]
Zaman içinde değişiklik göstermeyen, her zaman için aynı olan, belirli davranış biçimleri bütünü
- "Muayyen bir kalıba girecek insana benzemiyordu."
-
[mecaz]
Yenilikten uzak, gelişmeye kapalı olan
-
[isim]
Bir şeye biçim vermeye veya eski biçimini korumaya yarayan araç
- KAZAN
-
-
[isim]
Çok miktarda yemek pişirmeye veya bir şey kaynatmaya yarayan büyük, derin kap
- "Koca bir kazan patates kaynattık."
-
Buhar makinelerinde, kalorifer tesisatında, suyun kaynatıldığı büyük derin kap
- "Kazan patladı."
-
[isim]
Çok miktarda yemek pişirmeye veya bir şey kaynatmaya yarayan büyük, derin kap
- KARNE
-
Kelime Kökeni: Fransızca carnet
-
[isim, eğitim]
İlk ve ortaöğretim öğrencilerine dönem sonlarında okul yönetimleri tarafından verilen ve her dersin başarı durumu ile devam, sağlık, yetenek ve genel gidiş durumlarını gösteren belge
- "Karnesinde çok fazla zayıfı varsa onunla uygun bir dille konuşunuz."
-
Kişilerin bir haktan yararlanmaları için bir kuruluş tarafından verilen belge
- "Ekmek karnesi. Vapur karnesi."
-
[isim, eğitim]
İlk ve ortaöğretim öğrencilerine dönem sonlarında okul yönetimleri tarafından verilen ve her dersin başarı durumu ile devam, sağlık, yetenek ve genel gidiş durumlarını gösteren belge
- KAĞIT
-
Kelime Kökeni: Farsça kāġaẕ
-
[isim]
Hamur durumuna getirilmiş türlü bitkisel maddelerden yapılan, yazı yazmaya, baskı yapmaya, bir şey sarmaya yarayan kuru, ince yaprak
- "Yazdığı kâğıtları alt alta sıraladı."
-
[sıfat]
Bu yapraktan yapılmış
- "Gece hafif rüzgârlarla sallanan kâğıt fenerlerin aydınlığında dans edilir."
-
Üzerine yazı yazılmış bu tür malzeme
- "Belediye kâtibine bir kâğıt götürmüştü, dönerken kasabın çırağına rast geldi."
-
Yazılı sınav kâğıdı
-
Bakınız iskambil kâğıdı
-
Belge ve doküman
- "... hâkim kararı olmadıkça ... kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz."
-
Menkul kıymetler borsasında işlem gören tahvil, hisse senedi gibi mali değeri olan senet
-
Bakınız menkul kıymetler
-
Bakınız kâğıt para
- "Kalkıp cevabını veriyor; bilirse ne âlâ, beş bin kâğıdı cepledi demektir."
-
[isim]
Hamur durumuna getirilmiş türlü bitkisel maddelerden yapılan, yazı yazmaya, baskı yapmaya, bir şey sarmaya yarayan kuru, ince yaprak
- KALIT
-
-
[isim, hukuk]
Bakınız miras
- "Toprakları üzerinde gelmiş geçmiş eski uygarlıkların insancıl kalıtını özümlemişti."
-
[mecaz]
Kalıtım yoluyla geçmiş olan şey
-
[mecaz]
Görenekler yoluyla yerleşmiş olan tutum veya davranış biçimi
-
[isim, hukuk]
Bakınız miras
- KAGİR
-
Kelime Kökeni: Farsça kārgīr
-
[sıfat, mimarlık]
Taş veya tuğladan yapılan (yapı); kârgir
- "Kâgir ev."
-
[sıfat, mimarlık]
Taş veya tuğladan yapılan (yapı); kârgir
- KALFA
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫalīfe
-
[isim]
Aşaması çırakla usta arasında bulunan zanaatçı
- "Kalfalar, dükkân sahipleri, çıraklar, su dolu helkeleriyle dükkânlarından fırlıyor."
-
Mimar yardımcısı
-
[eskimiş]
Saraylarda ve büyük konaklarda halayıkların başında bulunan kadın
-
[eskimiş]
İptidailerde hoca yardımcısı
-
[eskimiş]
Çocukları evlerinden alarak okula, okuldan evlerine götüren kimse
- "Evin içinde yaşlı bir kalfa ve bir besleme ile kalmıştık."
-
[isim]
Aşaması çırakla usta arasında bulunan zanaatçı
- KAPLI
-
-
[sıfat]
Kaplanmış olan
- "Çantasından çok sayfalı, maroken kaplı küçük bir defter çıkardı."
-
Kabı olan
-
Bakınız ciltli
-
[sıfat]
Kaplanmış olan
- KALIŞ
-
-
[isim]
Kalmak işi
-
[isim]
Kalmak işi
- KAROT
-
Kelime Kökeni: Almanca karotte
-
[isim]
Buz, ağaç, göl ve deniz dibi çamurları, kaya vb. doğal materyallerden veya beton gibi dayanıklılığını belirlemenin önemli olduğu yapay malzemelerden alınan silindir şeklindeki numune
-
[isim]
Buz, ağaç, göl ve deniz dibi çamurları, kaya vb. doğal materyallerden veya beton gibi dayanıklılığını belirlemenin önemli olduğu yapay malzemelerden alınan silindir şeklindeki numune
- KABLO
-
Kelime Kökeni: Fransızca câbleau
-
[isim]
Elektrik akımı iletiminde kullanılan ve yalıtkan bir madde ile sarılı bulunan metal tel
- "Konduları elektrik kablolarıyla sarıp sarmalayacağına söz verdi."
-
[isim]
Elektrik akımı iletiminde kullanılan ve yalıtkan bir madde ile sarılı bulunan metal tel
- KANMA
-
-
[isim]
Kanmak işi
-
[isim]
Kanmak işi