Başında ka olan 4 harfli 46 kelime var. Ka ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ka olan kelimeler listesine ya da sonu ka ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ka bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ka Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AK
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KAFİ
-
Kelime Kökeni: Arapça kāfī
-
[sıfat]
Bakınız yeter
- "Yazık ki eski zamanlarımızda resimle kâfi derecede meşgul olmadığımız için, Boğaziçi kıyılarındaki sarayların ve saraylar kadar güzel yalıların resimleri yapılmamıştır."
-
[ünlem]
"Yeter, yetişir, artık istemez" anlamlarında bir seslenme sözü
- "Artık kâfi, yeter, illallah!"
-
[sıfat]
Bakınız yeter
- KATİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳaṭʿī
-
[sıfat]
Bakınız kesin
- "Cem dayattı ve bu rolü asla kabul etmeyeceğini kati bir dille bildirdi."
-
[sıfat]
Bakınız kesin
- KAKA
-
-
[isim]
Bakınız dışkı
-
[sıfat]
Çocuk dilinde kötü, çirkin
-
[isim]
Bakınız dışkı
- KATI
-
-
[sıfat]
Bakınız sert, yumuşak karşıtı
- "Bu hâl, onu ilk defa giyilen katı gömlek gibi sıkıyordu."
-
[mecaz]
Hoşgörüsüz, acımasız, merhametsiz, zalim olan
- "Katı yürekli. Katı davranış."
-
[mecaz]
Düşünce ve davranışlarında belli ilkelere sıkı sıkıya bağlı olan, hoşgörüsü olmayan; sıkı
-
[fizik]
Sıvıların ve gazların tersine, içinde bulunduğu kabın veya üstünde bulunduğu yerin biçimini almayan; sulp
-
[zarf, eskimiş]
Çok, aşırı derecede
- "Susadım ol dem hararetten katı / Sundular bir cam dolusu şerbeti"
-
[sıfat]
Bakınız sert, yumuşak karşıtı
- KANI
-
-
[isim]
Bir konuda kesin delillere dayanmadan varılan yargı
- "Ahlakın da iyiliğe değil, güce dayandığı kanısındadır."
-
[isim]
Bir konuda kesin delillere dayanmadan varılan yargı
- KAZA
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳażāʾ
-
[isim]
İstem dışı veya ihmal, tedbirsizlik ve dikkatsizlik dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması
-
Bakınız ilçe
- "Muharebe, bütün yollarda, kazalarda, her yerde âdeta neşe veren bir tesir hasıl etmişti."
-
[din bilimi]
Allah tarafından ezelde tayin edilen kaderin gerçekleşmesi
-
[din bilimi]
Vaktinde kılınmayan namazı veya tutulmayan orucu sonradan yerine getirme
-
[eskimiş, hukuk]
Bakınız yargı
-
[eskimiş]
Kadılık görevi
-
[isim]
İstem dışı veya ihmal, tedbirsizlik ve dikkatsizlik dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması
- KARİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳāriʾ
-
[isim, eskimiş]
Bakınız okuyucu
- "Bu kusurlara rağmen Gülistan tercümesi bugünkü hâliyle de Türk karisi için faydalı olmaktan uzak değildir."
-
Kur'an'ı kurallarına uygun bir biçimde okuyan kimse
-
[isim, eskimiş]
Bakınız okuyucu
- KANO
-
Kelime Kökeni: Fransızca canot
-
[isim]
Kürekle yürütülen dar, uzun, hafif tekne
- "Yelkensiz ve dümensiz kotra, şimdi bir kano sürati ile hareket ediyordu."
-
[isim]
Kürekle yürütülen dar, uzun, hafif tekne
- KANA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca canna
-
[isim, denizcilik]
Geminin çektiği suyu göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konulan işaretler
-
[isim, denizcilik]
Geminin çektiği suyu göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konulan işaretler
- KAZI
-
-
[isim]
Bir yeri kazma işi; hafriyat
-
Yer altındaki tarihsel değeri olan şeyleri, yapıları ortaya çıkarmak amacıyla arkeologlarca toprağın belli kurallara ve yöntemlere göre kazılması, araştırılması
-
Bakınız hak (II)
-
[isim]
Bir yeri kazma işi; hafriyat
- KAJU
-
Kelime Kökeni: İngilizce cashew
-
[isim, bitki bilimi]
Antep fıstığıgillerden, yapraklarını dökmeyen, tropikal bir meyve ağacı; bilader ağacı, Amerikan elması (Anacardium occidentale)
-
Bu ağacın meyvesinden çıkarılan, yer fıstığına benzeyen, tatlıyla tuzlu arasında tadı bulunan ve çerez olarak yenilen çekirdek; Amerikan elması
-
[isim, bitki bilimi]
Antep fıstığıgillerden, yapraklarını dökmeyen, tropikal bir meyve ağacı; bilader ağacı, Amerikan elması (Anacardium occidentale)
- KAST
-
Kelime Kökeni: Fransızca caste
-
[isim, toplum bilimi]
Ayrıcalıklar bakımından yukarıdan aşağıya doğru kesin ölçülerle sınırlanmış bulunan, en koyu biçimiyle Hindistan'da görülen toplumsal sınıfların her biri
-
[isim, toplum bilimi]
Ayrıcalıklar bakımından yukarıdan aşağıya doğru kesin ölçülerle sınırlanmış bulunan, en koyu biçimiyle Hindistan'da görülen toplumsal sınıfların her biri
- KADI
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳāḍį
-
[isim, tarih]
Tanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları
-
[isim, tarih]
Tanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları
- KAMU
-
- KANT
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳand
-
[isim]
Şeker ve limonla içilen sıcak su
-
[isim]
Şeker ve limonla içilen sıcak su
- KAMP
-
Kelime Kökeni: Fransızca camp
-
[isim]
Çadır, baraka vb. eğreti araçlardan oluşturulan konak yeri
- "Beni öyle bir dinlenme kampına alsınlar ki kapıdan girerken kimlik kartımla birlikte kişiliğimi de kapıda bırakayım."
-
Bu yerde konaklama
- "Kamp hayatı."
-
Kurum ve kuruluşlarda çalışanların dinlenmek, eğlenmek için gittikleri konaklama yeri
-
Tutsakların veya siyasal sürgünlerin toplanıldığı yer
- "Toplama kampı."
-
Belli bir düşünce çevresinde birleşen topluluk
- "Sırasında ayrı siyasi kamplarda birbirlerinin karşısına çıksalar da düşman görmezler birbirlerini."
-
[isim]
Çadır, baraka vb. eğreti araçlardan oluşturulan konak yeri
- KAYI
-
-
[isim, tarih]
Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri
-
[isim, tarih]
Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri
- KAPI
-
-
[isim]
Bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı; bap
- "Çıtalarla yapılma telli bir kapı koymuşlardı ortasına."
-
Bu açıklıktaki açılıp kapanan kanat
- "Evlerin kapılarında kocaman yeşil bronz tokmaklar vardı."
-
Tavla oyununda iki pul üst üste getirilerek karşı oyuncunun o haneyi kullanmasına engel olunan yer
-
Geçim sağlamak için çalışılan iş yeri
- "Hükûmet kapısı."
-
[tarih]
Osmanlı Devleti'nde resmî görev yeri
-
[bilişim]
Bakınız portal
-
[mecaz]
Gelir, geçim, kısmet sağlayan yer, kaynak veya imkân
- "Onların başvuracağı her kapıya gitmiş."
-
[mecaz]
Gidere yol açan gereksinim
- "Bayram geldi, yine masraf kapıları açıldı."
-
[mecaz]
Ev gezmesi için gidilen yer
- "Bugün yine kaç kapı dolaştın?"
-
[isim]
Bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı; bap
- KASK
-
Kelime Kökeni: Fransızca casque
-
[isim]
Başı darbelerden korumak için sertleştirilmiş sentetik maddelerden yapılmış sağlam başlık
- "Motorun yanına geldiğimizde kask takmak istemiyorum, dedim."
-
[isim]
Başı darbelerden korumak için sertleştirilmiş sentetik maddelerden yapılmış sağlam başlık
- KASE
-
Kelime Kökeni: Farsça kāse
-
[isim]
Cam, çini, toprak vb.nden yapılmış derince çanak
- "Kocaman bakır kâsede kuskus çorbası vardı."
-
[isim]
Cam, çini, toprak vb.nden yapılmış derince çanak