Başında ka olan 4 harfli 46 kelime var. Ka ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ka olan kelimeler listesine ya da sonu ka ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında ka bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ka Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A K

2 Harfli Kelimeler

AK

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KAFİ

Kelime Kökeni: Arapça kāfī

  1. [sıfat] Bakınız yeter
    • "Yazık ki eski zamanlarımızda resimle kâfi derecede meşgul olmadığımız için, Boğaziçi kıyılarındaki sarayların ve saraylar kadar güzel yalıların resimleri yapılmamıştır." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  2. [ünlem] "Yeter, yetişir, artık istemez" anlamlarında bir seslenme sözü
    • "Artık kâfi, yeter, illallah!" (Sermet Muhtar Alus)
KATİ

Kelime Kökeni: Arapça ḳaṭʿī

  1. [sıfat] Bakınız kesin
    • "Cem dayattı ve bu rolü asla kabul etmeyeceğini kati bir dille bildirdi." (Necip Fazıl Kısakürek)
KAKA

  1. [isim] Bakınız dışkı
  2. [sıfat] Çocuk dilinde kötü, çirkin
KATI

  1. [sıfat] Bakınız sert, yumuşak karşıtı
    • "Bu hâl, onu ilk defa giyilen katı gömlek gibi sıkıyordu." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [mecaz] Hoşgörüsüz, acımasız, merhametsiz, zalim olan
    • "Katı yürekli. Katı davranış."
  3. [mecaz] Düşünce ve davranışlarında belli ilkelere sıkı sıkıya bağlı olan, hoşgörüsü olmayan; sıkı
  4. [fizik] Sıvıların ve gazların tersine, içinde bulunduğu kabın veya üstünde bulunduğu yerin biçimini almayan; sulp
  5. [zarf, eskimiş] Çok, aşırı derecede
    • "Susadım ol dem hararetten katı / Sundular bir cam dolusu şerbeti" (Süleyman Çelebi)
KANI

  1. [isim] Bir konuda kesin delillere dayanmadan varılan yargı
    • "Ahlakın da iyiliğe değil, güce dayandığı kanısındadır." (Salâh Birsel)
KAZA

Kelime Kökeni: Arapça ḳażāʾ

  1. [isim] İstem dışı veya ihmal, tedbirsizlik ve dikkatsizlik dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması
  2. Bakınız ilçe
    • "Muharebe, bütün yollarda, kazalarda, her yerde âdeta neşe veren bir tesir hasıl etmişti." (Hamdullah Suphi Tanrıöver)
  3. [din bilimi] Allah tarafından ezelde tayin edilen kaderin gerçekleşmesi
  4. [din bilimi] Vaktinde kılınmayan namazı veya tutulmayan orucu sonradan yerine getirme
  5. [eskimiş, hukuk] Bakınız yargı
  6. [eskimiş] Kadılık görevi
KARİ

Kelime Kökeni: Arapça ḳāriʾ

  1. [isim, eskimiş] Bakınız okuyucu
    • "Bu kusurlara rağmen Gülistan tercümesi bugünkü hâliyle de Türk karisi için faydalı olmaktan uzak değildir." (Asaf Halet Çelebi)
  2. Kur'an'ı kurallarına uygun bir biçimde okuyan kimse
KANO

Kelime Kökeni: Fransızca canot

  1. [isim] Kürekle yürütülen dar, uzun, hafif tekne
    • "Yelkensiz ve dümensiz kotra, şimdi bir kano sürati ile hareket ediyordu." (Aka Gündüz)
KANA

Kelime Kökeni: İtalyanca canna

  1. [isim, denizcilik] Geminin çektiği suyu göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konulan işaretler
KAZI

  1. [isim] Bir yeri kazma işi; hafriyat
  2. Yer altındaki tarihsel değeri olan şeyleri, yapıları ortaya çıkarmak amacıyla arkeologlarca toprağın belli kurallara ve yöntemlere göre kazılması, araştırılması
  3. Bakınız hak (II)
KAJU

Kelime Kökeni: İngilizce cashew

  1. [isim, bitki bilimi] Antep fıstığıgillerden, yapraklarını dökmeyen, tropikal bir meyve ağacı; bilader ağacı, Amerikan elması (Anacardium occidentale)
  2. Bu ağacın meyvesinden çıkarılan, yer fıstığına benzeyen, tatlıyla tuzlu arasında tadı bulunan ve çerez olarak yenilen çekirdek; Amerikan elması
KAST

Kelime Kökeni: Fransızca caste

  1. [isim, toplum bilimi] Ayrıcalıklar bakımından yukarıdan aşağıya doğru kesin ölçülerle sınırlanmış bulunan, en koyu biçimiyle Hindistan'da görülen toplumsal sınıfların her biri
KADI

Kelime Kökeni: Arapça ḳāḍį

  1. [isim, tarih] Tanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları
KAMU

  1. [isim] Halk hizmeti gören devlet organlarının tümü
  2. Bir ülkedeki vatandaşların bütünü; amme
    • "Çevre koruması sorunları İsveç kamusunun bilincine ve hatta bilinçaltına sinmiş." (Haldun Taner)
  3. [sıfat, eskimiş] Bakınız bütün
    • "Biz kimseye kin tutmayız / Kamu âlem birdir bize" (Yunus Emre)
  4. Bakınız halk (I)
KANT

Kelime Kökeni: Arapça ḳand

  1. [isim] Şeker ve limonla içilen sıcak su
KAMP

Kelime Kökeni: Fransızca camp

  1. [isim] Çadır, baraka vb. eğreti araçlardan oluşturulan konak yeri
    • "Beni öyle bir dinlenme kampına alsınlar ki kapıdan girerken kimlik kartımla birlikte kişiliğimi de kapıda bırakayım." (Haldun Taner)
  2. Bu yerde konaklama
    • "Kamp hayatı."
  3. Kurum ve kuruluşlarda çalışanların dinlenmek, eğlenmek için gittikleri konaklama yeri
  4. Tutsakların veya siyasal sürgünlerin toplanıldığı yer
    • "Toplama kampı."
  5. Belli bir düşünce çevresinde birleşen topluluk
    • "Sırasında ayrı siyasi kamplarda birbirlerinin karşısına çıksalar da düşman görmezler birbirlerini." (Necati Cumalı)
KAYI

  1. [isim, tarih] Oğuz Türklerinin yirmi dört boyundan biri
KAPI

  1. [isim] Bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı; bap
    • "Çıtalarla yapılma telli bir kapı koymuşlardı ortasına." (Cahit Uçuk)
  2. Bu açıklıktaki açılıp kapanan kanat
    • "Evlerin kapılarında kocaman yeşil bronz tokmaklar vardı." (Sait Faik Abasıyanık)
  3. Tavla oyununda iki pul üst üste getirilerek karşı oyuncunun o haneyi kullanmasına engel olunan yer
  4. Geçim sağlamak için çalışılan iş yeri
    • "Hükûmet kapısı."
  5. [tarih] Osmanlı Devleti'nde resmî görev yeri
  6. [bilişim] Bakınız portal
  7. [mecaz] Gelir, geçim, kısmet sağlayan yer, kaynak veya imkân
    • "Onların başvuracağı her kapıya gitmiş." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. [mecaz] Gidere yol açan gereksinim
    • "Bayram geldi, yine masraf kapıları açıldı."
  9. [mecaz] Ev gezmesi için gidilen yer
    • "Bugün yine kaç kapı dolaştın?"
KASK

Kelime Kökeni: Fransızca casque

  1. [isim] Başı darbelerden korumak için sertleştirilmiş sentetik maddelerden yapılmış sağlam başlık
    • "Motorun yanına geldiğimizde kask takmak istemiyorum, dedim." (Bülent Özden)
KASE

Kelime Kökeni: Farsça kāse

  1. [isim] Cam, çini, toprak vb.nden yapılmış derince çanak
    • "Kocaman bakır kâsede kuskus çorbası vardı." (Nezihe Araz)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü